Her şey kızım için
Mel Gibson eski usul bir sert erkek filmiyle karşımızda. Fransız yönetmen Jean- François Richet imzalı “Kan Bağı” (Blood Father), 17 yaşındaki kızını suç çetelerinin elinden kurtarmaya çalışan bir babanın öyküsünü anlatıyor.
1980’Lİ yıllara damgasını vuran ve beyazperdeden seyirciye testosteron saçan erkek starlardan biriydi Mel Gibson. Masum ifadeli yüzüyle daha kırılgan ve duygusal bir imajı olsa da benzerleri gibi iş bitirici, sert bir kahramandı. Gibson, “Kan Bağı”nda o yıllardaki imajını hatırlatan bir rolle geliyor karşımıza. John Link (Mel Gibson), yıllarını hapiste geçirmiş eski bir suçludur. Alkol bağımlılığından kurtulduktan sonra tek başına bir karavanda yaşar ve hayatını dövmecilik yaparak kazanır. Birkaç yıl önce annesiyle üvey babasının evinden kaçan 17 yaşındaki kızı sürekli aklındadır. Kızı Lydia (Erin Moriarty) bir gün onu arar. Acil yardıma ihtiyacı vardır. Suç âlemini yakından tanıyan Link, kızının başının büyük belada olduğunu kısa sürede anlar. Karşısında uyuşturucu kartellerinin en tehlikeli tetikçileri vardır...
Liam Neeson’un gişede büyük başarı kazanan “Taken” serisini hatırlatan bir hikâyesi var “Kan Bağı”nın. Artık sessiz, sakin bir hayat yaşayan “eski tüfek” baba, kızının hayatı söz konusu olduğunda yeniden sert bir aksiyon kahramanına dönüşür... Ama “Kan Bağı”, “Taken” serisine oranla daha gerçekçi, ayakları yere basan bir film. Mel Gibson, Liam Neeson gibi kızını kurtarmak için önüne her çıkanı sinek gibi öldüren soğukkanlı bir profesyoneli canlandırmıyor. John Link, sadece kızını görme umuduyla hayata tutunmaya çalışan, bazen yanlış kararlar verebilen ve başkalarının yardımına ihtiyaç duyan bir adam. Katillere karşı savaşırken öyle çok serinkanlı ve kendine güvenli olduğu da söylenemez. Kızının başına gelenlerden kendini sorumlu tutması da önemli bir ayrıntı.
Filmin bir sahnesindeki diyalogda vurgulandığı gibi baba ve kız hayata pamuk ipliğiyle bağlılar ve bu, aralarında kısa sürede güçlü bir bağ kurulmasına neden oluyor. Film aslında babanın gösterdiği özveriden ziyade ikisinin birbirlerini gerçekten tanıyıp anlamaları üzerine kurulu... Filmin en duygusal sahnesi, finale doğru yaşadıkları bir ölüm kalım mücadelesi sırasında Link’in kızını gerçekten tanıdığı o an galiba...
Baba-çocuk ilişkilerini konu edinmesiyle tanınan Peter Craig’in 2005’te yayımlanan romanından sinemaya uyarlanan “Kan Bağı” tahmin edilebilir bir güzergâhta ilerleyen düz bir öykü anlatıyor. Güçlü yanı, inandırıcılığı... Daha doğrusu, aksiyon, şiddet ve olay örgüsü konusunda çok uçmaması. Jean François Richet stilize edilmiş süslü bir anlatımdan ziyade sahiciliğe önem veren bir yönetmenlik sergiliyor. Silahlı çatışma, yakın dövüş gibi sahnelerde olup bitenleri olay yerinden takip eden hareketli bir kamera kullanıyor. Müziği ölçülü tuttuğu, başarılı bir ses çalışmasının desteğiyle bu tür sahneleri seyirci için etkileyici kılmayı başarıyor.
“Kan Bağı”, 1970’ler ve 80’lerde çok moda olan eski usul “sert erkek işbaşında” filmlerinden biri. Son dönemde yeniden revaçta olan bu filmlerin “Taken” ve “Cehennem Melekleri” gibi çağdaş örneklerini pek sevmedim. Ama ABD’de İngilizce çekilmiş bir Fransız filmi olan “Kan Bağı”nın daha kişilikli bir film olduğunu düşünüyorum.
- Yapay zekâdan yargıç olur mu?12 dakika önce
- 20. Yüzyıl klasiğine 21. Yüzyıl yorumu5 dakika önce
- Zombiler bile masum kalıyor3 gün önce
- Çok satan roman uyarlaması5 gün önce
- Japonya'da yalnız bir Amerikalı19 dakika önce
- Hiperaktif spor filmi1 hafta önce
- 2025'in en iyi 20 filmi51 dakika önce
- Bu da kült olur mu?2 hafta önce
- Sinemanın gücüne övgü4 hafta önce
- Hind Rajab'ın sesini duymak4 hafta önce