'Tuhaf'lara özgürlük
TIM Burton kendi temalarından, görsel dünyasından vazgeçmeyen yönetmenlerden... Senaryoya imza atmaya gerek görmeden, çektiği her filmi kendi dünyasının parçası yapabiliyor. Sadece görsel atmosferiyle değil, hikâyenin özü itibarıyla da her filminde ‘burtonesk’ diyebileceğimiz bir dünya kuruyor. Tıpkı Ransom Riggs’in 2011’de yayımlanan romanından Jane Goldman’ın uyarladığı ‘Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları’nda (Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children) olduğu gibi...
BİR KENDİNİ TANIMA HİKAYESİ
Aslında tanıdık bir öykü var karşımızda. Gizli geçitlerden alternatif dünyalara geçen ve orada hayatının macerasını yaşayan gençleri anlatan fantastik filmlerden biri bu... 16 yaşındaki Jake (Asa Butterfield), dedesi Abe’in (Terence Stamp) son nefesinde söylediklerini takip ederek Galler’de bulunan, 2. Dünya Savaşı’ndan kalma yetimhaneye kadar gidiyor ve orada, iyilerle kötülerin karşı karşıya geldiği bir serüvenin kilit ismi olarak buluyor kendini. Sonuçta, bir büyüme ve kendini tanıma hikâyesi... Farklı bir Peter Pan yorumu olarak görmek de mümkün.
Jake, yetimhanenin yıkıntıları arasında kendi serüvenini ararken, ergenlik çağında her gence zorunlu olarak dayatılan gerçekçiliği reddediyor. Yeniden çocukluk hayallerine dönerek özgürleşiyor. İçindeki hayal dünyasını dizginlemek için Jake’i psikiyatra götüren anne ve baba, gerçekliğin sıkıcılığını temsil ediyorlar. Özellikle babanın (Chris O’Dowd) hayallere olan inançsızlığı, tutkusuzluğu ve sevimsiz tembelliği sinir bozucu. Jake, Bayan Peregrine’nin (Eva Green) yetimhanesinde sadece bir macera yaşamıyor; ilk kez ‘tuhaf’ ya da anormal karşılanmadığı bir yerde kendine yeni bir aile de buluyor...
Filmi benzerlerinden farklı kılan yanı, hayal dünyasını arada ziyaret edilip geri dönülebilecek bir yer gibi göstermekten ziyade yaşanacak asıl yer olarak sunması. Jake, lineer zamanı arkasında bırakarak döngüsel zamanın bir parçası oluyor ve gündelik gerçekliğin bayağılığından kurtuluyor. Burton sineması, fantastik âlemleri ya da hayal dünyalarını Hollywood’un aksine kişisel gelişimin bir parçası olarak değil, hayatın kendisi olarak görür zaten. Filmi ‘burtonesk’ ve anlamlı kılan tam da bu özelliği galiba... Burton hikâyeyi resimlere dökerken kendi tarzında masalsı ve naif bir hava yakalıyor. Florida’yı canlı ve parlak renkler; günümüz Galler’ini kirli bir kasvet, yetimhanenin döngü olarak yaşadığı tek günüyse sıcak, doğal ve yumuşak ışıklarla tasvir ediyor. Korku sahnelerinin tümünü de karanlıkta keskin gölgelerle donattığı gotik bir atmosferde çekiyor.
BURTON'IN EN İYİLERİNDEN BİRİ DEĞİL
Çocukların süper yetenekleri itibarıyla hikâyenin süper kahraman filmleriyle de akrabalığı var. Sözgelimi, ‘X-Men’de mutantlar toplum içinde ucube gibi görünmektense Profesör Xavier’nin okulunda bir araya gelir ve kendi içlerindeki kötülere karşı mücadele ederler. ‘Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları’ aynı temayı daha çocuksu bir yaklaşımla ele alıyor. Kuşkusuz yeni ve değişik bir hikâye anlattığı söylenemez. Belki Burton’ın en iyilerinden biri de değil. Ama üslubundan, hikâyesinden ve havada süzülen, ateş gibi yanan, Herkül gibi kuvvetli genç kahramanlarından gelen ‘tuhaf’ bir çekiciliği olduğu kesin.
- Zombiler bile masum kalıyor3 gün önce
- Çok satan roman uyarlaması5 gün önce
- Japonya'da yalnız bir Amerikalı19 dakika önce
- Hiperaktif spor filmi1 hafta önce
- 2025'in en iyi 20 filmi51 dakika önce
- Bu da kült olur mu?2 hafta önce
- Sinemanın gücüne övgü11 dakika önce
- Hind Rajab'ın sesini duymak25 dakika önce
- Avatar, nereye kadar gider?3 hafta önce
- Başarılı bir ilk film4 hafta önce