Bir Harry Potter değil
YENİ bir Harry Potter filmi değil “Fantastik Canavarlar”. Aynı evrenden gelen başka bir hikâye. J.K. Rowling’in Harry Potter serisinin “yan ürünü” olarak yazdığı, Hogwarts Büyücülük Okulu’nda okutulan “ders kitapları”ndan biri... Macera, 1926’da kitabın yazarı Newt Scamander’in New York’a geldiği dönemde geçiyor. Açılış sahnesinde gördüğümüz gazete manşetleri, dünyanın gergin bir dönemden geçtiğini haber veriyor. Büyücülerin dahi kontrol edemediği gizemli canavar New York’ta cirit atarken, birileri ısrarla büyücü-insan çatışmasını körüklüyor. El çantasıyla New York’a gelen Scamander’in amacı ise kıymetli canavarlarından birini Arizona çöllerine bırakıp dönmek. Ama Goldstein (Katherine Waterston) adlı işgüzar büyücü yüzünden kendini New York’ta yaşanan gerilimin orta yerinde buluyor.
EN KOMİK KARAKTER JACOB
Filmin hoş yanlarından biri, Harry Potter serisinden tanıdığımız büyücüler dünyasının ABD’deki karşılıklarını görmek. Rowling, aynı dili konuşan iki ülkenin arasındaki kültürel farklılıkları büyücüler dünyasına adapte ediyor. ABD’de başkanlık sistemi var ve bürokratik yapı İngiltere’ye oranla daha organize... İnsanlara “muggle” değil, “no-maj” diyorlar. Yeri gelmişken filmin en komik karakterinin bir insan, yani Jacob Kowalski olduğunu belirtelim. Jacob’un büyü dünyasına olan yabancılığı, Dan Fogler’ın yorumunun katkısıyla filmin en eğlenceli sahnelerine vesile oluyor.
AYDINLIK BARIŞÇI MESAJLAR
Canavarların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvan türlerini temsil ettiği söylenebilir. Scamander’in “Onları yok etmemeli, korumalıyız” demesi açıktan açığa ekolojik bir mesaj. Filmin en fantastik yanı ise Scamander’in eski moda çantası. Çantanın içindeki gizli âlemde dolaşan insan Kowalski “Bunlar benim beynimden gelemez” dediğinde, Rowling “büyücü yazar” olarak sanki bize göz kırpıyor ve “Şu an zihnimin içindesiniz” diyor... 1920’lerin New York’unun dekor olarak çok iyi kullanıldığı filmde büyücüler, Yeni Dünya’nın azınlık topluluklarından biri olarak gösteriliyor. Grindelwald’un büyücülerin özgürlüğü için katliam önerisi ve savaş başlatmaya çalışması, yaklaşan 2. Dünya Savaşı’nı ve soykırımı hatırlatıyor. Rowling’in, Harry Potter’dan alışık olduğumuz “politik olarak gergin, karanlık ortamlar yaratıp ırkçılık karşıtı, aydınlık barışçı mesajlar” verme çabası “Fantastik Canavarlar” a da damga vuruyor.
HARRY POTTER'IN TADI BURADA YOK
Ancak filmin bütününde bir Harry Potter tadı bulmak mümkün değil. Başta Hogwarts okulu olmak üzere Harry Potter serisi fevkalade iyi kurulmuş bir dünyaydı. Burada ise fantastik unsurlar “ortaya karışık” tarzında, biraz abartılarak sürülüyor masaya. İşin hikâye ve özellikle karakter tarafı bence zayıf kalıyor. Ayrıca, Scamander’i seyrederken Eddie Redmayne’in Danimarkalı Kız ve Oscarlı Stephen Hawking performanslarını hatırladım sürekli. Redmayne’in yorumunun fantastik bir maceraya göre biraz ağır, ciddi ve çok duygusal kaçtığını düşünüyorum. Yönetmen David Yates, görsel olarak fantastik bir aksiyondan beklediğimiz her şeyi koyuyor ortaya. Sonuçta, oyalayıcı, sürükleyici ve göz alıcı bir prodüksiyon. Ama kesinlikle bir Harry Potter değil...
- 20. Yüzyıl klasiğine 21. Yüzyıl yorumu5 dakika önce
- Zombiler bile masum kalıyor3 gün önce
- Çok satan roman uyarlaması5 gün önce
- Japonya'da yalnız bir Amerikalı19 dakika önce
- Hiperaktif spor filmi1 hafta önce
- 2025'in en iyi 20 filmi51 dakika önce
- Bu da kült olur mu?2 hafta önce
- Sinemanın gücüne övgü11 dakika önce
- Hind Rajab'ın sesini duymak4 hafta önce
- Avatar, nereye kadar gider?3 hafta önce