Kediler ve insanlar
Türkiye’ye gelen yabancıların, gezginlerin öteden beri en çok dikkatini çeken konulardan biri sokaklarda özgürce yaşayan kedi ve köpeklerdir. Şehirlerin, semtlerin, sokakların hayatında önemli bir yer tutarlar ve onlara dair anlatılacak gerçekten çok şey vardır.
Ceyda Torun film diliyle kedileri anlatırken onların bize neler anlattığına da bakıyor. Filmde Batılıları şaşırtan, kedilerin İstanbul’un hayatındaki o benzersiz yeri ve insanlarla kurdukları bağ olabilir. Ama film bence kedilerin insanlara öğrettiklerini, onları nasıl değiştirdiklerini ve hayatımıza neler kattıklarını da anlatıyor... Özellikle bu yanıyla “Kedi”yi çok sevdim. Çünkü kediler, onları tanımayanların dediği gibi nankör ya da bencil değildir. Her biri kendisine ait kişiliğiyle var olur ve bizle eşit ilişkiler kurmak ister. Biz onları besler ve onlarla ilgilenirken onlar da bizi iyileştirir, hatta değiştirirler... Ceyda Torun tam da bunları anlatmak istemiş sanki.
Alışıldık bir belgesel değil “Kedi”. Ceyda Torun, bilgi veren belgesel tarzını bir yana bırakıp İstanbul’un farklı semtlerinden kedi portreleri sunuyor bize. Her bölüm genelde tek bir kediye odaklanıyor. Kediler “anne”, “bıçkın” ya da “fare avcısı” gibi farklı karakterler olarak geliyor karşımıza. Filmdeki insanları da sadece kedilerle olan ilişkileri üzerinden tanıyoruz. İnsanlar kedilerin günlük hayatını, alışkanlıklarını ve kişilik özelliklerini bizle paylaşırken onları neden sevdiklerini ve onlardan neler öğrendiklerini de anlatıyorlar. Ceyda Torun filmde sokak kedilerinin bağımsız yanları, mücadeleci kişilikleri ve ayakta kalmak konusundaki becerilerini vurguluyor öncelikle...
Film üç farklı “bakış açısı”ndan çekilmiş. İstanbul, bölüm aralarında sık sık havadan, kuş bakışı çekimlerle gösteriliyor. O çekimlerde kediler değil, insanlar, binalar ve sokaklar var sadece. Sonra kamera kedilerin bakış açısına iniyor ve onlarla birlikte yerden 20-30 cm yükseklikte sokaklarda dolaşıyor. Böylelikle yukarıdan hiç görünmeyen kedilerin gözünden bakıyoruz sokağa ve şehre... Hatta onlarla özdeşleşiyoruz. Tabii bir de insanların gözünden kedilere baktığımız sahneler var.
Sadece kedilerin şirinliğiyle değil, anlatımı ve yönetmenliğiyle de ayakta duran bir film bu... Kamera kullanımının filme katkısı azımsanamaz. Çok iyi çekimler, çok hoş anlar var. Kedilerin söz dinleyen oyuncular olmadığını düşünürsek, ön hazırlık aşamasında, çekimlerde ve kurguda çok uğraşılıp özen gösterildiği ortada. Öyle ki, kedilerin görüntüleri insanların sözlerinden daha çok şey anlatıyor.
Charlie Wuppermann ve Alp Korfalı’nın görüntülerinin özellikle ışık ve renk skalası açısından çok hoş İstanbul manzaraları sunduğunu belirtelim... Kediseverlerin “Kedi”yi sevmemesi mümkün değil ama sinema olarak da ortada iyi bir film olduğu kesin. Filmin en sevdiğim yanı, evimizdeki kediler bir yana, sokak kedileriyle de bağımızı, ilişkimizi hiç kaybetmememiz gerektiğini düşündürmesi oldu. Sonuçta, kediler hepimize iyi gelir...
- Aşkın ve mutluluğun peşinde11 dakika önce
- Yapay zekâdan yargıç olur mu?12 dakika önce
- 20. Yüzyıl klasiğine 21. Yüzyıl yorumu5 dakika önce
- Zombiler bile masum kalıyor3 gün önce
- Çok satan roman uyarlaması5 gün önce
- Japonya'da yalnız bir Amerikalı19 dakika önce
- Hiperaktif spor filmi1 hafta önce
- 2025'in en iyi 20 filmi4 hafta önce
- Bu da kült olur mu?2 hafta önce
- Sinemanın gücüne övgü4 hafta önce