Geri tepen kartel operasyonu
“SICARIO”, 2015 yılının en beğendiğim filmlerinden biriydi. Sadece uyuşturucu kartellerinin şiddetini yaşayan Meksika halkının acılarına duyarlı bir yaklaşım getirmiyor, “Kötülerle savaşırken her yol mubah mıdır, değil midir?” sorusunu da atıyordu ortaya... Hikâyenin çaylak FBI ajanı Kate’in bakış açısından anlatılması, filmin asıl üstün yanıydı. Olaylara çok fazla müdahale edemeyen Kate, genelde Matt ve Alejandro’nun yaptıklarını izliyordu... Derin devlet ajanı Matt (Josh Brolin), suçluları yakalamak için “ortalığı karıştırma uzmanı”ydı. Esrarengiz Alejandro (Benicio Del Toro) ise geçmişi karanlık bir adam... İkisi de sert ve acımasızdı. İkisine de aslında Kate’in gözünden bakıyorduk.
Yeni filmde ise hikâye onların birlikte yürüttüğü gizli bir operasyon üzerinden şekilleniyor. Meksika sınırı üzerinden sızdığı düşünülen üç teröristin ülkede yaptığı bombalı eylemlerin ardından ABD, kartellere savaş açmaya karar verince, Matt göreve çağrılıyor. O da gidip Alejandro’yu buluyor ve birlikte kartel patronunun liseli kızı Isabel’i (Isabela Moner) kaçırmaya karar veriyorlar. Ancak olaylar beklenmedik şekilde gelişince operasyon ters tepiyor...
Matt ve Alejandro, ilk filmde iyi ya da kötü değillerdi. Sadece işlerini yapıyorlardı. Bu filmde ise her ikisinin de insani değerleri bir yana bırakmak konusunda ne kadar ileri gidebilecekleri sorgulanıyor. Devlet ilk filmdeki gibi yine acımasız ve insani olana karşı kayıtsız.
Sonuçta, Matt ve Alejandro’nun “kırmızı çizgiler”i, yani vicdanları üzerine bir film bu... Ne var ki, Kate gibi bir karakteri çıkardığınız zaman “Sicario”nun başka bir filme dönüşeceğini tahmin etmek zor değil. Seyirci olarak Kate’le özdeşleşmemiz mümkündü. Yaşadığı vicdani hesaplaşmalar inandırıcıydı... Matt ve Alejandro’nun vicdani hesaplaşmalarının aynı etkiyi yaptığını söylemekse biraz zor.
Taylor Sheridan’ın senaryosu, derin devletin insan hayatı karşısındaki kayıtsızlığını anlatmakta kuşkusuz başarılı ama ilk filmdeki gibi sorunları toplumsal yanlarıyla ele alamıyor. Bir noktadan sonra Alejandro için her şey bir hayatta kalma macerasına dönüşüyor. Hikâye bir aksiyon, Alejandro da fedakâr bir kahraman haline gelince ilk filmin gerçekçiliği uçup gidiyor.
Üstelik yan karakterlerin iyi yazıldığını söylemek mümkün değil. Isabel ve kartele katılan genç Migel (Elijah Rodriguez), dışarıdan baktığımız, kafalarından geçeni anlayamadığımız karakterler. Finalin de problemli olduğunu düşünüyorum.
Hikâyeyi, üçüncü filme taşımak için yazılan senaryo, sonlara doğru inandırıcılığını kaybediyor...
İtalyan yönetmen Stefano Sollima’nın elindeki malzemeyi özenli ve profesyonel bir anlatımla beyazperdeye aktarmak dışında filme bir katkıda bulunduğunu söylemek zor. “Sicario: Day of Soldado” gerilim ağırlıklı bir aksiyon olarak gayet iyi akıyor. Başta Benicio Del Toro olmak üzere oyunculukları ve yüksek prodüksiyon kalitesiyle belirli bir seviyeyi de tutturuyor ama ilk filmin gölgesinde kaldığı kesin.
- 20. Yüzyıl klasiğine 21. Yüzyıl yorumu5 dakika önce
- Zombiler bile masum kalıyor3 gün önce
- Çok satan roman uyarlaması5 gün önce
- Japonya'da yalnız bir Amerikalı19 dakika önce
- Hiperaktif spor filmi1 hafta önce
- 2025'in en iyi 20 filmi51 dakika önce
- Bu da kült olur mu?2 hafta önce
- Sinemanın gücüne övgü11 dakika önce
- Hind Rajab'ın sesini duymak4 hafta önce
- Avatar, nereye kadar gider?3 hafta önce