'Süper hacker' Lisbeth Salander
İsveçli yazar Stieg Larsson, 2004 yılında hayatını kaybetti ama “Milenyum” serisi David Lagercrantz'ın yazdığı yeni romanlarla devam ediyor. “Örümcek Ağındaki Kız” (The Girl in the Spider's Web), Lagercrantz'ın romanından sinemaya uyarlanan yeni bir Lisbeth Salander macerası...
Lisbeth, ele geçirenlerin dünyayı yok etme şansına kavuşacağı bir programı hack'leyerek Amerikalılardan çalıyor. Gizemli birileri de uygulamayı Lisbeth'in evinden yürütüyor. ABD programı geri almak için İsveç'le işbirliği yapmak yerine, olay mahalline tek başına çalışan ajan Needham'ı (Lakeith Stanfield) gönderiyor... İsveç polisi, programa herkesten önce uğraşmak için devreye giriyor, Lisbeth Salander'i yakalamaya çalışıyor...
Hikâyede anlamlı durmayan bazı noktalar var. Özellikle Frans Balder (Stephen Merchant) karakterinin geçmişteki motivasyonunu, hareketlerinin nedenlerini anlamak kolay değil. Belli ki birçok sahne aksiyon belirli bir düzende aksın diye yazılmış.
En iyi çözüm, mantıksal tutarlılığı en baştan bir yana bırakmak... Patlamalı, kovalamacalı, gerilimli, sürükleyici ve inandırıcılıktan uzak bir aksiyon seyretmek istiyorsanız “Örümcek Ağındaki Kız”ı tercih edebilirsiniz. Ama öncekileri seyrettiyseniz o filmlerdeki politik alt metinler ve sahicilik hissinin burada olmadığını söylemeliyim. Hikâyenin, sonlara doğru Lisbeth Salander'in geçmişine bağlanması filme duygusal bir boyut katıyor, hatta etkilenir gibi oluyorsunuz ama sonra her şeyi unutup gidiyorsunuz. “Örümcek Ağındaki Kız” “maksat aksiyon ve heyecan olsun” diye çekilmiş filmlerden. Façası sağlam ama içi boş...
Filmin en hoş yanı bence Claire Foy'un performansı... İsveç yapımı ilk üçlemede Noomi Rapace, Lisbeth'e sert, bıçkın ve saldırgan bir yorum getirmişti. David Fincher'ın “Ejderha Dövmeli Kız”ında Rooney Mara, biraz narin olsa da sabırlı, kararlı, sakin ve güçlü bir tip çizmişti. Karaktere nevrotik bir hava veren Claire Foy ise her iki yorumdan da esinleniyor. Çocukken yaşadığı ve bastırmaya çalıştığı acıları bakışlarında gizliyor... “Borg vs McEnroe”da sağlam bir Björn Borg yorumuyla karşımıza gelen Sverrir Gudnason, ne yazık ki marifetlerini bu kez pek gösteremiyor... “Don't Breathe” ile 2016'da önemli bir çıkış yapan yönetmen Fede Alvarez'in ise sıradan bir aksiyon yönetmenliğinin ötesine geçtiği söylenemez. Sadece aksiyon severlere...
Filmin notu: 5