Roman kahramanı, Atatürk ve Nur Baba'nın hammaddesi!
Son günlerde arka arkaya gelen iki açıklama kadar “talihsiz” açıklama az görülmüştür kültür sanat tarihimizde ve ileride bugünlerin tarihini yazacak olanlar, bu açıklamalara bakıp bunların yaşanıp yaşanmadığını uzun uzun tartışacak, belki de “Bütün bunlar o dönemin şakalarıydı, salgın hastalık onları bu hale getirmişti, vah zavallılar,” deyip mavrasını yapacaklar.
Birincisi; birilerinin ortaya çıkıp Orhan Pamuk’un “Veba Geceleri” romanında“Atatürk’le alay ediyor” diyerek “faşizmin fırınına odun taşıması” üzerine Yapı Kredi Yayınları’nın yaptığı “Vallahi, billahi alay etmiyor,” yollu açıklaması (madem arkasında durmayacaksın neden transfer edip “renklerine katıyorsun” yazarı!); ikincisi de Erkan Oğur’un İbrahim Kalın’ın türküsüne kopuzuyla eşlik etmesi üzerine kopuzunu başında paralamaları tehlikesi karşısında nedamet getirip “kopuzum kırılaydı da o kopuzu çalmayaydım” demesi…
Birincisi ne kadar saçmaysa, ikincisi o kadar talihsizdir. Demek ki birilerinden korkmak için ille de onun iktidarda olması gerekmiyor diyorum ve sizi Cumhuriyetten birkaç yıl öncesine götürmek istiyorum.
Bu memleket her dönemde aynı memlekettir çünkü…
*
Bir romanı roman olarak değil de “kesinleşmiş mahkeme kararı” olarak okuma geleneği bizde Cumhuriyet kadar eskidir. Hatta Cumhuriyet’ten daha eskidir…
Güzel hikayedir, anlatacağım!
*
Yakup Kadri, gençliğinde “Nur Baba” diye bir roman yazar, roman 1921 yılında “Akşam” gazetesinde tefrika edilir, (o zamanlar gazetelerde tefrika edilen romanlar günümüzün tv dizileri yerine geçiyordu) gürültü kopar, tartışmalar başlar, suçlamalar, ithamlar derken gelen tepkiler üzerine tefrika yarım kalır ancak bir sene sonra, 1922 yılında kitap olarak basılınca aynı kıyamet bu sefer daha şiddetli kopar. Bir sene sonra bir baskı daha yapar roman, üçüncü baskısı 1948 yılında Latin harfleriyle yapıldıktan sonra da romanla ilgili tartışmalar devam eder.
Kendisi de bir vaktiyle “nasip almış” bir Bektaşi olan Yakup Kadri, iyi bildiği bir Bektaşi tekkesinde, o tekkenin şeyhiyle genç karısı arasındaki aşkı konu alıyordu romanında. Fakat kimse bu aşkla ilgilenmez, kitapta anlatılan “Bektaşi ayinlerine” yoğunlaşır herkes. Tıpkı bugün “Orhan Pamuk Atatürk’le alay ediyor” diyenler gibi o gün de bir grup çıkar, Yakup Kadri’yi “bir sırrı açıklamakla”, “Bektaşilerle alay etmekle, onları küçük düşürmekle” suçlamaya başlarlar.
*
Romanla ilgili ilk ciddi eleştiriyi Ahmet Haşim yazar ve büyüyen tartışmaları “Denebilir ki İstanbul Nur Baba’nın badesiyle sarhoştur,” diye tarif eder. Ardından Halide Edip romanı edebi açıdan ele alır, onu Knut Hamsun’un “Pan”ına benzetir ve Yakup Kadri’nin okuyucuyu aşina olmadığı bir dünyaya götürdüğünü, bu yüzden bu kadar gürültü kopardığını söyler.
Zamanın Oda Tv’si, Hürriyet Gazetesi, sözcüsü şahidi, bir tık için -Meral Akşener’in deyimiyle- her türlü “zevzekliğe” hazır irili ufaklı, lüzumlu lüzumsuz bir yığın internet sitesi başlarlar salvoya.
O zamanlar, Yakup Kadri’nin romanlarını Bektaşiliğe yakın duran bir bankanın kurduğu bir yayınevi basmadığı için, kendini savunmak bizzat yazara düşer.
Ama dinleyen kim?
*
Roman 1922’de kitap olarak basılınca, kitabın girişine “Bir İzah” başlığıyla bir “savunma” koyar yazar. Kendini ve romanını savunur.
Ona göre kitabına gelen eleştirirler yanlış yerden yapılıyordu. Bu kitabı yazmaktaki amacı anlaşılmamıştı. O bir sır ifşa etmemişti, çünkü Bektaşilerin bir “sırrı” falan yoktu. Kendisi de vakti zamanında Bektaşi’ydi. Dergaha gidip gelmişliği vardı. Bugün tarikatta bazı “bozulmalar” olmuşsa bunun müsebbibi o değildi. “Ananeden yetişmiş hakiki ve samimi Bektaşiler, Bektaşi dergahlarının bugünkü hali karşısında dilhundurlar.” O “dilhunlardan’, yani “içi kan ağlayanlardan” birisi de kendisidir.
Ve geliyoruz zurnanın zırt dediği yere.
Şöyle der:
Bütün bu iddiaları ret ettikten sonra şöyle devam eder:
Okurlarının da kahramanlarını gerçek hayatta birilerine benzetmelerinin doğal olduğunu söyler ve şöyle bitirir izahatını:
Bütün bu olanlardan sonra saldırılar hala devam edince Yakup Kadri bu kez romanının ikinci baskısına “İkinci İzah” diye bir not daha yazar ama atı, eşeği, katırı alan çoktan İstanbul'u terk etmiştir!
*
Gelelim “Nur Baba”nın Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili hikâyesine…
Ahmet Haşim’in deyimiyle “Bütün İstanbul Nur Baba şarabıyla sarhoş olunca” ve matbuatta olsun, özel sohbetlerde olsun Yakup Kadri’nin roman kahramanı adıyla sanıyla birilerine benzetilince (şimdilerde Kolağası Kamil’i Mustafa Kemal sanmaları gibi!) romanı okumuş olan Atatürk de bu söylentilerden etkilenir ve yaşayan, gerçek “Nur Baba”yı görmek ister.
Yakup Kadri, çeşitli vesilelerle bu hikayeye hatıraları arasında yer verir.
Çankaya’da oturan ve Nur Baba’yı şahsen tanıdığını söyleyen Dr. Ragıp adında bir Bektaşi, Nur Baba’yı bulup Atatürk’ün huzuruna çıkarma görevini üstlenir.
Yakup Kadri gençliğinde Kısıklı’daki Bektaşi Dergahı’na çok sık gidip geliyor, hatta “mektepten memlekete dönen” Yahya Kemal’i de bir gün oraya götürür, Yahya Kemal, Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ı orada görüp aşık olur. Romanındaki bilgilerin büyük bir kısmı bu dergahta edindiği izlenimlere dayanıyordu. Bu yüzden herkes onun romanında bu dergahın Şeyhi Ali Baba’yı anlattığını yayıyordu etrafa, romanla ilgili her polemikte bu zatın adı geçiyordu.
Dr. Ragıp, herkesin “Nur Baba” sandığı Kısıklı Bektaşi Dergahı Şeyhi Ali Baba’yı Atatürk’le görüştürmek üzere Ankara’ya çağırır, sofra kurulur, Mustafa Kemal, Yakup Kadri’yi de davet ederek ona bir “sürpriz” yapacak, roman kahramanıyla onu bir araya getirecektir.
Gerisini Yakup Kadri, vaktiyle Ulus Gazetesinde yazdığı “Bir Bektaşi Babanın Sergüzeşti” adlı yazısında şöyle anlatır:
Yakup Kadri’nin demesine göre bu kısa konuşmadan sonra Mustafa Kemal, o zamana kadar dikkatle “incelemekte olduğu Ali Baba ile hiç meşgul” olmaz artık, diğer misafirlere döner ve başka konularla ilgilenmeye başlar.
*
- "Asabiyet"ten mustarip bir komitacının portresi23 saniye önce
- "Beau Chérif"ten "Boş Herif"e; Şerif Paşa57 dakika önce
- Yaklaşan felaket!2 gün önce
- İdama giden Dostoyevski'nin son 15 dakikası55 dakika önce
- Dostoyevski neyimiz olur?48 dakika önce
- Yeni yılda mutluluk temennisi beyhude mi?12 saat önce
- "Suphi'yi kim öldürdü?"2 gün önce
- Gazoz!32 dakika önce
- Yol ayrımında bir serbesti denemesi57 dakika önce
- Atatürk, Kemalist değildi!4 hafta önce