Ölüme gözü açık gitmek isteyen Yakup Cemil!
Sıcak, aysız bir gecede ufuktan yükselen, uykusu kaçmış bir zencinin üflediği saksafonun içe işleyen çığlığına benzer; okuduğunda dimağında bir zencefil acılığını bırakan “sonra o güller” şiirinde Attila İlhan, “çaresizliği boş bir silah gibi taşıyan”, ‘kürt’ mustafa divan-ı harbi’nde sanık/‘kemalist’ fedailerin yaşattığı/-körüklü çizme avcı ceketi kayzer bıyık-/teşkilât-ı mahsusa” “artığı” eski zaman eşkiyalarından bahseder.
Bilenler; şiir ilerledikçe şairin sözü Yakup Cemil’e de getireceğini bilir.
*
*
Ancak hiçbir darbeci hiçbir darbeciye güvenmez. İttihatçıların “üç atlısı” Talat, Enver ve Cemal (biri Dahiliye, biri Harbiye’ye, öteki Bahriye’ye bakıyordu) hükümet işlerinden çok birbirlerini kolluyorlardı.
Enver için; “sağdan soldan “hizmet süresi” tedarik edilip rütbesi yarbaylıktan tümgeneralliğe yükseltilince, o sırada kendini geleceğin Suriye Kralı olarak gören Cemal de apoletine bir "tümgeneral" işareti koydu, onun Enver’den ne eksiği vardı ki! Talat ise partiyle meşguldü; içi muhalefeti savaş sayesinde dağıtmıştı büyük bir ustalıkla.
Bütün fedailer Teşkilat-ı Mahsusa’nın müfreze komutanları olarak cephelere dağıtılmıştı. Bunlardan sadece Sapancalı Hakkı askerliği bırakmış, ticarete atılmıştı.
*
O sırada en tehlikeli kelime “barış”tı, Almanların yanında bütün cephelerde aslanlar gibi çarpışıyorduk. İttihatçılar memleket için bunu hayırlı görmüşlerdi.
İstanbul’da da Sapancalı Hakkı’nın peşini bu kez İngilizler bırakmadı. Onu ikna ettiler. İngilizlerin Osmanlı’ya teklifi şuydu:
Sapancalı Hakkı bu görüşmeyi kendisinden bile sakladı. Kimseye anlatmadı. Ancak Talat’ın hafiyeleri çoktan peşine takılmıştı.
*
Sapancalı Hakkı’nın bürosu Galata’da “Seyr-i Sefain” (Denizcilik Acentesi) binasındaydı. Ofise eski silahşör arkadaşları uğruyor, memleket ahvalinden konuşuyorlardı. Talat işkillendi, ne oluyordu, hükümet aleyhine birtakım işler mi çeviriyorlardı, ticaret ofisi mi, barış derneği miydi orası belli değil, derhal o ofis kapatılmalıydı!
O günlerde uzun bir süreden beri Bağdat cephesinde bulunan Yakup Cemil aniden kapıdan içeri girdi. Cepheden yeni dönmüştü, Enver söz vermiş, onu yarbay yapıp tümen komutanlığına atayacaktı.
Oysa kazın ayağı öyle değildi. Yakup Cemil gittiği bütün cephelerde büyük meselelere yol açmıştı. Bingazi’de, Balkan Savaşlarında, Kafkas Cephesinde komutanlara illallah çektirmişti. Ardahan’da “Ardahan Fatihi Yakup”, Erzurum’da “Erzurum Fatihliği” unvanını almak için ısrarcı olmuştu. Hasankale’de on altı köylüyü sorgusuz sualsiz asmış, buradan Bitlis’e, sonradan İstiklal Mahkemesi başkanlığını yapacak ve “Kel Ali” unvanını alacak Ali Çetinkaya’nın alayına gönderilmiş, burada da bir yığın sivil Ermeni’nin ölümüne yol açmış, İran’da Şah’a başkaldırmış Kürt Simkoyê Şikak’la birlikte İran içlerine kadar uzanmış, her türlü eyleminden bıkan Ali Bey de onu Bağdat’a göndermişti. Bağdat’ta Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’nın müfrezesinde İngilizlere karşı Irak’ı müdafaa edecekti. Uzun süre beklemeye tahammülü olmayan Yakup Cemil emrindeki tabura hücum emri vererek büyük bozguna yol açmıştı burada da. Bunun üzerine Halil Paşa, onu başından savmak için “Seni genel karargahtan istiyorlar” diyerek onu İstanbul’a yollamıştı. Halep’te; Bağdat’a gitmekte olan Enver Paşa’yla karşılaşmış, ona bütün komutanlarını çekiştirmiş, kendisinden de “yarbaylık” rütbesini istemiş, Enver de onu başından savmak için, “Olur olur, Musul’da Kürt alaylarından bir tümen kuracağım, seni de onun komutanı yapacağım, sen İstanbul’da beni bekle” diyerek onu Dersaadet’e yollamıştı.
Yakup Cemil’in İstanbul’da bulunmasının sebebi buydu.
*
Yakup Cemil, kendisine rütbe bağşedecek Enver’i beklemeye başladı.
Enver döndükten sonra Yakup Cemil huzura çıktı, paşanın başı kalabalıktı, onu bir yere atasın diye Personel Müdürü Şevki Bey’e yolladı, müdür onu hep oyaladı, en sonunda atamaya dair bir emir almadığını söyledi kendisine, Yakup Cemil tekrar Enver’e gitti, Enver de ona, “Sen kanunen yedek subaysın, yedek subaylar tümen komutanı olamaz, mevzuat uygun değil” deyince, “Peki siz yarbaylıktan tümgeneralliğe yükselip, oradan Harbiye nazırı olurken mevzuat uygun muydu?” dememek için kendini zor tuttu, soğuk bir selam vererek çıktı.
İttihat Terakki Partisi’nin kapısından içeri girdi. Derdini bu kez orada bulunanlara anlattı. Orada da derdine çare bulamadı.
Ona göre, Enver Paşa’yı o iktidara getirmişti, yaptığına bin pişman oldu.
Ertesi gün Sapancalı Hakkı’nın ofisine gitti. Bütün gece düşünmüştü, bulduğu tek yol barıştı. Hükümet itilaf devletleriyle anlaşıp tek yanlı barış yapmalı, millet bunu istiyordu!
Orada bulunanlar Yakup Cemil’in söylediklerine şaştı kaldı. Bu arada Sapancalı Hakkı İngiliz ve Fransızların da kendisine böyle bir teklif yaptıklarını ağzından kaçırdı. Yakup Cemil heyecanlandı. İşte tarihi fırsat! Bu teklifi “üç atlıya” yapacaklar, kabul etmezlerse bir darbeyle devireceklerdi.
Sapancalı Hakkı çok korktu, onu hemen eve yolladı ve “bir daha da bu lakırdıları hiçbir yerde yapma” dedi.
*
Görev sefer emrini beklemeye başladı.
Yakup Cemil’in silahlı, üstleri başları dökülen çapulcu müfrezesini gören İstanbul Polis Müdürü durumu Kara Kemal’e bildirdi, Kara Kemal durumu Talat Bey’e; Talat Bey kaçırdığı fırsatı tekrar yakalamıştı, Enver’in Yakup Cemil’i silahlandırmış olması da hoşuna gitmemişti, top ayağına gelmişti.
Talat’ın söylemesiyle Kara Kemal Enver Paşa’ya gitti, “Sapancalı Hakkı ve arkadaşları, Yakup Cemil’i kullanarak size karşı bir suikast düzenleyecekler. Hatta bu amaçla asker bile toplamışlar,” dedi.
Enver Bey İstanbul polisine sordu, evet Yakup Cemil, Mercan’da bir müfreze serseri toplamıştı. Hemen tutuklama emrini verdi. Yanına bir inzibat gitti, Merkez Komutanı Cevad Bey’in kendisiyle görüşmek istediğini söyledi Yakup Cemil’e.
Yakup Cemil komutanın odasına girer girmez tutuklandı, Bekirağa Bölüğüne kapatıldı. Hemen arkasından da tutuklama furyası başladı. Önce Sapancalı Hakkı’yı aldılar, sonra Yakup Cemil’in temas ettiği Yüzbaşı Nevzad, Yüzbaşı Murad, Yenişehirli Haydar, Yahya Kaptan, Hüsrev Sami, Satvet Lütfi ve başkalarını…
Tutuklanan Yakup Cemil’in silahlarını almaya kimse cesaret edememişti. Hapishanede hep uyanık kaldı. Zehirlenirim diye gelen yemekleri yemedi. Hiç uyumadı. İki gün böyle geçti. Sonunda bitap düştü, güçlü kuvvetli üç asker üzerine çullandı, silahlarını aldı.
Yargılama yirmi dört saat sürdü. İdama mahkum oldu. Yakup Cemil, sorgu hakimine şöyle bir hikaye anlattı. “İttihatçının biri kendine hayat sigortası yaptırmak istemiş, sigortacı mesleğini sormuş, ‘İttihatçıyım’ cevabını alınca, ‘Hayır demiş, bizim şirket ipe çekilmesi mukadder olanları sigortalamaz’ demiş. Galiba beni de ipe göndereceksin ama ben şişman adamım, ipin sağlamını bulun da eziyet çektirmeyin” dedi. İdam kararından sonra Yakup Cemil, Enver’den af diledi. Enver sorgu tutanaklarını okuyunca küplere bindi, demek onun yerine Mustafa Kemal’i getirecekti ha, o halde cezasını çeksin!
Bu anı Kemal Tahir, “Esir Şehrin İnsanları” romanında şöyle anlattı:
“Tövbe efendi! Tövbe, aman! Olmaz. Vade yetti mi, tamam… Baksana koca Yakup Cemil Bey harpte mi öldü! Allah rahmet eylesin! Ben ömrümde onun kadar babayiğit adam görmedim. Biz o vakitler buraya yeni gelmişiz! Bir meseleden Enver Paşa’yı kızdırmış. Haydi babam, yakaladılar, buraya kapattılar. Askerleri de dışarıda bakırcı dükkanında oturmakta… Yakup Cemil Bey’in askerleri… Mahpusanedeki babayiğitlerden bir tabur seçmiş. Eğer o gün yakalamasalarmış, muharebeye gidip Bağdat’ı İngilizler’den geri alacakmış. Alacağı da hiç şüphen olmasın! İşte, bu senin yattığın odaya kapattılardı. “Dışarda askerleri var “ dedim ya, pencereden bir işaret etse, İstanbul’u yakarlar şart olsun… Herifler dipten doruğa silahlı…”(s.337)
*
O gün Bekirağa Bölüğü’nde sabah sanki daha erken oldu. Yakup Cemil uyanıktı, demir parmaklıklar arasından Süleymaniye’nin muhteşem minarelerine bakıyordu. Müdür Hakkı Bey yumuşak bir sesle seslendi ona, “Yakup Bey seni yukarıdan istiyorlar” dedi, o da “Enver Paşa Almanya’dan döndü mü?” diye sordu. Hayır, dönmemişti. Nefesi daraldı, elini boğazına götürdü, “Hakkıcığım böyle mi”, sonra başparmağını silahın tetiğine dokunur gibi oynatarak, “Yoksa böyle mi?” diye sordu. Her yer silahlı askerlerle doluydu. Kapıda bekleyen arabaya kıta denetlemeye giden mareşal gibi kuruldu. Bir müfreze süvari takip etmeye başladı arabayı. Kafile Haliç boyundan Eyüp’e doğru yola çıktı.
Merhem gibi bir sonbahar sabahı başlamıştı Dersaadet’te. Haliç altın rengine az önce kavuşmuştu. Martılar çığlık çığlığaydı. Belli ki erken kalkmış olan karpuzcu çoktan sergisini açmıştı. Yakup Cemil’in gözüne karpuz ilişti. Yanında oturan bölük komutanı İhsan Bey’e, “Bir karpuz yesek,” dedi.
Silahtarağası Köprüsü’nden sonra Kağıthane Köşkü’ne yaklaştıklarında Yakup Cemil koca karpuzu bitirmişti.
Ağzını elinin tersiyle sildi. Komutandan bir sigara istedi. Yaktı. Ardından bir tane daha… Üst üste üç sigara içti, oysa hayatında hiç sigara içmemişti.
Cemal Süreya “Sıcak Nal” şiirinin altıncı episotunda o anı şöyle anlattı:
Hepimizin hayatında vardır böyle ilkleri!
Arabadan indi. Meydanda bir kazık vardı. Silah çatmış bir manga asker vardı etrafında. Sevindi. Demek kurşuna dizeceklerdi! İpe çekilmek onursuzluktu. Savcı idam fermanını okurken, engel oldu, “Okuma, neden idam edildiğimi” biliyorum dedi. Müftü “Bir vasiyetiniz var mı?” diye sordu, “Param pulum, malım mülküm yok ki vasiyetim olsun” dedi. “Çoluğuma çocuğuma nasılsa İttihat Terakki bakar.”
Kazığa yürüdü. Arkasını kazığa yasladı, idam mangasına döndü, gözleri bağlansın istemiyordu. “Söz veriyorum, kımıldamayacağım. Gözlerim açık gitmek istiyorum” dedi, bu isteği kabul edilmedi.
*
Tam burada Attila İlhan sözü benden aldı:
Örsan Öymen, "Bir İhtilal Daha Var", Milliyet Yayınları
Galip Vardar, "İttihad ve Terakki İçinde Dönenler", İnkilâp Kitabevi,
Mustafa Ragıp Esatlı, "İttihat ve Terakki Tarihinde Esrar Perdesi ve Yakup Cemil Niçin Öldürüldü?", Hürriyet Yayınları
- "Asabiyet"ten mustarip bir komitacının portresi23 saniye önce
- "Beau Chérif"ten "Boş Herif"e; Şerif Paşa57 dakika önce
- Yaklaşan felaket!2 gün önce
- İdama giden Dostoyevski'nin son 15 dakikası55 dakika önce
- Dostoyevski neyimiz olur?48 dakika önce
- Yeni yılda mutluluk temennisi beyhude mi?12 saat önce
- "Suphi'yi kim öldürdü?"2 gün önce
- Gazoz!32 dakika önce
- Yol ayrımında bir serbesti denemesi57 dakika önce
- Atatürk, Kemalist değildi!4 hafta önce