Ruh ikizi: Goethe ile Hafız...
Okur yazarını, yazar ikizini arar. Çok az yazar ikiziyle karşılaşır ama. Çünkü her yazar kendini biricik sanır. Ama eğer Goethe kadar alçak gönüllüyseniz, "ruh ikizini" yani Hafız’ı bulmak zor değildir. Dört yüz sene geriye gidersiniz, senden çok uzak bir coğrafyada, ikliminden çok farklı bir iklimde, orada hem de senden “çok yeni” bir halde seni bekliyor ikizin.
*
Goethe, Osmanlı tarihini de yazan Avusturyalı şarkiyatçı, saray mütercimi Hammer’ın Almancaya çevirdiği, bugün hepimizin “Hafız” diye bildiği büyük Fars şairi Şemseddin Muhammed Şirazi’nin “Divan”ını okuduktan sonra “ruh ikizi”yle karşılaştı ve onun adını takip ederek “sis perdesinin gerisindeki” Şark’a vardı.
Goethe ardına takıldığı Hafız’ın geldiği diyarın; Şarkıyatçıların sandığı gibi sadece “rakkaselerin gerdan kırdığı”, “buhur ve tütsü kokan”, “çeşmelerinde şerbet ve bal akan” bir “bin bir gece masalları” diyarı olmadığını, Hammer’ın kısım kısım çevirip yayınladığı bazı Kuran ayetleri ile George Sale’nin “Kuran-ı Kerim Tercümesi” sayesinde çabucak anladı.
Orada da “onlara benzeyen” şairler, alimler yaşıyordu. Nasıl olur da bunu şimdiye kadar görmemişlerdi? Ona bunu gösteren Hafız oldu. Peki Hafız’da görüp de aynı şeyin kendisinde de olduğunu fark ettiği şey neydi?
O halde kendisi de bir “Divan” yazabilirdi. Şark şairleri divanlarında şiirin bütün çeşitlerini toplamışlardı. O da bu geleneği takip edebilirdi.
*
Goethe, Hafız’ı keşfettiğinde 65 yaşındaydı, 1814 yılında eline geçti "Hafız’ın Divan”ı. Okur okumaz o kadar etkilendi ki bir an önce onunla “aşık atmak” için sabırsızlanmaya başladı. “Yoksa bu kuvvetli şahsiyet karşısında” ezilecekti. Üzerindeki etkisini şöyle anlattı:
“Batı-Doğu Divanı”nını böyle yazmaya başladı ve itiraf etti:
Bu; kainatın gördüğü Batılı en büyük şairlerden birisinin, Doğulu bir şair karşısında ilk eğilmesidir.
Aleykümselam ve Estağfurullah ya büyük şair!
*
Bir levhaya yazılmış olan Kuran’ın bu ayeti Goethe’yi tam kalbinden vurdu. Etkisinden kurtulamadı. “Hafız’ın Divanı”na da onu bu levha götürdü. “Divan”da karşılaştığı şeyler de onu, o divana benzer bir eser yaratmaya...
*
Hafız, Goethe’den birkaç asır önce yaşamıştı. Hafız’ın devrinde de İran, tıpkı Goethe devrindeki Avrupa gibi kargaşa içindeydi. Ama bu “kargaşaya” rağmen ikisi de coşkusundan bir şey kaybetmemiş, sanatını boşlamamıştı. Yaşama sevinçleri yüksekti, her şeye rağmen hayat devam ediyordu.
Yazmağa oturduğu “Batı-Doğu Divanı”nın hemen girişinde, “Hafızname”de, uzak bir yoldan gelmiş de yol üstünde ona rastlamış gibi sorar “Hafız”a:
Muhammed Şemseddin, söyle bana
Senin milletin, niye sana
Hafız diye, asil bir lakap taktı?
Soruna cevap vererek
Seni taltif edeyim.
Kur’an-ı Kerim’in emrine naklederek kendimi
Kuvvetli hafızama, baştan sona harfiyyen
Nakşeettim Kelâm-ı Kadim’i;
Böylece zühd ve takvâ üzere yaşarken
Gelip geçen günlerin fitne, fesadı
Bana ne değdi, ne bulaştı.
Hulâsa: Peygamberin hadisleri ve onun nüvesi
İtibar kazandırdı da, bundan dolayı
Pek münasip olan Hâfız lâkabı bana verildi.
Bana öyle geliyor ki ey Hâfız, işte buna binaen
Benim gönlüme kalsa, asla ayrılmam senden.
Zira biz, diğer insanlar gibi düşünürsek
Aynen onlara benzemiş oluruz.
Oysa ben, senin tıpatıp bir benzerinim.
Mukaddes kitaplarımızın kitabı Kuran
Azametli tasvirleriyle fetheyledi kalbimi.
Şu örtülerin örtüsünde olduğu gibi,
Alemlere nakşedilmiştir Cenâb-ı Hakk'ın varlığı, birliği.
Emre itaat mecburiyeti, manialar ve gaspa rağmen
Sessiz sinemde neşv ü nemâ bulan iman
Gönlüme verdiği ferahlıkla canıma can katıyor."
*
Hafız dünyaya ve hayata coşkuyla bağlıydı. Hayatın güzelliği Allah’ın eseridir diyordu. Madem dünyada yaşıyoruz o halde bu nimetlerden yararlanmak bizim hakkımız. Şiirlerindeki “rindmeşreplik” buradan geliyor. Yahya Kemal “Rindlerin Ölümü” şiirinde onu şöyle anlatır:
*
Hafız iflah olmaz bir iyimserdi. Her durumda saf bir ruhla, hayata gülümseyerek bakardı. Aynı “iyimserlik” Goethe’de de vardı.
Goethe, “Divan”ındaki ikinci şiirde Hafız’ı “köşeye sıkıştırır”. Madem adını Kuran “Hafız”lığından alıyorsun, o halde bu dünyanın zevklerini , aşkı ve şarabı değil de öteki dünyayı anlatman lazım değil miydi? Burada bir çelişki vardır zira Kuran’ın “Şuara Suresi” açıktır, burada “şairlerin arkasına sapkınların” düştüğünü söyler Allah.
Ama bu mesele bir hayli karışık bir meseleydi.
*
*
Sahiden de “hırkasını meyhanede unutan” Hafız’ın aşk ve şarap şiirleri bu dünyanın şiirleri olarak mı okunmalı, yoksa “mistik” bir mana mı yüklenmeli onlara? Bu soru Doğu-İslam alimleri arasında yıllar yılı tartışılmış sonunda Viyana kuşatması sırasında Kanuni Sultan Süleyman’ın da önüne gelmiş, Sultan işi açıklığa kavuşturma görevini Şeyhülislam Ebusuud Efendi’ye havale etmiş, hemen bir “fetva” istemişti ondan. Ebusuud da fetvasında, “Hâfız’ın Dîvan’ında şeriata aykırı sözler bulunmakla” beraber “çokluk hikem-i zâika ve nüket-i fâikadan nice kelimât” bulunduğunu da ilave ettikten sonra “Marifet, yılan zehri ile faydalı ve şifalı ilacı birbirinden ayırt edebilmektir,” diyerek Hafız’ı kurtarmıştı.
Goethe, fetvasıyla Hafız’ı kurtarmış olan Ebusuud Efendi’ye bir teşekkür borçludur, “Alman’ın Teşekkürü” şiiriyle Ebussud Efendiye bu borcunu şöyle öder:
*
Goethe, “dindarlık” bahsinde Hafız’a yakın durur. Gençliğinde beri “Allah’a kendi tarzında” yaklaşmış, “vecd içinde bir hayranlıktan” çok Allah’ı yaşayan varlıkların içinde, tabiatta, börtü böcekte, havada suda aramış, oralarda bulmuştu. Aynı hissiyatı Hafız’da da görmüştü. Bu yüzden ona göre Hafız tertemiz bir Müslümandı. Müslümanların da Hafız’ın bu yönünü bilmediklerini “Açık Sır” şiirinde şöyle anlatır:
“Sınırsız” şiirinde “cümle alem batsa” da sadece onunla, sadece Hafız’la gitmek ister “müsabakaya” Goethe. Şöyle bitirir şiiri:
*
O zamana kadar hiçbir şair bir başka şaire buna benzer bir şey söylememişti. Belki ondan sonra da...
*
Goethe ölüm döşeğinde bütün perdeleri, pencereleri açtırır ve son sözü, “Biraz daha ışık” olur. “Işık Doğudan yükselir” amenna, ama “Doğu da Allah’ındır/Batı da Allah’ın,” dizelerinin müellifi oydu.
*
Pro. Dr. Melahat Özgü, “Goethe ve Hafız”, Makale, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 4
Goethe, “Doğu-Batı Divanı”, Çeviren: Dr. Bayram Yılmaz, İyi Adam Yayınları
Salah Birsel, "Goethe, Biraz Daha Işık", Broy Yayınları
- "Asabiyet"ten mustarip bir komitacının portresi23 saniye önce
- "Beau Chérif"ten "Boş Herif"e; Şerif Paşa57 dakika önce
- Yaklaşan felaket!2 gün önce
- İdama giden Dostoyevski'nin son 15 dakikası55 dakika önce
- Dostoyevski neyimiz olur?48 dakika önce
- Yeni yılda mutluluk temennisi beyhude mi?12 saat önce
- "Suphi'yi kim öldürdü?"2 gün önce
- Gazoz!32 dakika önce
- Yol ayrımında bir serbesti denemesi57 dakika önce
- Atatürk, Kemalist değildi!4 hafta önce