Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için gittiği New York’ta, bir yandan dünyaya mesajlar verirken, diğer yandan önemli bazı görüşmeler yaptı.

        İkisi birbiriyle iç içe olan iki görüşmeye değinelim kısaca.

        Türkevi’nde Dünya Yahudi Kongresi (WJC) Başkanı Ronald Lauder’i kabul etti. Cumhurbaşkanı yine aynı yerde Amerikan Yahudi Toplumu Çatı Kuruluşları Temsilcilerini misafir etti.

        Lauder, WJC’nin başkanlığına yeni seçildi sayılır. Eski başkana göre daha etkin olduğu dikkat çekiyor.

        Bu yapılanma dünyanın dört bir yanındaki Yahudi cemaatlerinin öncülüğünü üstleniyor. Başka bir ifadeyle dünya ölçeğinde bir lobi gücüne sahip.

        Cumhurbaşkanının bu temasları ve Türkevi’nde dünyaya verdiği mesaj, kuşkusuz Türkiye’nin “yeni dünya”daki yeriyle ilgili.

        İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesi ve diplomatik temsil krizinin çözülmesi de bu sürecin bir parçası.

        Esasen bu normalleşmenin sinyalleri, Türkiye-Azerbaycan ittifakının zirveye ulaştığı Karabağ Zaferi’nde, aynı güç dengesinde İngiltere ve İsrail’in de yer almasıyla ortaya çıkmıştı.

        Gelişmelere bakılırsa devam da edecek.

        REKABET DEĞİL İŞBİRLİĞİ

        Gelelim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’na hitaben yaptığı konuşmaya.

        Çok hızlı birkaç noktaya işaret edip asıl mesaj üzerinde yoğunlaşmak istiyorum.

        Erdoğan, rekabetin değil işbirliğinin önemine işaret ederek “Ortak kaderimizi etkileyen sınamalara karşı ortak gündemle harekete geçmemiz gereken bir döneme girdik” dedi.

        Tahıl mutabakatının başarısı üzerinden aynı yaklaşımın Zaporijya Nükleer Santrali'ndeki kriz konusunda da sergilenebileceğini vurguladı.

        Türkiye’yi terörle kuşatmak isteyenlere net çağrıda bulunurken, BM’ye “Kapsayıcı vasfına yakışan, daha adil bir dünya düzeni için çözümler üretebilen, tüm insanlık adına ortak iradenin vücuda getirildiği bir teşkilat olarak yeniden yapılandırma” önerisinde bulundu.

        Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki, Kafkaslardaki, Ege’deki varlığını ve hedeflerini açık biçimde ortaya koyarken, etrafımızdaki krizlerin çözümüne dair uluslararası işbirliğinin altını çizdi.

        Kuvvetli ve kurgusu sağlam bir metindi.

        “YENİDEN ASYA” GİRİŞİMİ

        Ancak, kendi bakış açıma göre elbette, asıl önemli mesajın altını çizmek istiyorum.

        Şu tanım ve duruşu ortaya koydu Cumhurbaşkanı. Bu cümle ülkemizin yakın geleceğinin kodlarını oluşturuyor:

        “Bu yıl NATO'ya katılımının 70'nci yıl dönümüne ulaşan güçlü bir müttefik olarak, gerek diplomasi hamlelerimiz gerekse askerî kabiliyetlerimizle Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine katkı sağlıyoruz. Avrupalı kimliğimizle kıtanın güvenlik, istikrar ve refahına katkılarımız sürerken en Batı'daki Asyalı olarak da 'Yeniden Asya' girişimiyle, bu kıtada da aynı amaçla çalışıyoruz.”

        Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nden New York’a gelen Erdoğan, tam da beklediğim gibi dünyada nerede durduğumuzu ve bu rolün ana başlıklarını özetledi bu sözlerle.

        Sıralarsak…

        70 yıldır NATO’dayız.

        Askeri ve diplomatik gücümüzle Avrupa-Atlantik hattının güvenliğinde rol oynuyoruz.

        Şu tanım önemli, “En Batı'daki Asyalı”.

        Bu kimlikle, yine güvenlik ve istikrar için “Yeniden Asya” girişimiyle dünyanın diğer tarafında da yer alıyoruz.

        Kuşkusuz bu tanım, aynı zamanda pek çok dengeyi birlikte yürütmek, çatışma bölgelerine yönelik rolümüzü derinleştirmek, kangren haline gelen güvenlik sorunlarımızı muhataplarıyla çözebilmek/yönetebilmek kaydıyla anlamlı.

        ZORLU SÜREÇ

        Yani önümüzde çok zorlu bir süreç var ve bir o kadar da ağır sorumluluklar gerektiriyor.

        O nedenle kaygılı olanları ve nereye gidiyoruz sorusunu soranları asla yadırgamayalım.

        Sadece şunu görmenin yararlı olacağını düşünüyorum.

        ŞİÖ’ndeki ana aktörler, en başta Çin ve devamında Rusya, çok kutuplu bir dünyanın gerekli olduğunu ilan ederken, ABD egemenliğine de meydan okuduklarını söylediler.

        Bunlar hep söyleniyor elbette.

        Ancak ne NATO tarafında, ne de ŞİÖ (ve elbette BRICS) tarafında işler öyle planlandığı gibi ilerlemiyor.

        Semerkant’ta tam üyeliğin de heyecanıyla Rusya’ya yönelik yaptırımları tanımadığını bir kez daha ilan eden İran, şimdi ülkesinde “ayaklanma provası” yaşıyor.

        Bir kritik ülke daha var bu denklemde, Kazakistan.

        Şanghay parantezinde neler yaşandığını da cuma yazısına bırakalım. Türkiye, “En Batı'daki Asyalı” olarak bu çatışmaların ve arayışların neresinde sorusuna cevap arayalım.

        Diğer Yazılar