Washington'da deli saçması bir Türkiye tezviratı
Rahip Brunson’ın salıverilme yerine ev hapsine çevrilen tutukluluğu bir diplomatik krize ve o krizin peşine taktığı ekonomik çıkmaza yol açtı. Meselenin ‘evanjelistlerin oylarını almaya çalışan Trump gerçeği’ gibi bir boyutu elbette var ancak bizim bu realiteyi görüyor olmamız ABD’lilerin de gördüğü anlamına gelmiyor; yani ABD’de Brunson üzerinden Türkiye ve Erdoğan aleyhine şiddetli bir kampanya yapıldığı ve maalesef müşteri de bulduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Şöyle ki; ABD’de belirli çevreler ısrarla “İslamcı” ve “despotik” bir hükümetin, ABD vatandaşı bir papazın Türkiye’de ‘dini gerekçelerle’; yani ‘sadece Hristiyan olduğu için’ tutuklandığı propagandasını yaymaya çalışmakta. Washington Post’un 24 Haziran’da yayınladığı başyazı, bu propagandanın en bariz örneklerinden biriydi. Bu çevreler, Brunson’un tutuklanmasını Samuel Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ tezinde işlenen eksene oturtmaya çalışıyor.
Samuel Huntington Batı için en büyük tehdidin İslam/Müslümanlar olacağını söylüyor, 21.yy.dan itibaren bütün savaşların Hristiyan Batı uygarlıkları ile İslam arasında geçeceğini iddia ediyordu. Kendisinden daha önce Fukuyama tarafından ileri sürülen ‘tarihin sonu’ tezine karşı bir tez ileri sürüyor gibi yapsa da aslında onu destekliyordu. Medeniyetler Çatışması tezi, Fukuyama’nın idealize ettiği Amerikan liberalizminin karşısına çıkmaya cesaret edecek Müslümanlara savaş açmak için kaleme alınmıştı.
Brunson tutuklamasına farklı gerekçelerle itiraz edilebilir... “Tek bir gizli tanık ifadesine dayandırılmış bir iddianame ile bir rahip bunca zaman hapis tutulabilir mi” denilebilir. Hatta “Madem iddialarınız bu kadar ciddi, neden cezaevi tutukluğunu sonlandırıp daha hafif bir yaptırım olan ev hapsine geçiş yaptınız?” diye de sorulabilir. Ancak şu bir gerçek: 15 Temmuz’a çelik çomak muamelesi yapıp Fethullah Gülen’e sadece bir siyasi aktör ya da dini figür muamelesi yapan çevrelerin, Brunson’un Hristiyan olduğu için tutuklandığını iddia etmeleri ve bu deli saçması iddianın Washington Post’un başyazısına kadar sündürülmesi herhalde olabilecek en bayağı algı operasyonudur.
Neyse ki, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yaşanan krizi Türkiye’nin perspektifinden aktarmaya, Türkiye’nin tezlerini anlatmaya gayret ediyor. Çavuşoğlu liderliğindeki diplomasi ekibinin, hep tartışılan ‘Türkiye lehine doğru dürüst lobi ve PR faaliyeti yapılmıyor ’ eleştirisinin işaret ettiği boşluğu doldurmak için sarf ettikleri çaba takdire şayan.
6 Ağustos’ta yayınlanan yazısında Serdar Kılıç, Türkiye’de 24 Haziran’da yapılan seçimlere katılım oranının ABD’deki seçimlere katılım oranının iki katından fazla olduğunu belgeliyor ve seçimin uluslararası gözlemciler tarafından izlendiğini ve meşru görüldüğünü de ekliyordu. Ama daha önemlisi, yazıda Türkiye’nin AK Parti iktidarında artan dini özgürlükleri hatırlatması ve 31 Haziran’da 18 gayrimüslim cemaatin düzenlediği bir basın toplantısındaki açıklamaları vurgulaması idi. Çünkü gayrimüslim cemaatler aynen şöyle demişlerdi basın açıklamasında: “Dinimizi özgürlük çerçevesinde yaşıyoruz ve Türkiye’deki hükümetin hiçbir olumsuz müdahalesine maruz kalmıyoruz”
Huntington muhipleri, Trump lehine oy avcılığı yapanlar ve bilumum avadanlıkları eğri oturup doğru konuşmayı öğrenmeli şu soruya dürüst bir cevap vermeliler: AK Parti döneminde Türkiye’de gayrimüslim azınlıkların hakları azaldı mı yoksa arttı mı?
- SDG'nin 48 saati: Otonomi hayali bölgesel realiteye çarptı4 saat önce
- İstanbul'un güvenlik rakamları bize ne anlatıyor?27 dakika önce
- Trump kanunu: Aldım, vurdum, susturdum3 gün önce
- Halep'in ortasına kanton barikatı kurmak...49 dakika önce
- Gazoz erkeği2 gün önce
- Ormandaki çocuklar4 hafta önce
- Pedal dönüyor ama yol da uzuyor4 hafta önce
- Michael Jackson'u bitiren yazdığı Filistin şiiri miydi?1 ay önce
- 21. Yüzyılın Frankenstein'ı Yapay Zekâ mı?1 ay önce
- Hesaplar tutarsa umut var1 ay önce