Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

KAMUOYUNDA ıslak imza davası olarak anılan ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı hazırladığı iddiasıyla açılan davadan ağırlaştırılmış müebbet hapse, Balyoz darbe planında ele geçirildiği iddia edilen bir listede adının bulunması yüzünden de 16 yıl hapse mahkûm edilen Dursun Çiçek ile röportaj amacıyla görüşmemiz, iki tarafın kan davulu çalanlarında travmaya ve tepkilere neden oldu. Kendilerine hükümet-cemaat çatışması ortada yok iken, özellikle 2010 yılından beri askeri vesayetin tasfiyesinin kirli yollarla olamayacağını hatırlatan onlarca yazım olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Sadece yargılamalardaki sorunlar da değil, Albay Berk Erden'i intihara sürükleyen kara propaganda ve özel hayata dair mütecaviz ithamlara karşı ulusal basında kaç köşe yazarı eline kalem almış mesela, bir bakılsın, öyle konuşulsun. Yazıyı "Albayın intiharı" başlığıyla Google'da aratabilirler. Nitekim İlker Başbuğ'un zarif bir referansla yer verdiği yazılarımdan biri kendisinin "Suçlamalara Karşı Gerçekler" kitabında, hemen oracıkta. Duruma yeni uyanmış değiliz, yeni dile getirmiş değiliz. El hak, ihtimam ve odaklanma sorunu yaşamış olabiliriz, onu da insanın celladıyla selamlaşırken hissedeceği normal isteksizliğe veriniz.

Dursun Çiçek görüşmesinin ardındaki tek motivasyon, kendisini merak etmemdi. Bir de kendi ağzından işitmekti. Kendi klanlarımızın duvarları çünkü hakikati yamultan aynalara da dönüşebiliyor. Sahi cellada benziyor muydu?

Dursun Çiçek tedirgin değildi, korkutucu değildi ve içten görünüyordu. Ultra Kemalist nutuklar yerine demokrasiye atıf yaparak konuşmayı tercih etti hep. Aynı düşünmediğimizin farkındaydı ve bunu "Farklı düşünebiliriz, ama bu aslında iyi. Eğer herkes aynı şeyi düşünseydi hatalar büyür ve onları sınama şansımız olmazdı" gibi beliğ bir cümleyle ifade etti.

"Darbe yapan Evren'e müebbet hapis. Yapılmamış darbe, yazılmamış belge yüzünden bana verilen ceza, ağırlaştırılmış müebbet hapis. Bu, hukuk mu?" serzenişi, yargılama sırasında olan bitenleri hiç bilmeyenlere bile bir fikir veriyordu.

Başbakan Erdoğan'a ilişkin öfkeli ifadeler kullanmadı. Ama sitemkârdı. "Defalarca anlattık, ama bize inanmayı denemediler bile" sözleriyle mesafesini belli ediyordu. 7 Şubat'ta MİT'e yapılmaya çalışılan operasyon için "Başbakan'ı düşürmek içindi" diyor, 17 Aralık'ta başlayan saldırıların Başbakan'ın son dönemde daha milli bir çizgi izlemesiyle bağlantılı olduğunu açıkça söylüyor, olanı biteni net teşhis ediyordu. Çetin Doğan gibi intikam çığlıkları atmıyor ama Hanefi Avcı gibi, bu ayrışmadaki tarafını seçmiyor, daha çok sonuçla ilgileniyordu: "Birbirlerine düştükleri iyi oldu, aksi takdirde hâlâ içerideydik."

Dursun Çiçek, haklı çıkmanın huzurunu yaşamakla yetiniyor şu an. Bu huzur hali, şimdilik tahliye olan bu askerlerin doğal habitatları gibi gördükleri CHP'nin kendilerine bu muameleyi yapanlarla yerel seçim öncesi işbirliği yaptığı gerçeğiyle yüzleşene kadar da sürecek gibi görünüyor. Ne de olsa huzurlu olmak, gerçeği inkâr etmekle eşdeğer olabiliyor.

Ancak inkâr edilemeyecek bir şey daha var. O da faili "paralel yapı" olarak işaretlenmiş bir merkezden gelen saldırı furyasına Başbakan'ın ne yapıp edip direnebildiği, ama koskoca TSK'nın, "güçlü ordu"nun direnemediği, bir defans geliştiremediği gerçeği.

Dursun Bey bunun nedenini "TSK bunu hükümetle haftalık toplantılarda ihdas ederek kurumların konuşması yoluyla, bu tehlikeyi siyasetin çözeceğini düşünerek çözebileceğini düşündü" diye cevaplıyor.

Oysa bir ihtimal daha var: Belki de askerler arkasında duramayacakları kadar büyük yanlışlar, büyük suçlar işlendiğini bildikleri için etkin bir dayanışma içine giremediler. Belki bu yüzden ortak bir tavır ve defans geliştiremediler. Kimbilir?

Türkiye için büyük bir fırsat iken yanlış tedavi ve aşırı doz yüzünden sakatlanmaya yol açmış bu yüzleşme, henüz bitmiş değil. Hiç kuşkusuz tahliyeler beraat değil, adil bir yargılamanın kapısının aralandığının göstergesi. Umarız yeni haksız öteki ve şeytanlaştırma icat etme işine girmeden, ilkesiz ittifakların, siyasi alan kapma kavgasının ve komploların değil, sadece adaletin tecelli ettiği günlere kavuşuruz.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar