Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Eğer 28 Şubat sürecinde liberaller kendi çıkarlarını değil de entelektüel namusu tercih etselerdi FETÖ tehlikesi bugünkü kadar büyür müydü? Diğer İslamcı hareketler, Milli Görüş mesela hiçbir zaman Kırık Hoca’ya sempatiyle bakmamıştı.

        Kim dava adamı, kim davayı başka emeller için kullanıyor farkındalardı... Ama liberaller kolaylıkla kandırıldı, bunun ideolojik altyapısı da hazırdı.

        80’lerde Birikim Dergisi çevresinde Murat Belge ve Ömer Laçiner’in önderliğinde “İslamcılarla diyalog” çabaları zaten başlamıştı. 28 Şubat bu çevreleri hazırlıksız yakalayınca ittifak uğruna farklı kesimler birbirine kenetlendi.

        Türk kahvehane liberallerinin yıllarca sahiplendiği Kürt davasının modası geçmişti. Zeitgeist aleyhlerindeydi; Öcalan’ın yakalanması, yükselen milliyetçilik, MHP’nin iktidar olmasıyla bir anda basında, edebiyat dünyasında belli noktaları hep ele geçirmiş liberaller ortada kaldı.

        O dönemde yeni keşfedilen mağduriyet davası kontenjanları da böylece kapanın elinde kaldı; Türk liberal aydınının en büyük özelliği başkasının mağduriyeti üzerinden kolaylıkla infiale geçebilme haline hazırlıklı olmasıdır.

        YENİ DAVALAR

        Duygu Asena’nın popüler feminizmine karşı Pazartesi Dergisi etrafında radikal feminizm, Murat Belge’yle İstanbul turları ve Osmanlı estetiğini keşif, Ece Temelkuran tipi üniversite kantini solculuğu, pek kimsenin o aralar bulaşmadığı için savunanı az olan Ermeni soykırımı iddiaları, birkaç ÖDP’linin gazetelerde küçük haber olarak çıkmalarına vesile olacak çevrecilik, trans hakları ve bir solculuk broşu olarak medya eleştirisi sahiplenilen yeni davalar oldu...

        Daha kurnaz ve şanslı olanlar ise o dönemin en popüler davası İslamcılık’ı sahiplenmişti. Ana akım gazetelerden atılanlar Zaman ve Yeni Şafak’ta yazmaya başlamıştı. Cihangir’de Kanal 7’de Ahmet Hakan izlemenin şıklık, yazıların tamamını küçük harfle yazmanın egemen erkek diline bir tepki olarak yorumlandığı tuhaf bir dönem -bu küçük harf meselesinin nasıl bir feminist tepki olduğunu hâlâ anlamıyorum.

        TSK’nın bir kurum olarak hedefe konması, sonradan Ergenekon ve Balyoz’a varacak sürecin ilk adımları da o yıllarda atıldı.

        BIR ÇIKAR EVLİLİĞİ

        Doğruya doğru, 28 Şubat da bu cehaletin ürünüydü. Askerin yaptığı türlü hatalar, katı laiklerin kolaylıkla gaza gelebilme potansiyeli, mayo-başörtüsü gibi yanlış denklik ve kıyaslamalar, Ecevit’in başörtüsünden dolayı Meclis’te yarattığı i panik, imkânsız birliktelikler doğurdu.

        Türk liberali çoğu zaman tembel ve sığ olduğundan kulaklarına FETÖ tarafından fısıldanan ezberleri (“hoşgörü, diyalog”) kendi mahallelerine “Siyaset Meydanı”, İletişim ve Metis’ten çıkan kitaplar, Birikim ve Defter dergileri ve de tabii ki Firuzağa Kahvesi’nin basın bülteni (bir dönem benim de yazdığım) Radikal İki üzerinden anlatıyorlardı.

        Bu sayede hemen her gün Kaktüs’e giden ve geçimlerini çeşitli yayınevlerinde editörlük, çevirmenlik yapıp gazetelere parça başı iş yaparak kazanan birtakım entelektüeller kendi Cihangir Cumhuriyeti’ni ilan edip düşünce hayatında bir ağırlık kazanmaya başladı.

        Nazlı Ilıcak’ın başörtüsüne destek vermesinin entelektüel bir ağırlığı yoktu bu çevrelerde. Ama “sol” liberal Nuray Mert’in Nişantaşı’ndan koroya katılması daha estetikti.

        11 EYLÜL PİYANGOSU

        11 Eylül’le birlikte ABD’den dünyaya yayılan “Ilımlı İslam” bir tür piyango oldu herkes için. Nihayet tercihlerini meşru kılacak, kendilerini kazanan konumuna çıkaracak bir fırsat doğmuştu.

        İşte bu çatlaktan ABD’nin de dönemin şartları gereği inanmayı tercih ettiği FETÖ sıyrıldı. Yurtiçinde de kahvehane entelektüellerinin sırtına binerek kendini meşru kıldı.

        Bugün hâlâ bir kısım düşük liberal, eski yanlışlarda ısrar ediyorsa çıkar beklentileri olduğundandır. Belki ABD yine FETÖ’yü seçer, rüzgâr döner diye kenarda bir umut bekliyorlar. Kısacası yine kendi çıkarları uğruna Türkiye’yi kandırıp zarar vermeye hâlâ hazırlar. Bazıları kurnaz olduğu için FETÖ kar- şıtı oldu... Sırf bu yüzden bile FETÖ’yle mücadelede rüzgâr dönmemeli.

        TAM ‘EVET’Çİ OLMUŞTU...

        Abdülkadir Selvi önceki günkü Hürriyet’te, “16 Nisan referandumu, 15 Temmuz’da milletin verdiği kararın yerine getirilmesinden ibaret olacak” diye bitirdi tamamı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgüler dolu yazısını.

        Halbuki daha düne kadar gizli “Hayır”cı gibi yazıyordu... Benim de dikkatimi çekti, Başbakan Binali Yıldırım’ın da...

        Peki ne değişti?

        Bir: Adı hayırcıya çıkınca iktidar mahallesinden saldırıya uğradı.

        İki: Gazetesi malum manşet yüzünden zor durumda, kahramanlığa soyundu.

        Ama tam o sırada Devlet Bahçeli’nin Selvi’nin Aleviliğine de gönderme yapan “kılıç artığı” çıkışı geldi. Haklı olarak öfkelendi...

        Bu gidişle zorla “Hayır”cı yapacaklar.

        #AltınıÇizdiklerim

        YENİ DÜNYA DÜZENİ

        Geçen hafta New York Times’ın kitap eleştirmeni Michiko Kokutani hızla kaosa sürüklenen dünyada neler olup bittiğini anlamak isteyenlere serinkanlı bir bakış olarak Richard Haass’ın yeni kitabını öneriyordu. Haass, dünya liderlerinin mutlaka uğrayıp konuşma yaptığı çok önemli düşünce kuruluşu Council on Foreign Relations’ın başkanı... “A World in Disarray” (Kargaşa İçindeki Dünya) bu karmaşadan nasıl kurtulabileceğimize dair önemli ipuçları içeriyor. Hemen ısmarladım kitabı...

        - Bazılarının tahmin ettiğinin aksine 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte umut verici bir dünya inşa edilmedi. Nispeten dengeli iki kutuplu dünyanın yerine küreselleşme, nükleer silahlanma ve hızla değişen teknolojiye bağlı daha karmaşık, çok kutuplu bir dünya geldi.

        - Son zamanlarda olgun demokrasilerde popülizmin ve aşırı uçların, diğer ülkelerde de otoriterliğin yükselmesiyle dengesizlik daha da arttı.

        - Bu dönemin kuvvetli ülkelerinin arasında giderek yükselen düşmanlık, küresel engeller ve çözümler arasında büyüyen uçurum, pek çok bölgede çatışma ihtimali ya da gerçeği, ABD dahil birçok ülkede artan siyasi işlevsizlik ve değişim, dünya düzenini tehdit edecek güçlere karşı bir dış politika tasarlamayı giderek zorlaştırıyor.

        - ABD hâlâ sırtında dünyada düzeni kurmak ve sürdürmek konusunda büyük bir yük taşıyor. Tutarlılık ve güvenilirlik büyük bir güce atfedilen en önemli özellikler. Kendi güvenlikleri ABD’ye bağlı olan dost ülke ve müttefikler bilmeli ki bu güven boşa değil. Eğer Amerika’ya yönelik kuşku duyulmaya başlanırsa bu çok farklı ve daha düzensiz bir dünyaya yol açar.

        Diğer Yazılar