Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Dünyada laik-dindar çatışmasını incelemek için Brooklyn’in Williamsburg bölgesi mükemmel bir örnek. İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce Yahudiler’in yerleştiği bu semt son yıllarda dünya çapında bir soylulaştırma başarısı olarak öne çıkıyor.

Çatılarında arı yetiştiren, her şeyin turşusunu yapan, bir bardak kahve için 15 dakika bekleyen hipster’ların istilasıyla kendi kendinin karikatürü oldu Williamsburg. Hemen ardından da pahalı rezidanslar yapıldı, zenginler ve ünlüler yerleşti, en meşhur lokantalar ve mağazalarla birlikte turistler için de uğranası bir durağa dönüştü. Öte yandan, Yahudi nüfusu da köklerinin olduğu bu semti terk etmedi. Hala birçok ultra-ortodoks Yahudi cemaati burada yaşıyor.

Bu değişim uyumlu bir birliktelik olmadı ama. Hipster’lar bisikletle şehri gezmeye başladı, belediye de bisiklet yolları açmak için harekete geçti. Kendi mahallerindeki yaya ve bisiklet trafiğinin artacağından yakınan Hasidikler itiraz etti. Geçtiğimiz yıllarda Hasidiklerin işlettiği dükkanların kapısına şort, terlik, askılı kıyafet giyen kadınların giremeyeceğine dair uyarılar asılmıştı.

Bugünlerdeyse dünya virüsle mücadele ederken dindarlarla seküler dünya arasındaki süregelen çatışma bir başka boyuta taşınıyor.

GİZLİCE AÇILAN DİN OKULLARI

Evime yakın olduğu için sık sık içinden bisikletle geçtiğim bu Hasidik mahallelerinde bir süredir pandemi yokmuş gibi bir hava gözlemliyorum. Williamsburg’un bu güney kısımlarında hiç kimsede maske görmüyorum. Çocuklar sokaklarda toplu halde oynuyor, aileler maskesiz yürüyüşlere çıkıyor, kaldırımda normal zamanları andıran bir hareketlilik var.

Önceki gün gördüğüm maskesiz insanlar tesadüf mü diye tekrar gittim, bu sefer özellikle beklememe rağmen bir tek maskeli insan çıkmadı karşıma. Birkaç gündür haberlerde de Hadisiklerin tedbirlere meydan okuyan davranışları gündeme geliyor zaten.

Daha geçen ay iki bin beş yüz kişi cemaat lideri bir hahamın cenazesini yasaklara aldırış etmeden kaldırdı ve şehrin belediye başkanını çıldırttı. Önceki gün 60 kişilik bir yeshiva -din okulu- basıldı, zaten semtte bir süredir birçok yeshiva’nın gizlice faaliyette olduğu konuşuluyor. Polis ayrıca yine Williamsburg’da camları çöp torbalarıyla kapatılmış, kapısı kitli iki ayrı sinagogda toplanmış yüzlerce kişiyi buldu. Üstelik bütün veriler Hasidikler arasında corona ölümlerinin diğer etnik ve dini gruplara göre daha fazla olduğuna işaret ediyor.

Öyle görünüyor ki uyarılar bu aşırı muhafazakar dindar gruplara pek işlemiyor. Bu durum öncelikle polisi, belediyeyi zor durumda bırakıyor. Ama aynı zamanda şehirde giderek neredeyse Hasidik Yahudiler salgının tek sorumlusuymuş gibi önyargılar büyüyor—açık açık dillendirilmese de.

Kuşkusuz bir yanda dini özgürlükler, ibadet hakkı var, bir yandan da alıştığımız gündelik yaşamı donduran bir salgından geçiyor dünya. Türkiye’de de camiler tartışılıyor; Amerika’da da bu tartışma sadece Yahudiler üzerinden değil kiliseler üzerinden de tırmanıyor. Birçok rahip eyalet kararlarını hiçe sayarak kiliselerini açıyor, muhafazakar politikacılar din adamlarını destekleyerek tedbirlerin delinmesine neden oluyor. Bu dini baskı o kadar kuvvetli ki yakın zamanda Beyaz Saray ülkenin yeniden açılması konusunda ibadet yerlerine yönelik tavsiyelerde de bulunan Salgın Hastalıklar Dairesi raporunu kiliselere çok fazla kısıtlama getirdiği için rafa kaldırdı.

Oysa mesela Teksas ve Georgia’da alelacele açılan kiliselerde arka arkaya pozitif vakalar gelmeye başladı; rahipler dahil. Ve şimdi bu kiliseler belirsiz bir süreliğine yine apar topar kapatıldı.

KÜLTÜR SAVAŞLARI TIRMANIYOR

Ama din insanlarının haklı olduğu bir taraf da var: İnsanların özellikle böyle zor zamanlarda ibadete ihtiyacı olabilir. Üstelik pek çok kişi yakınlarını bu virüs yüzünden kaybederken onların yanında olamadı, cenaze bile düzenleyemediler. Bu ihtiyacı sömüren siyasetçiler de kültür savaşlarını tetikliyor.

Birçok başka dindar grubun aksine, Hasidiklerin dış dünyayla hemen hemen hiç bağı yok. Seküler dünyayı toptan reddediyorlar. Çocuklarını kendi okullarına gönderiyorlar, haberlerini merkez medyadan almıyorlar. Çoğunun akıllı telefonu, bilgisayarı, İnternet bağlantısı, hatta televizyonu bile yok. Türkiye’de her gün televizyona bilim insanları, tıp uzmanları çıkıyor ve neredeyse en cahilimiz bile virüsten haberdar oldu. En azından hemen herkes maske takması gerektiğini biliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan daha ilk günlerde virüsle ilgili yaptığı açıklamada dini söylem kullanarak, temizlik-iman vurgusu yaparak bilinçli bir şekilde Türkiye’deki aşırı muhafazakar tabana mesaj veriyordu. Nitekim Türkiye’de camiler erkenden kapatıldı ve birkaç tekil hadise dışında zorlama, çatışma olmadı.

Dış dünyaya tamamen kapalı bir dini cemaat salgın sırasında bilinçlendirilir? Üstelik bu inkar ve red sürdükçe sadece kendilerini risk altına almıyorlar, bütün şehirde salgının önüne geçilmesinin önünde engel oluşturuyorlar. Bu süreçte dinin kamusal hayattaki etkisi ve rolü mecburen daha yüksek sesle tartışılmak zorunda kalacak Batı’da.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!