Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Pazar günü Atina’dan yayılan amatör kamera görüntüleri benzerlerini daha çok ABD’de gördüğümüz türde bir polis şiddetinin belgesiydi. Parktaki masum bir vatandaşı sokağa çıkma yasağını ihlal ettiği için yere yatırıp copla dövüyor polis. Yunanistan’da protesto aşılmadık bir durum değil, bu sefer de altı bin kadar gösterici bu görüntüler üzerine sokağa döküldü. İsyanın tek nedeni parktaki saldırı değil; geçtiğimiz sene Yunanistan’da polis şiddeti yüzde 75 arttı.

Protestolar da Yunanistan’a özgü değil. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde göstericiler aylardır protesto düzenliyor. Amerikan medyası bu isyanı çoğunlukla görmüyor, Avrupa’dan gelen haberlerde ise gösteriler “virüs inkarcısı” diye çerçeveleniyor. Halbuki Avrupa virüs bahane edilerek demokrasinin, insan haklarının erozyona uğramasına isyan ediyor. Atina’daki en kalabalık gösterilerden biriydi, ama son olmayacağı da ortada. Zira kıtanın dört bir yanında hükümetler virüs bahanesiyle demokrasiyi zayıflatıyor.

Önceki gün Avrupa’nın en önemli sivil toplum kuruluşlarından Civil Liberties Union for Europe’un (Liberties) açıkladığı raporun sonucu da bu yönde: Avrupa’da son bir senede hukukun üstünlüğü ve demokrasi geriledi, küresel salgın demokrasiye geçici ara vermek için bahane oldu.

KEYFİ GÖZALTI VE BASINA YÖNELİK TEHDİTLER

Rapor, Liberties’in işbirliği yaptığı sivil toplum kuruluşlarının kendi ülkelerindeki değerlendirmelerinden oluşuyor. Her ülke için ayrıntılı inceleme var; şaşırtıcı olan demokrasi geleneği gelişmiş ülkelerle gidişatın endişe verici olduğu yerlerin bile giderek birbirine benzemesi. Sadece otokrat rejim Macaristan değil sorunlu olan, Almanya ve Fransa gibi örnek ülkelerde de gerileme var.

Dernek AB üyesi 14 ülkede yaptığı incelemede en kaygı verici sonucun basın özgürlüğü ve sivil toplum üzerinde kurulan baskılar olduğuna dikkat çekiyor. Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovenya’da basın özgürlüğü konusunda ciddi gerileme var. Gazetecilere yönelik saldırılar ve tacizler sıklaştı. Slovenya’da gazeteciler düzenli olarak tehdit ediliyor, kadın gazetecilere “fahişe” anlamına gelen “prostitute” kelimesiyle “press” sözcülüğünden türetilen “presstitutes” lakabı takılmış. Ülkede pek çok gazeteci kendilerini benzer saldırılara karşı korumak için otosansüre sığınıyor. Bulgaristan, İtalya, İspanya ve Hırvatistan’da gazetecilerin görev yapması giderek zorlaşıyor. Örneğin İtalya’da pandemi bahanesiyle gazetecilerin devletten bilgi edinme hakkı geçici olarak donduruldu, bu da basının iş yapmasını, engelledi. Basın özgürlüğü alanında ilerleme kaydeden ülke sadece Romanya, ama Almanya ve İrlanda’da dahi gerileme var.

Gösteri hakkına yönelik hükümetlerin getirdiği kısıtlamalar endişe verici bir başka alan. Fransa, İspanya, Polonya gibi birçok ülkede protestoların bastırılması ve keyfi gözaltı uygulamaları demokrasiyi zayıflatıyor. Kimi ülkelerde politikacılar ve iş dünyası eleştirileri susturmak ve göstericileri bezdirmek için yargıyı silah olarak kullanıp olur olmaz davalar açıyorlar. İtalya, İrlanda ve Fransa’da susturma amaçlı açılan davalar alışkanlık haline gelmiş.

Yargı bağımsızlığının zaten problemli olduğu Bulgaristan, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde hukukun üstünlüğü son bir senede iyice zayıfladı. İrlanda ve İspanya’da bile hukuk alanında gerileme var; mahkemeler kapalı olduğu için biriken davalardan dolayı adalet zamanında işlemedi, hükümetler yargıya yeterli kaynakları sağlamadı. Polonya’da karantina döneminde görülmesi gereken bütün davalar iptal edildi. (Rapor yolsuzluklara da değiniyor; pandemi kılıf oldu. Ayşe Özek Karasu’nun yazısında hangi ülkenin nasıl yolsuzluk pandemisine bulaştığını okuyabilirsiniz.)

NE KADARI KALICI

COVID-19 tedbirleri yüzünden demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarından toplu gösteri hakkı Avrupa hükümetleri tarafından neredeyse unutuldu. Polonya hükümeti geçen sene Mart ayında kalabalıkların toplanmasını 50 kişiyle sınırladı. Fransa, Bulgaristan, Hırvatistan, İspanya hükümetleri protestoları dağıttı, eleştirileri susturdu. Bulgaristan’da hükümet aleyhinde gösteri yapanlar polis tarafından dövüldü, tutuklandı, avukat tutmaları engellendi, polis şiddetine yönelik soruşturma açılmadı. İspanya ve Slovenya’da da artan polis şiddeti ve keyfi gözaltları arttı.

Problemli alanlardan biri yasama. Virüsü hükümetlerin katılımcı demokrasiyi askıya alarak aceleyle kanun yapmalarına fırsat tanıdı. Sokağa çıkma yasakları, seyahat kısıtlamaları olağanüstü hal kapsamında devreye sokuldu. Apar topar alınan kimi kararlar hükümetler virüse hazırlıksız yakalandığı için çok tartışılmadı, panik içindeki toplumlar da olağanüstü hali sorgulamadı. Ancak bir sene sonra olağanüstü hal kanunlarının kalıcı olmaya başladığı görülüyor. Macaristan daha ilk başta kurnaz davranıp hükümetin yetki alanını genişletmişti. Polonya ve Slovenya da bu arada pek çok tartışmalı yasayı kasten geçirdi. “Geçici” kanunlar hala yürürlükte.

Katılımcı demokrasinin önde gelen örneklerinden İsveç’te bile bir günde kanun çıkartıldı. Virüs yüzünden alınan tedbirlerin demokrasi geleneği güçlü Almanya, İrlanda ve İsveç gibi ülkelerde de uzun vadeli olumsuz etkisi olacağından endişe ediyor. Geleceğe yönelik soru işaretlerinden biri COVID-19’la mücadele adına alelacele alınan kararların hangilerinin kalıcı olacağı. Ülkeler birbirlerinden öğreniyor, otoriterlik bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor. Sonuçta insanları eve kapatarak devlet yönetmenin kolay bir tarafı olduğu kesin. Bizler ölü ve vaka sayılarıyla korkutulurken, en ileri demokrasiler bile nasıl özgürlüklerden biraz daha taviz vermenin hesabını yapıyor.

Neyse, iyi ki AB ülkesi değiliz diyeyim bari…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00