10 yıl sonra
10 yıl önce yarın Hrant Dink vuruldu. Bu ülkenin, şu sıralarda fena halde sindirilmiş ve bastırılmış olsalar da, küçümsenmeyecek sayıdaki vicdanlı insanı bu cinayete isyan etti. Yüz binlercesi İstanbul’un gördüğü en kalabalık kortejlerden birisini tamamen gönüllü katılımla oluşturarak Dink’in cenazesini kiliseye kadar takip edip son görevlerini yerine getirdi. Dönemin en yetkili siyasileri canı kendilerine emanet edilmiş bu Anadolu evladının cenaze törenine katılmamayı tercih etmişlerdi.
Özellikle FETÖ soruşturmaları başladıktan sonra artık rahatlıkla ortalığa saçılabilen bilgi ve bulgular devlette sorumluluk mevkiindeki herkesin cinayetin geleceğini bilip engellemediğini, hatta teşvik ettiğini gösterdi. Geri dönüp bakıldığında ülkenin hayallerinin üzerine bu cinayetle şal atıldığı daha iyi anlaşılıyor.
Hafızası çok zayıf ve giderek kendi içine dönmüş grupların toplamı haline gelen bir toplumda Dink’in anısını yaşatmak “Hrant’ın dostlarına”, mahkeme safhasını hâlâ inatla takip edenlere ve her yıl sayıları azalan ama inatla, inançla cinayet saatinde Agos Gazetesi’nin önüne gidip saygı duruşu yapanlara kalmıştı.
Geri dönüp baktığımızda daha iyi anlaşılmıştı ki Dink namlunun ucundaki adamdı. Tüm dilbilgisi kurallarına ve metin yorumlama mantığına aykırı şekilde okunan bir yazısı “Türklüğe hakaret ettiği” iddiasıyla yargılanmasına ve hapis cezası almasına yol açmıştı. Yargıtay Başsavcısı’nın suç unsuru bulunmadığını belirtmesine rağmen Yargıtay bu kararı onadı.
Başsavcının itirazı üzerine toplanan Yargıtay Genel Kurulu kararda ısrar etti. Bu yargılama safhaları boyunca, o dönemdeki televizyon izleyicilerinin, Anadolu’nun her kentinde yapılan toplantılarda kendisini dinlemeye gidenlerin söyledikleriyle hemfikir olmasalar bile dürüstlüğüne, duruşuna, vatan sevgisine saygı duydukları Dink müthiş tehditlere ve manevi bir lince maruz bırakıldı.
Dink’in, kurucusu ve genel yayın yönetmeni olduğu Agos Gazetesi’nin, öldürülmesinden 9 gün önce çıkan sayısındaki başyazısının başlığı “Ruh halimin güvercin tedirginliği” idi.
Sonradan bir vasiyet gibi okunan o yazıda şunları yazmıştı:
“Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi...Kalacaktık ve direnecektik.”
Dink son çare olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştu, sonucu bekliyordu. “Orada da suçlu bulunursa bu utançla yaşayamam” diyerek ülkeden gidecekti.
Yazıyı şöyle bitirmişti: “Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.”
On yılın sonunda bu dava hâlâ sonuçlanmış değil. Tüm boyutlarıya aydınlatılacağına güvenmek de zor. Yukarıdaki bilgileri yeniden vermek gerekiyor zira Hrant Dink öldürüldüğünden beri ülkenin nüfusu yaklaşık 9 milyon arttı. Ne yarınki merasimin anlamını kavrayacak bir ortam ne de maktulü hatırlayacak bir hafıza var. O nedenle yarın Agos’un önünde olmak önemli, zira Milan Kundera’nın yazdığı gibi, “İnsanın iktidarla mücadelesi hafızanın unutmayla mücadelesidir”.
- Veda ve teşekkür7 yıl önce
- Bir seçimi kazanmak ya da bugünler için La Bamba7 yıl önce
- NATO'nun belirleyici rolü7 yıl önce
- NATO7 yıl önce
- Trump Amerika'sı7 yıl önce
- Demokrasi olgunluk sınavını veriyor7 yıl önce
- Seçim7 yıl önce
- Yavru köpeğin bakışı, Ayşe Hanım'ın sözleri7 yıl önce
- ABD'nin yolu7 yıl önce
- G-?7 yıl önce