11 Eylül ve ABD
El Kaide, 11 Eylül'de ABD'nin ekonomik, askeri ve siyasi gücünün sembollerine yönelik olarak tasarladığı eylemleri gerçekleştirdi. Bu amaçla kaçırılan uçaklardan üçü Dünya Ticaret Merkezi ile Pentagon'u vurmakla birlikte Kongre veya Beyaz Saray'ı vuracak uçak, yolcular tarafından düşürüldü.
O gün de bugün de bu eylemlerin bir komplo sonucu gerçekleştiğine inanan, El Kaide'nin bunları gerçekleştiremeyeceğinden emin, CIA ve MOSSAD ortak yapımı bir gösteriyle dünyanın başına çorap örülmek istendiğini söyleyen çok. ABD'nin 11 Eylül saldırılarının ardından bu eylemlerle alakası olmayan Irak'a yalan ve desise ile dolu bir kampanya sonucu saldırması bu görüşleri körükledi.
Bir Büyük Ortadoğu Projesi'nden dem vurulması dünyanın en büyük gücünde tanrısal keramet ve yönlendirme becerisi görenlerin komplo takıntılarını derinleştirdi.
ABD'nin 11 Eylül'den sonra başlattığı savaşlar bu ülkeye siyasi, ekonomik ve askeri olarak pahalıya patladı. Savaşların ABD'ye verdiği zarara bakınca Bush yönetiminin bir öngörüsüzlük sorunu olduğu görülüyor. ABD bölgesel hasmı İran ile küresel hasmı Çin'in güçlenmesine yol açan bir iş gerçekleştirdi.
Ekonomik olarak derin bir krize sürüklendi. 2001 'de 304 milyar dolar olan savunma harcamaları 2008'de 616 milyara çıktı. 128 milyar dolarlık bütçe fazlası 458 milyarlık bir açığa dönüşürken, borcun gelire oranı da 2001 'de yüzde 32.5'ten 2009'da 53.5'e çıktı. Yabancı devletlerin elindeki ABD tahvilleri toplam borcun yüzde 13 ünden yüzde 30 una çıktı. ABD'nin Çin'e borcu 2001 yılında 78 milyar dolarken 2011 de bu rakam 1.1 trilyon dolara çıktı.
Bush yönetimi, 2002 yılındaki Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde dünyaya ABD'nin tehdit diye değerlendirdiği her konuda önleyici saldırıda bulunma hakkı olduğunu savundu.
11 Eylül ile ilgili yazılara bakıldığında on yıl önceden farklı olarak asıl belirleyici olanın eylemler değil, bu eylemlere karşı ABD'nin verdiği cevap olduğu üzerinde bir mutabakat var. Son tahlilde 11 Eylül eylemleri ulusaşırı bir örgütün, güçlü devletin şahsında devletler sistemine yaptığı bir saldırıydı. Buna mukabele edilmemesi söz konusu olamazdı.
Yanlışlık, "terörle savaş" başlığı altında her yöntemin mubah görüleceği, intikamcı, işkence ve kötü muamelenin rutinleştiği bir yola sapılmasındaydı. Irak örneğinde ise 19. yüzyılın müstemleke güçleri mantığıyla 21. yüzyılda daha zayıf bir ülkeye şekil verilebileceğine inanılmasındaydı.
Aslında bu tercihin faturası da tümüyle Bush'a ait değildi. Bush'un özelliği zekâ kıtlığıyla giriştiği işin sonuçlarını düşünme gereği duymamasıydı. Yoksa o güce sahip herhangi bir Başkan ın Irak işine bulaşmayacağını söylemek bile kolay değil. Amerikan siyaset sınıfı 2002 den itibaren Saddam'ın gitmesini bir ulusal çıkar hedefi haline getirmişti bile.
Amerikan siyasal kültüründeki, ABD nin başka halkların çıkarlarını onlardan fazla düşündüğü inancı ve misyonerlik ruhu genelde savaşlara karşı çıkmış, ama Bosna ve Kosova' dan sonra savaş yoluyla iyi bir amaca hizmet edilebileceğine inanmış liberal ve sol liberal entelektüellerin de yeni muhafazakârlara destek vermesine yol açtı. Büyük tarihçi Tony Judt'un deyişiyle "Bush'un yararlı aptalları", savaşı Amerikan kamuoyuna satmakta çok önemli bir rol oynadılar. Amerikan medyasının önemli bir bölümü de sorgulama görevlerini yerine getirmedi, propaganda aracı gibi çalıştı.
İki savaşta harcanan 1.2 trilyon dolar, ki uzun vadeli maliyetin 4 trilyonu bulacağı da söyleniyor, kaybedilen askerler, uluslararası sistemde etkisizleşme, ekonomik gücün düşmesi gibi musibetlerden sonra ABD bir daha bu türden maceralara kolay kolay girişmeyecektir. Ancak eylemlerinin sonuçlarından ağır hasar gören toplumların ahı da üzerinden eksilmeyecektir.
- Veda ve teşekkür7 yıl önce
- Bir seçimi kazanmak ya da bugünler için La Bamba7 yıl önce
- NATO'nun belirleyici rolü7 yıl önce
- NATO7 yıl önce
- Trump Amerika'sı7 yıl önce
- Demokrasi olgunluk sınavını veriyor7 yıl önce
- Seçim7 yıl önce
- Yavru köpeğin bakışı, Ayşe Hanım'ın sözleri7 yıl önce
- ABD'nin yolu7 yıl önce
- G-?7 yıl önce