Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HABERTURK.COM-HANDE KÖSEOĞLU

        İran, ABD ve AB arasında giderek yükselen nükleer gerilim artık iplerin kopma noktasına kadar geldi.

        İran'a yönelik ABD tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların ağırlaşmasının ardından bu defa çok ciddi bir hamle de Avrupa Birliği'nden geldi.

        İran petrolünün ve İran tarafından kontrol edilen Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi nedeniyle İran'a yönelik ambargoyu ürkek bir adımla atan Avrupa Birliği, İran'ın çok sert tepkisiyle karşılaştı. İran, daha önce, "AB, eğer İran'a ambargo uygularsa, Hürmüz Boğazı'nı kapatabilirim" demişti. AB'nin 1 Temmuz'a kadar İran petrolüne ambargo uygulanacağını açıklamasının ardından İran, bu cümlede sert bir rötüş yaptı ve "Hürmüz'ü kesin kapatacağım" açıklamasında bulundu.

        Aylardır Hürmüz senaryolarıyla yatıp kalkan, "ne olur ne olmaz" bölgeye savaş gemileri bile gönderme kararları alan Batı dünyası, şimdi ise İran'ın blöf yapıp yapmadığı konusunda yeni soru işaretlerine sahip.

        Yıllardır İran konusunda tarafsız görünmeye çalışan Japonya'nın "Hürmüz'ün kapanması benim çıkarlarıma ters. AB yaptırımlarını destekliyorum" demesi, destekçisi Çin'in bile İran'a, "Hürmüz'ü kapatamazsın" sinyalleri vermesi şimdi bölgede safların netleşme noktasına geldiğini gösteriyor.

        Peki netleşen bu saflar arasında, İran-Batı geriliminin belki de en kritik oyuncularından biri olan fakat soğuk savaş sürecinde İran'la en sıcak temasları devam ettiren Türkiye, bu gerilimin bir üst seviyeye çıkmasından nasıl etkilenebilir.

        Yükselen İran gerilimi Türkiye'nin yararına mı zararına mı?

        Hürmüz'ün kapatılması Türkiye'yi de Japonya gibi bir tavır almaya zorlar mı?

        Yani uzun lafın kısası ulusal çıkarları, Türkiye'yi bu gerilimin neresinde yer almaya zorluyor?

        HABERTURK.COM Ortadoğu ve enerji uzmanlarına sordu. İşte uzmanların gözünden, İran-Türkiye-Batı üçgeni ve cari açık - enerji ikileminde Türkiye tomografisi...

        ORSAM Orta Doğu Uzman Yardımcısı Sercan Doğan

        TÜRKİYE YENİ PETROL KAYNAĞI BULAMAZSA ÇOK ZORLANACAK

        İran'dan petrol ihracatı oranı ile ilgili bazı tahmini rakamlar var, 2011 yılına ilişkin. Türkiye 2011 yılında, İran petrolüne yüzde 30 oranında bağımlıydı; tahminler bu yönde. Bu da petrol fiyatlarının artışı ya da Türkiye'nin İran petrolüne ambargo koyması gibi durumlarda; gerek petrol artışının yaşandığı kalemlerde gerekse petrol ithalatı kaynakları bulması konusunda Türkiye'yi zorlayacaktır. İran'ın petrol ithal ettiği ülkeler arasında bağımlılık oranı en yüksek olan ülke Türkiye.

        Japonya benzer durumda destekler görünüp, AB yaptırımlarını desteklediğini açıklamıştı. Ama henüz Türkiye'den böyle bir talep yok. Bu yaptırımlara uyulmasını bekleyebilirler; bu önümüzdeki süreçte gündeme gelebilir.

        Yine de İran açısından baktığınızda, Türkiye'ye ihraç ettiği petrol, toplam ihracat oranına kıyasla az. İran petrolünün en büyük alıcısı Uzak Doğu: Japonya, Güney Kore ve Çin. Bu ülkeler toplam yüzde 50 gibi bir oranda petrol ithal ediyor İran'dan. Dolayısıyla Türkiye üzerinde ambargo için çok yüksek bir baskı olacağını zannetmiyorum.

        Türkiye nasıl bir yol izlemeli? Türkiye öncelikle petrol kaynaklarını çeşitlemeli. İran'a bakış açımız ne olursa olsun, ilişkilerimiz nasıl olursa olsun yüzde 30lara varan bağımlılık oranını mutlaka düşürmeli.

        Türkiye bu işe karıştıkça, günün sonunda kazanan İran ve Avrupa olacak

        USAK Orta Doğu Uzmanı Bahadır Dinçer

        TÜRKİYE KARIŞIRSA, KAZANAN İRAN VE AVRUPA OLUR

        Ben Batı ile İran arasındaki gerilimin kontrollü bir gerilim olduğunu düşünüyorum. Yani siyasi açıdan baktığımda, ambargolar ay da yaptırımlar neticesinde İran'In çok aşırı derecede zarar göreceğini düşünmüyorum. Karşılıklı söylemler sertleşiyor, kapatılacağı iddia ediliyor ama ben o noktaya varacağını düşünmüyorum.

        Türkiye'nin yapması gereken, zararı en aza indirebilmek için İran'a gereğinden fazla güvenmemesidir. 'İran ile Batı'nın arasını yapacağız' diye daha fazla uğraşmamızın bir anlamı yok.

        Daha önce de denedik, olmadı. İlerleyen günlerde ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamama riskimiz var.

        Zaten Batı ile İran arasındaki gerilim, kontrollü bir gerilim. Bizim bu sürece dahil olmamamız gerekir diye düşünüyorum. Türkiye biraz daha ihtiyatlı davranmalı, aceleci olmamalı çünkü günün sonunda kazanan İran ve Avrupa olabilir; Türkiye de zarar görür.

        TÜRKSAM Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Celalettin Yavuz

        TÜRKİYE YAPTIRIMA DESTEK VERMEZSE ZARAR GÖREBİLİR

        Türkiye, ithal ettiği petrolün üçte birini İran'dan alıyor. Son yaptırımlara baktığınız zaman, bunlar AB yaptırımları ve Türkiye Avrupa Birliği'ne dahil değil. Türkiye, daha önce de bu yaptırımlara BM Güvenlik Konseyi onaylarsa uyacağını söylemişti. Dolayısıyla bu alınan, AB'nin kendi kararıdır, Türkiye de AB üyesi değildir. Kaldı ki AB'de bile, Yunanistan için bazı kolaylıklar yapılacak. Çünkü Yunanistan petrolünün önemli bir kısmını İran'dan alıyor.

        ASIL SORUN FİYATLARIN YÜKSELMESİ

        Böyle olunca hem İran'dan alma hem de petrol fiyatları yükselince Yunanistan'daki kriz biraz daha ağır hissettirecek etkisini. Olay bence İran'dan almadan çok petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesiyle ilgili.

        Bu olay sonuç olarak dünyada bir arz eksikliğine sebep olabilir. 'Körfez ülkeleri bu talebi karşılayabilir mi', asıl soru bu. Sanıyorum minareyi çalan kılıfını da hazırlar. ABD eğer İran'la ilgili böyle bir iş yapıyorsa, eksik olan üretimi de diğer ülkelerden tamamlayacaktır. Ama buna rağmen petrol ve doğal gaz fiyatlarında psikolojik bir yükselme olur.

        Bu yükselme Türkiye'yi nasıl etkiler?

        Türkiye, İran'a uygulanan yaptırımlara uymadı diyelim – ki bunu da söyledi. Türkiye'yi etkileyecek olan petrol ve doğal gaz fiyatlarıdır. Bu, ekonomiyi ciddi oranda olumsuz etkiler. AB de bunu fırsat bilip, “Hem üye olmak istiyorsunuz hem de kararlarımıza uymuyorsunuz” diyebilir, görüşmelerde Türkiye'nin önünde bahane olarak sunulabilir. Aynı şekilde Obama yönetimi, “Türk firmaları neden yaptırımlara uymuyor?” diyerek Türkiye aleyhinde bir lobi yapabilir. Şimdilik bu şekilde geri dönüşleri olacağını düşünüyorum Türkiye için ama Türkiye'nin bu yaptırımlara uyması şart değil; bunlar AB'nin kendi kararlarıdır, bunu da unutmamak lazım.

        ASAM Genel Koordinatörü Necdet Pamir

        HÜRMÜZ KAPANIRSA, CARİ AÇIK 2 MİLYAR DOLAR DAHA ARTAR

        Bizim gördüğümüz kadarıyla ABD'nin ve AB'nin aldıkları tek taraflı kararlar normal koşullarda hukuksal açıdan Türkiye'yi bağlamaz. Nitekim, böyle olacağını Enerji Bakanı da, Başbakan da açıkladı, "Biz kendi çıkarlarımıza bakarız, bizi BM'in aldığı kararlar bağlar ama onun dışında AB'nin ya da AB'nin tek taraflı yaptırımları bizi bağlamaz” dedi. Olması gereken de bu.

        TÜPRAŞ SORUNU

        Ancak burada bir taraftan da Tüpraş' ın şirket olarak çıkarları var. Belli ki İran, başka petrol türlerine karşılık biraz daha avantajlı bir fiyat vermiş. Dolayısıyla Tüpraş' tan ya da herhangi bir şirketten zararına faaliyet yapmasını beklemek ne hukukidir ve mantıklıdır. Onun için de Tüpraş da normalde devam etmelidir. Ama işin uluslararası hukuk ve etik boyutu vardır; dünyada bu işler böyle yürümüyor.

        Amerika kolunuzu büker, öyle bir noktaya gelirsiniz ki önce iktidar sonra şirketler buna uymak zorunda kalabilir.

        Gördüğümüz kadarıyla şimdilik Türkiye bu alımını iki taraftan sürdürüyor. Geçen sene 7,5 milyon ton alım yaptık. Bunun şimdilik süreceğini varsayıyoruz ama sadece bununla sınırlı değil; Türkiye ister "alacağım" desin ister "almayacağım" desin burada İran'ın ve ona karşılık da ABD'nin ve diğer AB ülkelerinin bundan sonraki tavırları çok önemli. Karşılıklı, güreşteki peşrev gibi birtakım ısınma turları var; nidalarla naralarla karşı tarafı yıldırma çabası var, tehditler havada uçuşuyor.

        4.2 MİLYON VARİL PETROLÜN KESİLMESİ CİDDİ SIKINTI

        'Uluslararası hukuka göre uygun mudur değil midir' tartışmasının dışında, bu olabilir mi? Olabilir. Madem ki irrasyonel bir rejimden söz ediliyor, bu irrasyonel rejim kendi açısından gerek görürse, ayakta kalabilmek için aynı zamanda iç politikasında kendi konumunu pekiştirmek için dış düşman meselesini iyice abartarak akılcı gelmeyen yollara başvurabilir.

        Öte yandan İran, bir Irak değildir, Libya değildir. Onun da öbür tarafa maliyeti olur. Siz istediğiniz kadar “Ben buradan petrol alacağım” deyin, senaryo şöyle gelişir; diyelim ki İran herhangi bir şekilde ABD ve AB tankerlerinin girişini çıkışını zorlaştırdı veya engel koydu, orada herhangi bir şekilde müdahale olursa örneğin mayın döşenirse, herhangi bir biçimde petrol akışı kesilirse belli bir süre için ki sadece mesele İran'ın petrolü değil.

        İran'ın petrolünü konuşacaksak; günde 4.2 milyon varil üretiyor, 2.4 milyon varil petrol ihraç ediyor. Dünyada günde 87 milyon varil civarında petrol üretildiğini düşünürseniz bu 4.2 milyon varilin herhangi bir şekilde kesilmesi piyasalar açısından önemli sıkıntı yaratır. Ama bununla da sınırlı değil.

        HÜRMÜZ'ÜN KAPANMASI SADECE İRAN PETROLÜNÜ KESMEZ

        Çünkü Hürmüz Boğazı'nda olacak bir durum sadece İran'dan gelen petrole zarar vermez. 2011 yılında günde 17 milyon varillik petrol ticareti yapıldı buradan. Burası kapanırsa en çok Asya ülkeleri etkilenir ama bize de zararı büyük olur. Herkes nereden petrol alırız diyerek B planına bakıyor. Mevcut durumda tek alternatif Suudi Arabistan.

        Şu sıralar elinde günlük 3.5 milyon varillik bir kapasite var. Bu, yeni yatırım yapma ihtiyacı duymaksızın piyasalara arz edeceği miktar. Bu miktar kurumsal olarak bizi rahatlatır. Ancak herkes bu kaynağa yönelecek, en başta da Çin. Bu kapasite, piyasaları rahatlatacağı gibi fiyatların yukarı çekilmesi yönünden bir baskı da yaratabilir. Fiziki olarak petrol var ama herkesin aynı hedefe yönelmesi yukarı doğru trendi zorlar. Bir başak seçenek de Uluslararası Enerji Ajansı'nın ortak havuzu. Piyasaları rahatlatmak için kriz anında kullanabiliyorsunuz. Üçüncü rahatlama noktamız ise ekonomik krize bağlı olarak petrol talebindeki daralma. Son bir ay içinde, geçen yıla oranla petrol talebinde yüzde 1.9 oranda daralma var. Bu da nispeten rahatlatıcı bir unsurdur. Ama eğer iş Hürmüz Boğazı'nın kapatılması noktasına gelirse, bu deniz yoluyla yapılan ticaretin yüzde 35'inden vazgeçmektir ve çok ciddi bir sorundur.

        Zira petrol fiyatları ister istemez yukarı çıkar. Türkiye, petrolde yüzde 92, doğal gazda da yüzde 98 dışarı bağımlı. Petrol fiyatları uzun süre yüksek kalırsa buna endeksli olarak aldığımız doğal gaz da zamlanır. Bu en az 170 milyon dolar ek yük getirir, bu rakam 2 milyar dolara bile çıkabilir. Türkiye'nin cari açık dengesi açısından olumsuz olacağı çok açık.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ