Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Stravinsky’nin yakınında Diaghilev, Nijinsky... Ve bir de Picasso vardı: Portreler, kostümler çizdi. Coco ve Igor filmini de hatırlıyorsunuzdur. Bahar Ayini tabii ki sadece bu muhitlerden değil. Belki de çoğu Pagan Rusya Stepleri’ndendir. Kurban edilmek üzere seçilmiş kızın öyküsünü anlatır. Genç kız bahar için ölünceye dek dans edecektir. İşte bu Bahar Ayini, bu baştan çıkarıcı hikâye...

Her bahar arifesi benim de bahar merasimimdir. Elbette sair zamanlarda rafa kaldırıyor değilim. Ama ne zaman ki doğa uyanıyor, yeniden hayat buluyor. İşte o zaman o uyanan doğanın içinde olmak, kabına sığamayan ritmi yakalama muradındayım. Bu doğa mucizesinin yansıdığı sahnelerden biri de mutfak. Mutfak baharla baştan aşağı değişir, yeniden doğar.

Ne diye? Mutfağa giren malzemeler değişir de ondan. Her coğrafyanın mutfağında yemeklerin listesi döner. Bizler buna çember mönü deriz: İklimlere göre değişen. Stravinsky var ya: Mutfağı da hesaba katmış olabilir mi? Geçtiğimiz hafta üst üste birkaç bahar ayini yaşadım. Baştan itiraf: Bunlardan birisine bizzat tanık olmadım. Ama o denli cafcaflı ramp ışıkları altında olup bitti ki. Kayıtsız kalamadım. Merakla izledim, neler olup bitiyor diye...

SOSYETEMİZ YAVAŞLAR MI?
Macron’un Washington’da Senato’ya konuşmasını dinlediniz mi? Lütfen okumamazlık etmeyesiniz. Bir ders gibi idi. Söylev belki biraz daha kısa olabilirdi. Ama “genç adam” kibar olma adına lafı uzatmış olabilir. Söylenmesi gereken her şeyi anlattı. Körü körüne milliyetçilikten, uluslararası değerlere... Paris Anlaşması’ndan dünyamızı korumaya, etrafımızda olup bitenlere ve doğaya duyarlı olmaya... Tesadüfe bakınız ki, bu konuşma benim bahar ayinlerimle çakıştı. Önce İstanbul’un sosyetik bir kulüp ya da lokantasında yemeğe gittim. Yanlış anlaşılmasın Papermoon sevdiğim bir yer. Bir kere aşçıbaşı Pino yıllardan beri çizgisini koruyor. Bu fevkalâde önemli bir marifettir. Neler olup bitiyor, ne yenilikler var merakıma rağmen... Süreklilik hepimiz için önemli bir veridir. Papermoon hem mutfak hem de servisi itibarıyla bunu sunuyor. Lafı uzatmadan söylemiş olayım. Papermoon güzel bir adres. Etrafınızda gözünüzü tırmalayan yok ve ben bir alışılmış bilindik Pino taraftarıyım. Hemen ertesinde Sunset’e gittim. Barış Tansever’in muhtelif marifetleri vardır. Ama bence olup biteni takibi ve yeniliğe açık oluşu. Sunset’i bugüne taşıdı: Zor bir iştir. Anlatayım...

O akşam aşçı bize baharyaz öğle yemeklerini anlattı. Fabrice Canelle çok iyi aşçı. Oyunun kurallarını klasik mutfak sınırlarını esneterek kuruyor. Çoğu günlük ve mahalli malzeme ile.

Tabii bu çizgide bir adresin sadakatsiz müşterisini takibi zorunlu. İkamesi olmayan malzemeleri getirtiyorlar: Alaska yengeci, cod balığı... Aklıma gelenler bir de Japonlar var. Şarap listeleriyse gerçekten iyi. Belki de Türkiye’nin en iyisi. Sunset’te mutfak ve servis becerisinin yanı sıra önemsediğim bir şey var. Benim için çok önemli ve çok değerli bir başlık. Personelle kurumun karşılıklı sadakatleri. Gittiğimde Gazi Bey oradadır. Avustralya’da üniversite profesörü oğlunu sorarım. Bu benim lüksümdür!

Bahar ayinlerim bitmedi ki. Bin yıllık tanıdığım Hasan Sabuncu aradı. Seferihisar var ya. İstanbul Hilton Lalezar’a taşınmış. Kalktım, gittim Hülya Ekşigil ile yan yana Başkan’ın karşısına oturduk. Başkan deyince aman ha! Yanlış anlaşılmaya: Seferihisar Belediye Başkanı ve Kooperatif Üyesi Kadınlarımız. Malzemelerini yüklenmiş gelmişler. Biliyorsunuzdur? İzmir Seferihisar kasabası Slow Food Liyakat Nişanı’na sahip! O akşam kadın aşçılarımız slow food ve slow city ne demek döktürdüler. O oğlak fırında, perde pilavı, şevketibostan tamam. Ya o bakla? Bildiğimiz bakla nasıl bir başyapıt olmuştu. Hassaten sosyetemize bir rica: Slow City’leri hızlandırmayasınız... Oralara vardığınızda sizler yavaşlamalısınız!

MELANIE DE Mİ SICAK SEVER?
Ali Esad Göksel HT Cumartesi'de yer alan yazısına göre, malum bizim coğrafya benmerkezci. Yani dışımızda olup biten ile ilgimiz nakısta. O ne demek? Sıfırın bile altında... Oysa hayat öyle geçmiyor. Bir farkında olsak! Geçtiğimiz hafta herkesin gözü Macron’da idi. Fransızların afacan başkanı Washington’a gitti. Resmi ziyaret için. Bu ne demek? Debdebe demek. Merasimlerin her anlamda tavan yapması demek. Macron çifti Beyaz Saray’da da ağırlandılar. Resmi bir devlet yemeğiyle ağır protokolle...

Böyle bir akşam yemeği misafire özenin sergilenişi. Elbette her iki ulus için önemli jestler sahne alıyor. Bu tarz yemekler ulusların vitrini gibidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Çankaya’daki davetlere bakınız. Ders gibidir. Mönünün tanzimi, dengesi, simgeler, semboller... Yemekler, şaraplar: Her birinin özel bir anlamı vardır.

New York Times, Washington Post ve Guardian. Bu üç gazete İngilizce’nin önde gelenleri. Her üçü de White House akşam yemeğini naklettiler. Franco-phone’lardan özür diliyorum: Le Monde’a bakamadım. Bir kere baştan hakkını teslim edelim. Devlet daveti olan akşam yemeğinin müellifi kim?

Sıkı durun: Kendisi bu dünyada Trump’ı itip kakabilen tek insan. Ve bildiniz: Melania Hanımefendi. Pekâlâ neler yapılmış? Mutfağa indi ve tencerenin başına geçti sanmıyorsunuz. Ekibi toplayarak arşive geçmiş. Daha önceki davetlere bakmışlar. Geçmişteki benzerlerine: Hangi başkan hangi misafiri nasıl ağırlamış. Alınan tepkilere.

Doğrular yanlışlar ve bir senaryo hazırlanmış...

Melania Trump seçeneklere bakıp kararını verince Filipinli’ye dönmüş. “O da kim?” demeyesiniz, dünyanın en şöhretli evinin başaşçısı. Cristeta Comerford tam bir American dream Filipinler’de doğmuş. Üniversitede mutfak teknolojisi okurken Amerika’ya göç etmiş.

Ondan sonrası başdöndürücü. Hızlı bir yükseliş. Film gibi... Uzun zamandır, Clinton’dan beri Beyaz Saray’da...

2005 senesinde L. Bush tarafından başaşçı olarak atanmış. Ben kendisiyle tanıştım: 2015 Milano EXPO esnasında. Amerikan Pavyonu’nda verilen yemeğe davetli idim. Cristeta’nın mutfağa girdiği yemek ve şaraplar güzeldi. Yemek sonrası ettiğimiz daldan dala gevezelik hatırımda. “Yazarım” dedim. “Yalanlarız” dedi. Kendi kitabında yazacaktır...

Melania Trump’ın tercih ettiği mönü ilginç. ABD kuruluşundan beri Fransa ile kanka...

O kadar ki de Lafayette ABD vatandaşlığına, G. Washington ise Fransız vatandaşlığına kabul olunmuşlar. Bu onursal payeler çok önemli.

Ama daha önemlisi, günlük hayatın içindekiler. Örneğin New Orleans’ta bir mahalle var; French Quartier – Fransız Mahallesi. Burası şehrin tarihi merkezi. Halen çok güzel korunmada. Sadece mimari mirastan söz etmiyorum. Belki de ABD mutfağının en ilgi çekici mahalli rengi.

Cajun var, Lousiana var, Creola var. Bir de Soul var. Ortak paydaları baharatlar. Bunlar aslında ayrı bir yazı konusu. Melania Trump, Filipinli kadın başaşçı Cramford’a istikameti vermiş. New Orleans Mutfağı özellikle ana yemek olan et. İçerdiği muhtelif etkiler ile Macron’a bir selam! Tabii bu ve sair jestler için Fransa ne düşündü bilemem. Malum: Fransızlar mutfak konusunda her şeye rağmen burunlarından kıl aldırmıyorlar.