Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adana'da özel öğrenci yurdundaki yangına ilişkin, "Yurda kim izin verdi, hangi koşullarda izin verildi, yangın merdivenine açılan kapılar niye açılmadı? O çocukların günahını kimler çekecek, acısını kimler çekecek? Bunların hiçbirisini bilmiyoruz şuanda. Hepsi masum bu çocukların." dedi.

Sivas Ticaret ve Sanayi Odası (STSO) Konferans Salonunda partililerle bir araya gelen Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, Adana'da bir yurtta kız çocuklarının hayatlarını kaybetmesinin son günlerde yaşanan en acı olaylardan birisi olduğunu belirtti.

Kılıçdaroğlu, anneler ve babaların çocuklarını daha iyi okusun, daha iyi bir dünyayı yaşasın, bilgisi, birikimi olsun diye okula gönderdiğine dikkati çekerek, "Daha rahat iş bulsun, yüzde yüz kocasına mahkum olmasın diye okula gönderirler. Eli ekmek tutsun ve o da çalışsın, o da mücadele etsin, hayatın bir parçası olsun diye okula gönderirler. Eğer yurt yoksa herhangi bir yurda gönderirler." diye konuştu.

"TÜRKİYE'DE YURT SORUNUNU ÇÖZECEĞİZ"

Adana'da anneler ve babaların yüreklerine ateş düştüğünü dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Bir yangın sonucunda çocuklar kaybedildi. Yurda kim izin verdi, hangi koşullarda izin verildi, yangın merdivenine açılan kapılar niye açılmadı? O çocukların günahını kimler çekecek, acısını kimler çekecek? Bunların hiçbirisini bilmiyoruz şuanda. Hepsi masum bu çocukların. Anneler ve babalar çocuklarını getirdiler, yurda teslim ettiler. Sormamız gereken ilk soru şu; bu çocukları yurda getirmek için neden Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bir yurt kurmadı. Orada bir yurt vardı yıkıldı, neden yeni bir yurt yapmadı? O anneler ve babalar güven içinde çocuklarını neden bu yurda, devletin kuracağı bir yurda getirip teslim edebilirlerdi. Böyle bir imkan onlara sağlanmadı. Eğer bir ülkede hükümet varsa eğer bir ülkede hükümet kendi halkının, kendi çocuklarının sorunlarını çözecekse 14 yıldır yurt sorunu neden çözülmez bu ülkede? Ben söz veriyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak söz veriyorum. Bir yılda, fazla değil 1 yılda Türkiye'de yurt sorununu çözeceğiz. Her anne ve babanın, güven içinde oğlunu, kızını teslim edebileceği bir yurt yapacağız. Bütün imkanları olacak. Sıcak suyu olacak, soğuk suyu olacak, yangın merdiveni olacak, kapılar açılacak, her türlü imkan sağlanacak. Anne ve baba, çocuğunu yurda teslim ederken gözleri arkada kalmayacak. Bunu yaptığımız zaman bu ülkenin insanlarına hizmet etmiş oluruz. Maalesef, üzülerek ifade edeyim, bu yerine gelmiş değil."

"EKSİK CHP İKTİDARI"

Kılıçdaroğlu, Sivas'ın kadım bir kent olduğunu, Selçuklulardan beri İpekyolu üzerinde bulunduğunu, tarihin başkenti olan Sivas'ın bir dönem sanayinin de başkenti olduğunu bildirdi.

Kentin son 20-25 yıldır ise sürekli kan kaybettiğine ve Sivas'ın milletvekili sayısının sürekli düştüğüne işaret eden Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Neden, nüfus azalıyor. Şu soruyu sormamız gerekiyor. Hiç kimse annesinin, babasının, atalarının mezarlarının olduğu yerden ayrılıp başka yere gitmek istemez. Herkes doğduğu yerde, büyüdüğü yerde kazanmak ister, çoluk çocuk sahibi olmak ister. Neden göç ediyoruz? İş bulamadığımız için. Peki, sosyal devlette iş alanı yaratacak olan kim? Hükümetlerin izleyeceği ekonomi ve sosyal politikalar. Eğer bu politikalar işsizliğe yol açıyorsa, kırsaldan göç akınına yol açıyorsa hepimizin oturup düşünmesi lazım. Sivaslı kardeşlerime şunu söylemek ve sormak da isterim. Nüfusunuz azalıyor, fabrikalar azalıyor, gençler büyük kentlere gidiyor, Sivaslı bu politikaları izleyenlere oy vermeye devam ediyor. Sonra da Sivaslı dönüp bana ağlıyor; 'Bizim fabrikamız yok, bizim turistik alanlarımız var, turistimiz yok, bizim coğrafyamız büyük ama tarımımız batmak üzere, biz geçinemiyoruz.' Ne yapacağız? Sivaslı kardeşlerime soruyorum. Koca bir fabrika duruyor orada, işçiler çalışıyordu orada. O işçilere kim sahip çıktı, biz sahip çıktık. Fabrika kapandı, ne oldu işçiler, her biri Türkiye'nin bir tarafına dağıldı. Ekmek peşinde koşuyorlar, fabrika çalışabilir mi? Elbette çalışır, üretim yapabilir mi? Elbette yapabilir. İşçi bulunur mu? Elbette bulunur. Mühendisi olur mu? Elbette olur? Eksik ne? Eksik CHP iktidarı. CHP iktidarı olursa bunların hepsi olur. Neden? İnsana değer veriyor. İnsana değer vereceğiz, alın terine değer vereceğiz, üretime değer vereceğiz."

"NASIL OLUYOR DA SU DAHA PAHALI SÜT DAHA UCUZ"

Toplantı öncesinde sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldiğini, tarım ve hayvancılığı konuştuklarını aktaran Kılıçdaroğlu, 1 litre sütün, 1 bardak çaydan ucuz olduğunu bildirdi.

Kılıçdaroğlu, bir litre sütü elde etmek için hayvanın bulunması, beslenmesi, bakılması gerektiğini vurgulayarak, "Sütü alacaksınız, onu içilebilecek hale getireceksiniz, kaynatacaksınız bir maliyeti var. Allah'ın verdiği su, kaynaktan alacaksınız şişeleyip müşteriye vereceksiniz. Nasıl oluyor da su daha pahalı süt daha ucuz. Nasıl oluyor da bir bardak çay, bir litre sudan daha pahalı oluyor. Hep beraber düşünmemiz lazım." dedi.

Yeteri kadar teşvik olmadığını ve verilmediğini iddia eden Kılıçdaroğlu, hiç kimsenin aklına bundan 20 yıl önce Türkiye'nin et, saman, mercimek, nohut ve kuru fasulye ithal edeceğinin gelmediğini ifade etti.

Kılıçdaroğlu, bunların tamamının ithal edildiğini ve köylerin boşaldığına değinerek, "Nereye gitti bu köylü kardeşlerimiz? Büyük kentlerin varoşlarına gittiler, hepsi iş ve ekmek peşinde koşturuyorlar." diye konuştu.

Köylerde koyun ve sürülerin olduğunu, çoban bulunamadığını, bu sorunların hepsinin çözülebileceğini belirten Kılıçdaroğlu, "Siyasetçi cebini değil, siyasetçi halkı düşünecek. Siyasetçi kendisini ve çocuklarını değil, halkın kendisini ve bütün gençleri düşünecek." görüşüne yer verdi.

"EVET BİZ DÜZELTİRİZ"

Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin ayağa kalkması ve yeniden üretmesi gerektiğine değinerek, şunları söyledi:

"Üreten Türkiye saygın Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir. Üretmeden eğer başkalarının ürettiğini tüketirseniz bir gün gelir onların egemenliği altına girersiniz. Hepimizin bu konuda dikkatli olması lazım. Bizim bir konuda daha dikkati olmamız gerekiyor, algılarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Aklımıza ve vicdanımıza sormamız gerekiyor. Bunun için şunu söylüyorum, kendinize sorun, çevrenize sorun, deyin ki Türkiye'nin Suriye, Irak, Mısır, Libya, Filistin, Avrupa Birliği, İran ve Rusya ile ilişkilerini kim düzeltir. Hayatında CHP'ye oy vermemiş vatandaş bile der ki bunları ancak CHP düzeltir. Evet biz düzeltiriz. Çünkü biz kendi ülkemizde de barışı ve huzuru savunuyoruz, dünyada da barışı ve huzuru savunuyoruz."

CHP İKTİDARA GELİRSE SİYASİ AHLAK KANUNU ÇIKARTACAK

Seçimler sırasında Merkez Türkiye Projesi'ni açıkladığını anımsatan Kılıçdaroğlu, bu projeyle Türkiye'nin dünyanın merkezi olacağını bildirdi.

Kılıçdaroğlu, Karadeniz ile Akdeniz'in buluşturulması gerektiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Anadolu'ya niye sanayi gelmiyor, Anadolu'nun kültürü zengin, sanatı ve kültürü neden burada yüceltmiyoruz. İş alanlarını neden büyütmüyoruz, katma değeri yüksek ürünü neden Anadolu'da üretmiyoruz, ne eksiğimiz var. İnsan eksiğimiz mi, toprak eksiğimiz mi, deniz, su eksiğimiz mi, temiz hava eksiğimiz mi var? Hayır. Ne eksiğimiz var? Namuslu siyasetçi eksikliğimiz var. Her mesleğin bir ahlakı vardır, ahlaki kuralları Türkiye'de olmayan tek alan vardır, o da siyaset. O yüzden söyledik CHP iktidara gelirse ilk 4 ay içerisinde çıkaracağı bir numaralı kanun, siyasi ahlak kanunu olacak. Artık üç kağıtçıların siyasette yerinin olmaması lazım, temiz insanların siyasete girmesi lazım. Kim size gelip din üzerinden siyaset yapıyorsa bilin ki dine en büyük kötülüğü o yapıyordur. Kim gelip size ırk üzerinden siyaset yapıyorsa, bilin ki en büyük kötülüğü o yapıyordur. Kim gelip size yaşam tarzınız üzerinden siyaset yapıyorsa bilin ki bu ülkeye en büyük kötülüğü o yapıyordur. Biz insanı Allah'ın yarattığı en değerli varlık kabul ediyoruz, bizim başımızın üstündedir diyoruz. Kimliği, inancı ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun, siyasetçi olarak, CHP olarak insana böyle bakıyoruz. İnsanın çocuğu işsizse onun kimliğine mi, yaşam tarzına mı, inancına mı bakacaksın? Hayır. Çocuğu işsizse çocuğuna iş bulacaksın, siyasetçinin konusu budur. Fabrika açacaksın, yeni istihdam alanları yaratacaksın. Üreticiyi destekleyeceksin, et, nohut, mercimek ithal etmeyeceksin, ihraç edeceksin. İki Trakya büyüklüğünde alan Türkiye'de son 10 yıldır ekilmiyor. Niye ekilmiyor, her şey dışarıdan geliyor. Mısır, fasulye, mercimek, ayçiçeği ekecek toprağımız mı yok? Hayvancılık yapacak meramız mı yok? Hepsi var, planla, akılla ve bilgiyle bunların hepsini yapabiliriz."

Bir evde işsiz varsa o evde huzur olmadığını aktaran Kılıçdaroğlu, anne ve babanın çocuğunun iş sahibi olmasını beklediğini kaydetti.

İşsiz sayısının 8 milyona yakın olduğuna dikkati çeken CHP lideri Kılıçdaroğlu, her dört üniversite öğrencisinden birinin işsiz olduğuna işaret ederek, "Ankara'daki beylere sorun, onların çocukları işsiz mi? Onların çocukları askere gidiyor mu? Onların çocukları şehit oluyor mu? Onların çocukları Suriye'ye gidiyor mu? Fakir fukara, garip gurebanın çocuğu 'hadi oğlum askere, hadi oğlum Suriye'ye, hadi oğlum işsiz kal' sırtını sıvazla, eline ekmek bile verme, iş verme." değerlendirmesinde bulundu.

"TÜRKİYE'Yİ BU TERÖR BELASINDAN KURTARAMAZSAM SİYASETİ BIRAKACAĞIM"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'yi düşünenlere, verdiği sözün arkasında duranlara destek verilmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Seçimlerde söz verdik dedik ki, asgari ücret net bin 500 lira olacak. 'Yapamazsınız' dediler. Bugün bizim bütün belediyelerimizde asgari ücret net bin 500 liradır, demek ki oluyor. Hiçbir belediyemiz de iflas etmedi, demek ki oluyor. Üstelik bin 500 liradan fazla, ben en az bin 500 lira diyorum. Aile sigortası büyük kentlerden başlayarak, belediyelerde aile sigortasını da uyguluyoruz. Nerede bir yoksul ev varsa geliri olmayan ev varsa orada kadının banka hesabına her ay para yatırılıyor, onun yoksulluğu teşhir edilmiyor, sağ elin verdiğini sol el görmüyor. Kadın gidiyor aylığını çekiyor, gidip harcamasını yapıyor. Demek ki bunlar uygulanabiliyor. Kim yaptı, biz yapıyoruz. Sizden isteğim sizi düşünen, halkı düşünen, yaşlısı, genci ayrım yapmadan bu ülkeye huzuru getirecek olan, huzuru vaat eden bir partiye gelin destek verin. Bütün annelere ve bütün kadınlara sesleniyorum, bir ülkenin huzurunu görmek istiyorsanız kadının yüzüne bakacaksınız. Kadının yüzü gülüyorsa bilin ki o memlekette huzur ve bereket vardır. Kadının yüzü gülmüyorsa o memlekette huzursuzluk vardır, o memlekette sorun var demektir. Hangi anne eline kına yakarak askere gönderdiği çocuğunu güler yüzle karşılamak istemez. Gönderiyor ama huzursuz, gönderiyor ama korkuyor, 'evime ya bayrak asarlarsa ya çocuğum şehit olursa ne olur.' Ben size söz veriyorum anneler, 4 yıl içerisinde Türkiye'yi bu terör belasından kurtarmazsam siyaseti bırakacağım."

Bir memleketin kinle, öfkeyle ve kavgayla yönetilmeyeceğini bildiren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, memleketin bilgi, ahlak ve tecrübeyle yönetilebileceğini belirtti.

Bilgi ve ahlakla yönetilmeyen memlekette huzurun sağlanamayacağına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Bir ülke güvenle yönetilir, güvenliği sağlayamıyorsanız olmaz. Kinle, öfkeyle, intikam duygusuyla devleti yönetmeye kalkarsanız o ülkede huzuru sağlayamazsınız. Biz çok şey istemiyoruz, kendi ülkemizde insanca yaşamak istiyoruz." dedi.

Görüşü ne olursa olsun, hangi partiden olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun her vatandaşa güler yüzle selam vermek istediklerini aktaran Kılıçdaroğlu, ayrılık ve gayrılığı bir tarafa bırakmak istediklerini sözlerine ekledi.

Kemal Kılıçdaroğlu, daha sonra Sivas Valisi Davut Gül'ü makamında ziyaret ederek, bir süre sohbet etti. Gül, ziyaret anısına Kılıçdaroğlu'na üzerinde Selçuklu kartalı motifi bulunan plaket hediye etti.

Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi'ni de ziyaret eden Kılıçdaroğlu, daha sonra kentten ayrıldı.

Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesinin laiklik olduğunu belirten CHP Lideri, partilerine yönelik eleştirileri de yanıtladı: “İnançları siyasete malzeme etmek, siyaset için kullanmak çok doğru değil. Kurumların dini olmaz. Merkez Bankası’nın dini var mı? Haksız eleştiri ve ithamlara inanmayın”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün Ataşehir Belediyesi’nin himayesinde İstanbul’un Anadolu yakasında görev yapan din adamları, cami yaptırma ve yaşatma derneği temsilcileri ve müftülük çalışanlarıyla sabah kahvaltısında buluştu.

Edinilen bilgiye göre, basına kapalı gerçekleştirilen ve yaklaşık 300 kişinin katıldığı kahvaltıda, din adamları ile cami yaptırma dernek ve vakıflarının temsilcileri yaşadıkları sorunları anlattı. Toplantıda konuşan Kılıçdaroğlu’nun; adalet, laiklik, aklın üstünlüğü ve bilim konularına vurgu yaptığı öğrenildi. CHP Lideri’nin özetle şu ifadeleri kullandığı bildirildi:

BİZDEN DİNLEYİN: Beni tanımıyorsunuz. Beni ekranlarda kimi zaman bağırırken, kızarken, kimi zaman da kısık sesle konuşurken izliyorsunuz. Birbirimizi tanımamız lazım. Bizi bizden dinleyin, başkasından dinlemeyin. Bu toplantıyı da bunun için yaptık. Bizim yanlış- larımız, hatalarımız da olabilir. Bizi eleştirmekten çekinmeyin. Eleştirilmekten çekinmeyiz.

KURUMLARIN DİNİ OLMAZ: İnançları siyasete malzeme etmek, siyaset için kullanmak çok doğru değil. Bizi bazı çevreler “dinsiz parti” olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu haksız ithamlara inanmayın. Kurumların dini olmaz. Merkez Bankası’nın dini var mı? Maliye Bakanlığı’nın dini var mı? Bu tür haksız eleştiri ve ithamlara inanmayın. O nedenle söylüyoruz; inanç üzerinden siyaset olmaz, kimlik üzerinden siyaset olmaz, yaşam tarzı üzerinden siyaset olmaz.

NEDEN GERİ DÜŞTÜK?: 700 yıl önce robotik alanı kuran El-Cezeri’yi, matematikte Sabit Bin Kurra’yı ve Harizmi’yi, astronomide Ali Kuşçu’yu, coğrafyada İbn-i Batuta’yı, felsefede Farabi’yi ve İbn-i Rüşd’ü, tıp alanında İbn-i Sina’yı yetiştiren İslam dünyası, neden bugün bu derece gerilere düştü? Bilime, tekniğe bu kadar önem veren ve dünya çapında önemli bilginler yetiştiren İslam dünyası bugün neden bu kadar geriye düştü? Mademki “Âlimin ölümü âlemlerin ölümüdür” diyor Sevgili Peygamber’imiz. Âlimlere, hocalara, yani akademisyenlere, yani bilim insanlarına neden değer vermiyoruz? Neden onları düşünceleri dolayısıyla hapislere atıyoruz?

HESAP VEREN DEVLET: Demokrasisi gelişmiş ülke, siyasetçinin halkına hesap verdiği ülke demektir. Toplanan vergilerin her kuruşunun hesabını veren, kul hakkı yemeyen bir anlayışı siyaset kabul etmiş devlet demektir. Soluduğunuz hava dışında her şeyin vergisini veriyorsunuz. Bu paralar nereye gidiyor? Bunun hesabının verilmesi gerekiyor.

LAİKLİK GÜVENCEDİR: Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi laikliktir. Laiklik, sadece devletin dine saygılı, dini koruyan, dinlere eşit mesafede olan durumunu tanımlamaz. Laiklik, herkesin birlikte yaşamasını güvence altına aldığı kadar, günümüz İslam dünyasında kimin daha İslami olduğu tartışmasının militarist bir zemine taşınmasının da engelleyicisidir. Devletin inanç dayatması yapmadığı, her yurttaşın inancını özgürce yerine getirdiği bir düzeni kurmamız gerekiyor. Laikliğin özünde yatan budur. Siyasilerin insanların inançlarını kullanarak oy devşirmelerinin önüne geçmemiz gerekiyor. Ve Allah ile kulun arasına kimsenin girmemesi gerektiğini hepimizin daha yüksek sesle dile getirmemiz gerekiyor.

Düzgün KARADAŞ / GAZETE HABERTÜRK

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında şehitler arasında ayrım yapıldığını öne sürerek "Şehitler ve gaziler arasında ayrımı kaldıracak bir kanun teklifini bu hafta TBMM Başkanlığı'na grup olarak vereceğiz" dedi. Hükümete dış politika konusunda yüklenen CHP lideri, "Şangay Beşlisi diyorlar, onu da bilmiyorlar. Şangay Altılısı oldu" dedi. Kılıçdaroğlu, Ege'de Türkiye'ye ait 18 adada Yunanistan Bayrağı dalgalandığını söyleyerek Başbakan Yıldırım'a "Geri alacak mısınız" diye sordu. 

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasının satırbaşları şöyle:

"Terörü bitiremiyorlar çünkü Türkiye'yi yönetemiyorlar. 15 Temmuz şehitleri ve diğer şehitler gibi ayrım ihanettir dedim. Açıklama yaptılar. Şehitlerimiz arasında ayrım yapan hükümet bölücü bir hükümettir. Şehdin anneleri arasında fark var mıdır? Biz bu açıklamayı yaptık koro halinde üstümüze saldırdılar. 

Bedelliden elde edilecek geziler şehit ve gazi ailelerine verilecek dediler, 1 kuruşunu bile vermediler. Havuz gazetesi ve yazarları tek satır yazmadılar. Parayla yazıyorlar, vicdanla değil. Parayla yazı yazıyorsan sen adam değilsin, gazeteci değilsin. Şehit ve gazi ailelerine iş verilecek dediler, şehit ailelerine öteden beri veriyorlardı. Gazi ailelerini bırakın gaziye bile iş vermediler. Beni ziyarete geldi diye gaziyi işten çıkardılar. Bunlarda din de yok, iman da yok, ahlak da yok. "Gazilik sektör" oldu dediler. O askerin nasıl gazi olduğunu biliyor musun, hangi şartlarda o görevi yaptığını biliyor musun? Ankara'da iktidar olanlar kendi çocuklarını o dağlara, tepelere gönderiyor mu, göndermiyorlar. Yandaşları "Şehit ailerine 450 bin lira tazminat, gazilere 6 bin lira aylık veriliyor" diyor. Yok öyle bir şey. Terörle mücadelede şehit ailesine 87 bin lira. 15 Temmuz şehidi ailesine 121 bin lira. Bu ayrıcalık değil midir, şehit şehiddir. Sayın Binali Yıldırım sana soruyorum, dağın tepesinde şehit olan kimin şehidi? KHK'da da ayrıcalık yaptılar. Terör örgütleriyle mücadele ederken şehit olanlara tanınmayan hak 15 Temmuz gecesi şehit olanlara tanındı. Sayın Yıldırım'a soruyorum; bu kararnameyi imzalarken vicdanın neredeydi, elin titremedi mi? Şehitler arası ayrım yapmak ihanettir. Derik Kaymakamı'nın çocukları 15 Temmuz şehitlerine sağlananların imkanlarından yararlanamayacak. AKP'nin Özalp Başkan Yardımcısı da.

ŞEHİTLER İÇİN TEKLİF
Sayın Binali Yıldırım'a çok açık ve çok net bir çağrıda bulunuyorum. Başbakanlık koltuğunda oturuyorsun. Şehitliğin ne kadar önemli olduğunu, gazilerin içinde bulunduğu şartları ben de biliyorum sen de biliyorsun. Şehitler ve gaziler arasında ayrımcılık yapılmaması gerektiğini ben de biliyorum sen de biliyorsun. Gel, el ele verelim. Biz kanun teklifi hazırladık. Siz de kanun teklifi hazırlayın. Bu kanun teklifini ortak imzayla parlamentoya getirelim. Şehitler arasında yapılan bu ayrımı, bu ayıbı hep birlikte kaldıralım. Sayın Binali Yıldırım'a çağrıda bulunuyorum. Gelirse başımızın üstüne gelmezse bunu Genel Kurul'a indireceğiz. Bütün şehit ailelerine sesleniyorum. Bu ülkenin onurusunuz. Sizin onurunuzu kurtarmak bize düşen bir görevdir. Bu görevi biz yerine getireceğiz.

ŞANGAY BEŞLİSİ
Türkiye demokrasisini geliştiren bir ülkedir. Şangay Beşlisi diyorlar, bunlar onu da bilmiyor. Şangay Altılısı oldu. Özbekistan da üye oldu, altılı oldu. Bunlar onu bile bilmiyor. Dış politikayı bilmiyorlar, ülkeyi nasıl yöneteceklerini bilmiyorlar. Türkiye süratla bir batağın içine gidiyor.

EGE'DEKİ ADALAR
Ege'de egemenliği açıkça Yunanistan'a verilmemiş 18 ada var. 18 adada Yunanistan Bayrağı dalgalanıyor. Bize ait adalar. Yunanistan Bayrağı var. Yunanistan işgal etmiş vaziyette. Bunların dilinden milliyetçilik düşmüyor. Lozan diyorlar, '18 adayı kaybettik' diyorlar. Binali Yıldırım Bey'e soruyorum, 18 adayı geri alacak mısın, almayacak mısın? Milliyetçi misin değil misin?