Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Gazeteci Mehmet Akif Ersoy, yılların birikimini sayfalara dökme kararı verdi ve “Tünel: Gazze’de Yaşamak” isimli bir kitap kaleme aldı. Kitapta Filistin meselesinin tarihinden bir gazetecinin sahada yaşadıklarına, insan hikâyelerine kadar pek çok şey bulmak mümkün. Biz de kitabını Ersoy’un kendi ağzından dinledik ve tabii ki Ortadoğu’nun ahvalini de konuştuk...

Gazetecilik yaparken sizi kitap yazmaya iten ne oldu?

Benim gördüğüm gazeteciler, aktif olarak mesleklerine devam ettiklerinde pek kitap yazamıyorlar. Benimki de öyle bir süreçti. 1.5 sene kadar mesleğe ara verdim, danışmanlık yaptım Ortadoğu’yla ilgili. O süre içerisinde kitap yazma imkânı buldum.

Peki, keyif aldınız mı?

Keyif almadım (Gülüyor). Kitap yazmak benim için çok çok sıkıcı oldu.

Hiç böyle bir cevap almayı tahmin etmiyordum...

Bense sıkılacağımı tahmin ediyordum. Televizyoncuyum, mesleğimi çok keyifle yapan bir adamım. Savaş muhabirliği yaptım, gittiğim hiçbir yere gönderilmedim. Sahada olmak çok şey öğretiyor. Bunlar benim için çok özeldi ama kitap yazmak öyle değil. Kitap yazmak için bir odaya kapanmak zorundasın. İkinci kitabı yazamayabilirim. Ama ben bu kitabı şunun için yazdım. Bundan 50 sene, 100 sene sonra Gazze diye bir yerden bahsetmiyor olursak -çünkü her gün sınırlar değişiyorbu yıllara bir hatıra kalsın istedim. Tarihe not düşebilmeyi arzu ettim.

Kitabınızda “Gazze’de nasıl yaşanır?” sorusuna yanıt aramışsınız. Sahi Gazze’de nasıl yaşanıyor?

İki türlü yaşam var, hem savaşı hem barışı gördüm.

Savaş nasıl, barış nasıl?

Savaş döneminde Gazze’de hayat sadece hastaneden ibaret. Ambulans sesleri, yaralılar, parçalanmış cesetler. Ağır hava bombardımanları olduğu için sağlam ceset görmek zor. İnsani ateşkes ve kısa süreli ateşkesler ilan ediliyordu. Yaralıların tahliye edilebilmesi için... Mesela Şucaiye’yi çok vurdular, ceset kokusundan yürüyemiyordunuz. Ateşkes de sağlanamadığı için kimse cenazesini çıkaramıyordu. İnsanlar o cenazelerle yaşadılar. Böyle dönemlerde çok enteresandır, elektrik yok, telefon çalışmıyor. Ama haberler çok hızlı yayılıyor. Mesela ateşkes ilan edilir edilmez sokaklar hemen tıklım tıklım oluyor. Ama ateşkes bittikten, ilk füze düştükten sonra Gazzeliler hemen evlerine dönüyorlar. Orada ölümü bekliyorlar. Savaş Suriye’deki gibi değil. Dışarıda hiç silahlı adam göremezsiniz. Savaşı sokakta hissedemezsiniz.

‘BENİM YARDIMIM NEREDE DİYE KIZMA NOKTASINDALAR’

Ya barışta?

Gazze çok yaşanılası bir yer aslında. Havası, denizi çok güzel. Dünyada nüfusun en yoğun olduğu yerlerden biri. 1.8 milyon insan, 360 kilometrekarede yaşıyor. O nedenle Gazze’de sokaklar tıklım tıklımdır. HAMAS’tan kaynaklanan bir durum var orada, yönetim şer’i, yani İslam devleti gibi. O nedenle bizim düşündüğümüz anlamda bir iç turizm yok. Kadınlar ayrı, erkekler ayrı yerlerde denize girer. Gençleri diğer Arap ülkerine göre daha eğitimli. Ancak bir yandan da Gazze yatırımdan uzak, insani yardımlarla insanların hayatını sürdürmeye çalıştığı bir yer. Eskiden yardım almak ayıp görülürken şimdi “Benim yardımım nerede?” diye kızma noktasına gelinmiş olması, ayrı bir sosyolojik travma.

  • "Ateşkes bittikten, ilk füze düştükten sonra Gazzeliler hemen evlerine dönüyorlar. Orada ölümü bekliyorlar."

Kitabınızın ismi “Tünel”. Bu nedenle özellikle Gazze tünellerini sormak istiyorum. Yerin altında nasıl bir hayat var?

Tüneller ikiye ayrılıyor. Birincisi sınır bölgelerinde, barış zamanı, ticaretin yapıldığı tüneller. Bir de askeri amaçlı kullanılanlar var. Mesela düğün var, Refahlı bir kadın ve Gazzeli bir erkek evlenecek. Gelin tünelden geçiyor Gazze’ye.

Hayat damarları bir anlamda...

Kesinlikle. Kimisinin genişliği bir insan, kimisinin de bir araç geçecek kadar. Bu tünellerin kazılması ayrı bir sektör. Bu tünellerin pek çoğu İsrail operasyonları sonrası ve Mısır’da Sisi yönetiminden sonra yıkıldı.

‘ÇOCUKLAR YANLIŞLIKLA ÖLDÜRÜLMEDİ’

Mesela su pompalıyorlardı değil mi?

Evet boğularak ölenler oldu. Sadece tüneller değil, Refah’ta askeri gözlemler arttı. Artık tüneller çok gizli, sadece direnişçiler ve bazı tüccarlar kullanıyor. İsrail Heronlarla 24 saat Gazze’yi gözlemliyor. Bunun iki anlamı var: Birincisi plajlarda, okullarda öldürülen çocukların hiçbirisi yanlışlıkla öldürülmedi. Hiçbir hata payı yok. İkincisi de Filistinli hiçbir savaşçının sokakta dolaşabilmesi mümkün değil. İsrail operasyonlarının hedefi de bu tünelleri yok etmekti. Ama İsrail bunu istiyorsa Gazze’yi tamamen yok etmesi gerek. Çünkü Gazze’nin altının tamamı tünel.

Kitabınızda çocuklarla ilgili çok çarpıcı fotoğraflara da yer vermişsiniz. Gazze’de çocuk olmak nasıl?

Gazze’de çocuk olmak büyüyememek aslında. Anne-babalar çocukları için “Oğlum şu okula gitsin” diyemiyor. Gazzeli çocuklar bir meçhulün içerisinde büyüyor. Son operasyonda 500 çocuk hayatını kaybetti. Sahilde, okulda, top oynarken öldürüldüler. Ramazan öncesinde Gazzeli çocuklar bir basın toplantısı düzenlemişti, ben de oradaydım. “Dünyaya sesleniyoruz, bugün burada olan arkadaşlarımızdan biri yarın aramızda olamayabilir” dediler. İsrail ertesi gün bir parkı vurdu, 13 çocuk öldürdü. Orada gördüğümüz çocuklardan biri ölenler arasındaydı. Cenazesinin fotoğrafını çektik.

‘HAYALİ ARABAYLA YARIM SAAT GİDEBİLMEK’

Bu insanların gelecekleri yok. Çıkabilecekleri hiçbir yer yok. Gazzeli bir gence “Hayalin ne?” diye sordum. “Saatte 180 kilometre hızla, arabamla bir otobana çıkıp yarım saat yol gitmek istiyorum” cevabını verdi. Gazze’nin bir ucundan diğer ucuna araçla saatte 80 kilometre hızla ulaşırsınız. Sonra duvara toslarsınız. O genç “Ben duvara toslamadan çıkmak ve saatlerce yolculuk yapmak istiyorum” dedi. Gazze’den çıkmak için Mısır’ın, İsrail’in merhametine ihtiyacınız var. İlaç almak, yeni bir ev yapmak için size düşman olan birilerinin eline bakıyorsunuz.

Gazze’de sizi en çok etkileyen olay ne oldu?

İsrail’in demir kubbe denilen bir sistemi var. Bu sistem zaten çok tesiri olmayan füzeleri yere düşmeden imha ediyor. Füze atıldığında da sirenler çalar. Ben sınıra gittiğimde sirenler devreye girdi. Ayakta olan bir tane İsrailli görmedim. Gazze’deyse ben hiç kimsenin yoğun bombardımanda yere yattığına şahit olmadım. Çocuklar bile yatmıyordu, parkta top oynuyorlardı.

Orada tabii çocuklar savaşın içine doğmuş, tıpkı Suriye’de olduğu gibi...

Aynen öyle... Gazze’de mesela ateşkes olduğu anda savaş bitiyor, hemen hayata devam ediyorlar. Cenazelerini gömüyorlar, yeniden evlerini inşa etmeye çalışıyorlar

‘İSRAİL’E ‘BUNU YAPMA’ DİYEBİLECEK KİMSE KALMADI’

Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi konusunda Gazzeliler ne düşünüyor?

anlaşmasını anlayışla karşılıyoruz. Türkiye- İsrail ilişkileri, Türkiye’nin bileceği iş” açıklamasını yaptı. Gazze’de halka anlatılan şuydu: “Türkiye, İsrail’le anlaşmayı yapmak durumundaydı ve yardımlar devam edecek.” Tabii bu normalleşme İsrail’in baskı politikasına sessiz kalacağımız anlamına gelmiyor. Mesela Türkiye İsrail’in yeni yerleşim kararını kınadı. İslam ülkelerinin çoğu yıllarca doğrudan ya da dolaylı yoldan İsrail’le ilişki kurdu. Türkiye tek başına bir mücadeleye girişti ve dış politikada birtakım tıkanıklıklar oldu. Türkiye anlaşmadan önce şu andaki durumdan daha fazla katkı sağlayamıyordu Filistin’e. Düşman güçlü, rasyonel, iyi üretiyor. Böyle bir düşmanın varsa senin de ona göre argümanlarının olması gerekli. Doğu Türkistan’a yardım etmek istiyorsanız, bunun yolu Pekin’den geçiyor mesela. Maalesef Filistin’le ilgili bir şey yapacaksanız, İsrail’le bunu konuşmak zorundasınız.

ABD Başkanı Trump, “Elçiliğimizi Kudüs’e taşıyacağız” dedi. “Yeni yönetimle çözüm daha da zora girdi” diyebilir miyiz?

Netanyahu’yla telefonda konuştu. Netanyahu da yeni yerleşim planlarını onayladı. ABD Elçiliği’nin Kudüs’e taşınması, çok önemli bir sübliminal mesaj olur. Filistinliler buna çok büyük tepki göstereceklerdir. Ama İsrail şunu diyecek: “Bugüne kadar ne yaptıysak uluslararası toplum bizi kınadı, Filistinliler bizi protesto etti ve biz bununla baş ettik.” İsrail, Trump döneminde askeri olarak yeni operasyon düzenleme şımarıklığını yapabilir. Zaten bölge ülkeleri darmadağın, İsrail karşışında “Bunu yapma” diyebilecek kimse kalmadı. Böyle bir endişe Ortadoğu’da var diye düşünüyorum.

NALAN KOÇAK / GAZETE HABERTÜRK