Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığı'ndaki eylemlerle ilgili 221 sanığın yargılandığı davada darbe girişimi öncesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başyaveri olan Kurmay Albay Ali Yazıcı savunma yaptı. Yazıcı, bir yıllık görev süresince Cumhurbaşkanı'na sadakatla hizmet ettiğini söyledi. Yazıcı, "Darbeyi bir ay önce dillendirenler vardı" dedi.

Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe girişimi sırasında, Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili davada yargılanan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski yaveri Kurmay Albay Ali Yazıcı, "Benim bu işlerle ilgim olsaydı yaverliğe seçilmezdim. İlk defa Cumhurbaşkanımızdan ayrılıyorum ve Sayın Cumhurbaşkanına suikastle suçlanıyorum. Her zaman bu imkan ve yapma kabiliyetim varken yapmıyorum da yanından ayrıldığım ilk anda sözde suikast yapmakla suçlanıyorum, bu akla uygun gelmiyor." dedi.

FETÖ'nün darbe girişimi sırasında, Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili, sözde "Yurtta Sulh Konseyi" üyelerinin de arasında bulunduğu 221 kişinin yargılandığı davanın ikinci günü, Yazıcı'nın savunmasının alınmasıyla başladı.

Duruşma öncesinde sanık Akın Öztürk, Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Oğuz Dik'ten, duruşma sırasında not tutmak için kalem talebinde bulundu. Öztürk'ün talebi üzerine diğer bazı sanıklar da kalem istedi. Mahkeme Başkanı Dik de bir sonraki duruşmada tüm sanıklara kalem verileceğini belirtti.

Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eski yaveri Kurmay Albay Ali Yazıcı savunmasına başladı.

"27 TEMMUZ 2015'DE ATANDIM 15 TEMMUZ'A 2016'YA KADAR SADAKATLA HİZMET ETTİM"

Başyaver olarak göreve başlamadan önce Sofya'da askeri ateşe olarak çalıştığını, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yaverlik görevine seçildiğini, 27 Temmuz 2015'te başladığı başyaverlik görevini 15 Temmuz gecesine kadar sadakatle sürdürdüğünü savunan Yazıcı, "Bu süreçte herhangi bir sıkıntı, problem yaşanmadı hatta sıkıntı olabilecek durumlara müdahil olarak çözüme kavuşturdum. Arabanın her zaman önünde oturuyor, Sayın Cumhurbaşkanıyla hareket ediyordum." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast iddiasıyla da Muğla'da yargılandığını, Ankara'daki davada ise suçlamalara Yurtta Sulh Konseyi üyeliğinin eklendiğini belirten Yazıcı, söz konusu konseye nasıl seçildiğini, konseyde kimler olduğunu bilmediğini öne sürdü.

Yazıcı, 5 Temmuz 2016 günü Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanından ayrıldığını, önce 2 gün ardından da 1 hafta izin yaptığını, Tokat Erbaa'daki ailesinin yanına gittiğini, 14 Temmuz'da Ankara'ya döndüğünü, lojmanında kaldığını, 15 Temmuz saat 17.00'de de 16 Temmuz'da Antalya'daki görev için Muhafız Alayından hareket ettiğini anlattı.

Muhafız Alayından ayrılırken yanına gelen ve kendisini "Emin Yarbay" olarak tanıtan kişinin "Komutanım Antalya'ya gidiyormuşsunuz. Ben de tatile gidiyorum, sizinle gelebilir miyim?" diye sorduğunu ve bu kişiyle birlikte yola çıktıklarını ifade eden sanık Yazıcı, Afyonkarahisar'da mola verdiklerini, daha sonra yola devam ettiklerini, kendisini telefonla arayan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga'nın "Albayım bir şeyler oluyor, bilginiz var mı?" sorusu üzerine yaşananlardan haberdar olduğunu söyledi.

Kasırga ile görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı Kara Yaveri Yarbay Mete Semercioğlu'nu aradığını, Semercioğlu'nun kendisine tatbikat yapıldığı bilgisinin verildiğini söylediğini, yol boyunca Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Lütfullah Göktaş ve bazı kişilerle telefon görüşmesi yaptığını kaydeden sanık Yazıcı, Antalya'dan protokol şube müdürünün aradığını ve yarın yapılacak etkinliğin iptal edildiği söylediğini, bunun üzerine de Marmaris'e doğru yolunu değiştirdiğini kaydetti.

Sanık Yazıcı, İzmir yolundan Marmaris'e doğru döndükten sonra bile Emin Yarbay'ın arabadan inmediğini belirterek, "Emin Yarbay benimle devam etmek istedi, garip garip hareketler yapıyordu, ben de kendisinden çekindim. Yolda Marmaris'e gitmenin sıkıntılı olacağını düşündüm, yanımda tanımadığım birisi olduğu için. Bu kişiyi, Muhafız Alayına yeni atanmış birisi olarak değerlendirdim. Emin Yarbay, 'Komutanım Çiğli’ye gidelim.' dedi, biz de Çiğli’ye geçtik. Ertesi sabah Ankara'ya döndüm, 16 Temmuz sabahında Ankara'daydım, 17 Temmuz'da gözaltına alındım." diye konuştu.

Savunmasının ardından Mahkeme Başkanı Dik'in sorularını yanıtlayan sanık Yazıcı, Umut Paksoy adına kayıtlı bir telefon kullanıp kullanmadığı sorusu üzerine, kendi hattından başka bir telefon kullanmadığını söyledi.

Hakim Dik'in, "Sanık Levent Türkkan'ın 'Ali Yazıcı da FETÖ'cüdür' ifadesi var, ne diyeceksin?" sorusuna Yazıcı, Türkkan ile sadece Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın, Cumhurbaşkanlığına ziyaretleri sırasında, askeri hiyerarşi içerisinde görüştüklerini, bunun dışında görüşmeleri olmadığını ileri sürdü.

Bir soru üzerine Yazıcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yerini öğrenmek için kimsenin kendisine bir soru sormadığını, kimseyle bu konuda görüşmediğini savundu.

"CUMHURBAŞKANI BENİ 3-4 AY ARAŞTIRMIŞ"

Muhafız Alay Komutanının tatbikat olacağı için kendisinden personel istediğini, 2 astsubayı tatbikata katılmakla görevlendirdiğini anlatan Yazıcı, 15 Temmuz gecesi bu astsubaylarla telefonda görüştüklerini, bu kişilere "Derhal Muhafız Alayını, orayı terk edin. Herhangi bir şeye karışmadan oradan ayrılın." talimatı verdiğini söyledi.

Sanık Ali Yazıcı, Cumhurbaşkanlığı yaverliğine bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seçildiğini vurgulayarak, "Daha sonra öğrendiğim kadarıyla kendisi 3-4 ay araştırma yapmış, ilçe belediye başkanına, AK Parti teşkilatına, muhtara araştırtmış, bu süreçte bütün araştırmalar yapılmış. MİT ile emniyetle görüşmeler yapılmış. Benim bu işlerle ilgim olsaydı yaverliğe seçilmezdim. Bir yıl boyunca herhangi bir sıkıntı yaşanmamış, Sayın Cumhurbaşkanı'nın yanında, uçağında, helikopterinde beraber hareket ettim. İlk defa Cumhurbaşkanımızdan ayrılıyorum ve Sayın Cumhurbaşkanı'na suikastle suçlanıyorum. Her zaman bu imkan ve yapma kabiliyetim varken yapmıyorum da yanından ayrıldığım ilk anda sözde suikast yapmakla suçlanıyorum, bu akla uygun gelmiyor." diye konuştu.

Yazıcı, Muhafız Alay Komutanı Kutsi Barış'a 15 Temmuz sabahı kahvaltıda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tatil yaptığı yeri söylediği iddialarını da reddederek, sadece basında tatil yaptığı yere ilişkin çıkan haberleri konuştuklarını, kendisine bir yer söylemediğini savundu.

Aracına aldığı Emin Yarbay'ın yönlendirmesiyle Çiğli'ye gittiğini, yolda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın emniyete alınmasıyla ilgili işleri koordine ettiğini, Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Erdoğan'ın doktoru ve fizyoterapisti ile görüşmeler yaptığını, kendisinin Marmaris'e gitmesinin daha büyük sıkıntı olacağını düşündüğünü ileri sürdü.

Sanık Yazıcı'nın avukatı Hakan Tunçkol da dünkü duruşmada sanıkların, teşhir edilecek şekilde halkın arasından duruşma salonuna alınmasının anlaşılması zor bir durum olduğunu ifade ederek, dava sürecinde yaşananların adil yargılamayı etkilediğini ileri sürdü.

Balyoz ve Ergenekon davalarında da birçok sanığın avukatlığını yaptığını, bu kişilerin savunmalarını hazırlaması için cezaevinde bilgisayarla çalışma imkanı verildiğini anlatan Tunçkol, şöyle devam etti:

"Kan kokan, eli kanlı hakimlerin yönettiği kumpas davalarında sanıklara tanınan haklar çok daha fazlaydı. Sözcü bile FETÖ'cü olabiliyorsa Ali Yazıcı'nın idam edilmemesi neden diye ironiyle başlayabiliriz. AliYazıcı'nın suçlamasıyla Sözcü gazetesinin arasında fark yok. Ali Yazıcı'nın suçlandığı şey bir manşet haberini sanki söylemiş gibi gösterilmesi. 65 milyon insanın öldürüldüğü, 6,5 milyon insanın soykırıma tabi tutulduğu İkinci Dünya Savaşı'nın hesabını sadece 24 kişi veriyor, kanlı bir dört dörtlük darbe; 12 Eylül'ün hesabını sadece 2 kişi, o da tutuksuz olarak veriyor. Kenan Evren'in ağırlaştırılmış müebbetten yargılanmadığı düşünüldüğünde bu yargılamalarda, iddianamelerde hukuk hiçe sayılarak istenen sevk maddeleri düşünüldüğünde adil yargılamaya uyulmadığı görülecektir."

Avukat Tunçkol, iddianamede geçen gizli tanıklar Kuzgun, Şapka ve "Emin Yarbay" olarak bilinen Emin Güven'in etkin pişmanlıktan yararlanmak için birçok kişiyi FETÖ üyesi olarak suçladığını savunarak, "FETÖ'nün Balyoz ve Ergenekon ile başaramadıklarını, TSK içindeki Atatürkçü, ulusalcı, Atatürk ilkelerine bağlı elit komutanların diskalifiye edilmesi için 'bunlar da bizdendi' beyanlarından başka delil olmadan TSK'nın içi boşaltılmaktadır. Levent Türkkan, 'Ali Yazıcı bizden' demiş. Gazetelerde gördük iki kolu kırılmış, göz patlamış bir insanın 'samimi ifadesi' demek hukukun hiçe sayılmasıdır. Bunun hiçbir şekilde kabul edilememesi gerekir, buna dayanılarak davaya Ali Yazıcı katılmıştır." diye konuştu.

Müvekkili Yazıcı'nın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikastle suçlandığını anımsatan Tunçkol, "Ali Yazıcı'nın görevi bu olsa bunu Cumhurbaşkanımızı zehirleyerek yapabilirdi, silahını çeker öldürebilirdi, aracının kaza yapmasını sağlayacak bir şeyler yapabilirdi. Bunların hiçbirin yapmayan Ali Yazıcı, Sözcü gazetesinin manşetindeki bilgiyi vermekle suçlanıyor. Bütün istihbaratı elinde tutan FETÖ, cumhurbaşkanının yerini AliYazıcı'dan mı öğrenecek? Ali Yazıcı'nın FETÖ ile bağlantılı hiçbir şeyi çıkmamıştır. FETÖ'cü olduğu halde istihbaratın bunu bilmemesi, bildiği halde sessiz kalması da asıl vahim konulardır." dedi.

Yarbay Emin Güven'in, Özel Kuvvetler Komutanlığında efsane bir komutan olduğunu ve 15 Temmuz'da AliYazıcı'yı kontrol etmekle görevlendirildiğini, bu yüzden aracına bindiğini ileri süren Avukat Tunçkol, "Emin Güven, Ali Yazıcı'nın arabasına binerek manevi olarak onu yönlendirmiştir. Ali Yazıcı kendisinden defaatle kurtulmak istemiş ama kurtulamamıştır. Çiğli'ye kadar gitmiştir, orada FETÖ'cüler tarafından baskı ve kontrol altında, bir nevi gözlem altında tutulmuştur." savunmasında bulundu.

Müvekkili Ali Yazıcı hakkında hiçbir delil olmadığını, müvekkilinin derhal tahliyesine karar verilmesi gerektiğini ileri süren Tunçkol, "Tahliyenin önünde sadece baskıdan kaynaklı engel vardır." dedi. Avukat Tunçkol, sanık Yazıcı'nın Muğla'da da aynı suçtan yargılandığını hatırlatarak, yargılamanın Ankara'daki davayla birleştirilmesini talep etti.

Avukat Tunçkol'un savunmasının ardından Mahkeme Başkanı Dik, "Müvekkilinizin Atatürkçü subay olduğu için yıpratılmaya çalışıldığını söylüyorsunuz. Ali Yazıcı, sen kendisini öyle tanımlıyor musun? Bu darbeyi kimin yaptığını düşünüyorsun?" diye sordu. Yazıcı da "Bunu beni seçen Cumhurbaşkanımıza ve beni yetiştiren komutanlara sormak gerekir. Darbeyi kimin yaptığını 10 aydır düşünüyorum, ben de işin içinden çıkamadım. Benim bildiğim, 'Şu FETÖ'cüdür, terör örgütü üyesidir' diyeceğim bir komutan, asker de yok." yanıtını verdi.

Cumhuriyet Savcısı Aytekin Cenikli de Yazıcı'ya, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir yurt dışı gezisinde, uçakta gazeteci Kadir Çöpdemir'e, sohbet sırasında 'Bu düzen böyle devam etmez, yakında darbe yapacağız' dediniz mi?" diye sordu. Yazıcı, üniformalı bir kişi olarak "darbe" kelimesini kullanmasının doğru olmayacağını bildiği için hiçbir şekilde o ifadeyi kullanmadığını, bazı danışmanlar tarafından "darbe" ifadesinin aylar öncesinden konuşulmaya başlandığını savundu.

Sanık avukatlarından Dilek Aras'ın "Danışmanlar tarafından sarf edilen 'darbe' kelimesi ilk olarak ne zaman konuşuldu. Ne zamandan itibaren 'darbe' telafuz ediliyordu?" sorusuna Ali Yazıcı, cevap vermek istemediğini söyledi.

Yazıcı, "Darbe kelimesinin geçtiği görüşmeler sadece bir defa olmadı. Benim 'darbe yapılacak' dediğim tespit edilse, bundan Sayın Cumhurbaşkanı'nın haberi mutlaka olurdu. Sayın Cumhurbaşkanı'nın bundan haberi var da neden 15 Temmuz'u beklenmiş? Ben darbeyi başladığı zaman öğrendim ama bunu 1-2 ay önceden dillendirenler vardı diyebilirim." şeklinde konuştu.

Avukat Aras'ın "Cumhurbaşkanı danışmanlarından mı dillendiren vardı?" sorusu üzerine Yazıcı, yine soruya cevap vermek istemediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın da Yazıcı'ya, "Ben danışmanlardan duydum; kendisi sürekli olarak danışmanları yarı şaka yarı ciddi olarak darbeyle tehdit etmiş. Danışmanlarla hangi tarihlerde bu konuşmalar yapıldı?" diye sordu.

Sanık Ali Yazıcı, "Ben Cumhurbaşkanının en yakınında olan kişi olarak darbeden bahsedersem Sayın Cumhurbaşkanı bundan haberdar olurdu. Ben 15 Temmuz'un ertesi günü FETÖ'cü, darbeci, darbeyi daha önce planlayan ilan edildim. Sayın Cumhurbaşkanımız, istihbarat, emniyetin istihbaratı, askeri istihbarat bunları bilmiyor muydu, beni bilmiyor muydu? Atanmama rağmen beni bekletirdi." yanıtını verdi.

ERDOĞAN'IN AVUKARI AYDIN İLE SANIK YAZICI ARASINDA TARTIŞMA 

Yazıcı'nın sözleri üzerine avukat Aydın, "Ağustos atamasında oradan uzaklaştırılacağınızı biliyordunuz." dedi. Yazıcı da 1,5 yıl başyaverlik yaptığını, ataması için son yılı olduğunu ve Ağustos'ta atamasını beklediğini söyledi.

Avukat Aydın, Yazıcı'nın iyi eğitilmiş bir FETÖ'cü olarak kendisini çok iyi gizlediğini, sakladığını öne sürdü. Avukat Aydın'ın bu sözleri, duruşmayı izleyen mağdur ve müşteki yakınları ile bazı sanıklarca alkışla karşılandı.

Sanıkların alkışlaması üzerine de Mahkeme Başkanı Dik, sanıklara hitaben "Benim anlamadığım siz niye, neyi alkışladınız." dedi.

Sanık Yazıcı, "Darbe şeklinde bir ifadem olmadı. Eğer ben FETÖ'cü olarak bütün istihbarat birimlerini aşıp Sayın Cumhurbaşkanımızın bir yıl yanında kendimi gizliyorsam bu ülkede 80 milyon da FETÖ'cü olabilir. Şu an kendisini saklayan belki daha kripto Hüseyin Bey FETÖ'cüdür, hala kendisini saklıyordur. Ben bu kadar saklıyorsam ben de diyorum ki 80 milyon FETÖ'cüdür." diye konuştu.

Avukat Aydın da sanık Yazıcı'nın iddianamede açıkça FETÖ'cü olmakla suçlandığını vurgulayarak, "Ben de iddianamenin arkasındayım, açıkça FETÖ'cüdür diyorum. Hüseyin Aydın’ı FETÖ'cü olarak itham etmek kimsenin hakkı ve haddi değildir." ifadesini kullandı.

Sanık Yazıcı'nın savunması sırasında sanık Levent Türkkan da söz alarak, iddianamede kendisiyle ilgili "samimi ifadesi" cümlesinin geçtiğini hatırlattı. Türkkan, "Benim öyle bir samimi ifadem yok. Benim her yanım dağılmış, 10 gün kendime gelememişim, ölmemden korktukları için serum bağlandı, röntgenim çekildi. Samimi ifadem yok, sanıklar hakkındaki iddialar buna dayandırılmasın. 'Ali Yazıcı da FETÖ'cü' diye bir ifadem yok, olmadı." dedi.

CEMİL TURHAN: DARBE GİRİŞİMİNİ SADECE FETÖ'CÜLERİN YAPTIĞINI SÖYLEYEMEM

 

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe girişimi sırasında, Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili, sözde "Yurtta Sulh Konseyi" üyelerinin de arasında bulunduğu 221 kişinin yargılandığı davaya devam edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'ndeki duruşma salonunda görülen duruşmanın bugünkü celsesinin öğleden sonraki bölümünde, TSK mesaj sisteminden gönderilen sözde sıkıyönetim belgesinde imzası bulunan sanıklardan eski Genelkurmay Başkanlığı General-Amiral Şube Müdürü Albay Cemil Turhan'nın çapraz sorgusu yapıldı.

Sıkıyönetim direktifi ve mesajlara ilişkin önceki ifadelerindeki beyanları sorulan Turhan, daha önce verdiği ifadeleri kabul etmediğini söyledi. Darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığındaki fotoğrafları gösterilen Turhan, iddianameye de yansıyan fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu kabul etti.

Eski Genelkurmay Hukuk İşleri Müdürü Muharrem Köse ile telefon görüşmesi sorulan Turhan, "Köse'yi o gece aradığım doğrudur. Sadece karargaha davet ettim. Tüm adli müşavirler oradayken biri onun da çağrılmasını istedi, ben de çağırdım. Hiçbir şekilde sıkıyönetim oldu. Adli müşavir oldun gibi bir konuşmamız olmadı. Onun da ben adli müşavirliği kabul ettim gibi bir şeyi olmadı" dedi.

Doğan Öztürk ile görüşmesi sorulan Turhan, bu görüşmelerin ayrıntısını hatırlamadığını, Öztürk’ün devre arkadaşı olduğunu, bu 2 görüşmenin anormal karşılanamayacağını anlattı.

Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü Mustafa Barış Avıalan ile aynı dairede şube müdürlüğü görevinde bulunduklarını, suç tarihinde 2 görüşme yaptıklarını, ancak ne konuştuklarını hatırlamayamadığını belirten Turhan, "Muhtemelen, olayları anlamaya yönelik, 'Ne oluyor abi' şeklinde bir görüşmedir" diye konuştu.

Sanıklardan Özay Yılmaz'ın da devre arkadaşı olduğunu kaydeden Turhan, "Aradığım saatte Yılmaz, kendisine ateş edildiğini belirtti. Görüntülere bakılırsa özel kuvvetlerin ateş etme anı görülüyor. Tehdit anında aradı" dedi.

Mahkeme başkanının sorusu üzerine, Cumhurbaşkanlığı yaver adayları listesinin kendi birimince hazırlanmadığını anlatan Turhan, şunları söyledi:

"Genelkurmay Başkanının subay, astsubay atama yetkisi yoktur. Subay, astsubay atama yetkisi kuvvet komutanındadır. Genelkurmay karargahına atanan subayı da kuvvet komutanı atar, ama tabii ki askeri nezaket gereği koordineyle. Başyaver, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı gibi görevlerin ataması şöyle olur; kuvvet komutanı 3-4 adayın atamasını teklif eder, getirir, Genelkurmay Başkanına verir. Genelkurmay Başkanımız da adayları Sayın Cumhurbaşkanımıza arzeder, ona göre atama yapılır. Adayların belirlenmesinde, General-Amiral Şubenin hiçbir dahli yoktur. Adaylar Kara Kuvvetleri Komutanlığınca hazırlanır. Fakat biz adaylarla ilgili bilgileri alırız. Başında bulunduğum General-Amiral şubesinin bu konuda bir dahli yoktur. Albay Ali Yazıcı, 2015'te atandı. O dönem Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar'dır. Ali Yazıcı, başyaver adayı değildi. Yazıcı, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı adaylarından biriydi, ikinci sıradaydı. Başyaver adayları ise ayrı 3 kişiydi. O dönemde Orgeneral Necdet Özel, hem başyaver adaylarını, hem de Cumhurbaşkanlığı Muhafız Adayları listesini Cumhurbaşkanımıza teklif ettiler. Cumhurbaşkanımız da, 'Biz üzerinde çalışalım' şeklinde ifade etmiş. Bir süre sonra Necdet Paşa, Başyaver Ali Yazıcı, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı komutanı ise Muhsin Kutsi Barış diye Kara Kuvvetlerine emir verdi."

Cemil Turhan, "Siz Genelkurmaydaydınız, darbe girişimine kimler karıştı?" sorusuna, "Bu darbeyi kim yaptı sorusunun cevabı şahsi kanaatime göre şöyle; bir darbe girişimi oldu. Bu darbe girişimini ben içinde de FETÖ olan, TSK içinde ciddi ekipler arası husumetten kaynaklanan belli gruplar var, bir ekiple beraber, içinde de FETÖ olan bir grubun yaptığını düşünüyorum. Tamamen FETÖ'cüler yapmıştır diyemem. İçinde FETÖ'nün de olduğu grup yapmıştır" karşılığını verdi.

Turhan, "Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?" sorusu üzerine, "Ben Erzurumluyum. Annem babam hacı, annem başörtülü. 28 Şubat gibi bir süreçten geçtik. Ben muhafazakar bir insanım. Kendimi bu şekilde tabir ediyorum. TSK’daki muhafazakarlar 28 Şubat sürecinden sonra kendilerini hiçbir şekilde ortaya çıkarmadılar. Ben de bunlardan biriyim" diye konuştu.

"CD'LERE BAKMA FIRSATIM OLMADI"

Turhan'ın avukatı Özay Arıkan, bir kurmay albayın yapabileceği en güzide görevlerden birini yürüten müvekkilinin, bu kritik görev nedeniyle sanıklar arasında yer aldığını öne sürdü.

Müvekkilinin 15 Temmuz mağdurlarından olduğunu iddia eden Arıkan, Turhan'ın, hiçbir cebir ve şiddet eyleminde bulunmadığını, kimseye darbeye yönelik emir vermediğini, kimseden de emir almadığını savundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, "Darbe mesajlarının bulunduğu CD'lerin Mehmet Akkurt tarafından getirildiğini söylüyorsunuz. Bu CD'lerin içeriğine bakma ihtiyacı hissetmediniz mi?" sorusu üzerine Cemil Turhan, yoğunluktan dolayı CD'lere bakma fırsatı bulamadığını söyledi. Turhan, "Bilgisayarım savcının elinde. Bilgisayarımdan bu anlaşılacaktır, bakmadım. Keşke baksaydım" dedi.

"AKLIMA GELMEDİ"

"Bu CD'nin içeriğini saat 23.30'da öğrendiğinizi söylüyorsunuz. Ondan sonra bu mesajların gerçek dışı olduğu yönünde neden yeni mesajlar çekmediniz?" sorusu üzerine Turhan, "Aklıma gelmedi" dedi.

"Sizin anlatımınıza göre bu CD Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler'in talimatıyla geldi. Özel Kuvvetler personelinin de Yaşar Paşa'nın emriyle geldiğini düşündüğünüz için müdahale etmediğinizi söylediniz. Fakat gelen personel ilk Yaşar Paşa'yı derdest ediyor ve o gece orada en kötü muameleyi gören kişi Yaşar Paşa. Yaşar Paşa'yı derdest eden bu personel sizin talimatınıza neden uyuyor, bunu nasıl açıklıyorsunuz?" sorusuna karşılık Turhan, "Hiçbir bağlantımız yok. Ben bunu Yaşar Paşa organize etti demiyorum. Mehmet Akkurt, Yaşar Paşa'yı derdest etmiş gibi görülebilir ama nizamiyeden çıkarıp nereye götürecekti? Akkurt, Yaşar Paşa'ya oğlundan daha yakındır." dedi. Bunun üzerine avukat, "Kurtarma niyeti olan neden kötü muamele yapsın? O gece oğlundan daha yakın kişilerin ihanetini gördü bu ülke" diye konuştu.

"Kurmay albay olmanıza rağmen sizin adınız olan bir talimatın gereğini daha üst rütbeliler yerine getiriyor. Örgüt içinde ne tür bir pozisyonunuz var" diye sorulan Turhan, "Örgütle herhangi bir bağım, iltisakım yoktur. General-Amiral Şube Müdürlüğü etkili bir makamdır. Terfi edemeyen herkes bu makamı suçlu görür. Terfi edemeyen kişi bunu personelcilerden bilir. Terfi etmeyen general ve albayların intikamı diyorum, evet. Şunun araştırılmasını istiyorum, 2016'da terfi eden kurmay albaylar var. 2016'da Kara Kuvvetlerinden terfi eden edenler, rüyasında görse buna inanmazlardı. Diyorlar ya kimin işine yaradıysa o yaptı. 2016'da terfi edenleri herkes biliyor. Darbe olmasaydı terfi edecek listeyle, darbe olunca terfi eden liste çok farklıydı. Bu terfileri kim yapmıştır? Bu listeyi hükümet yaptırmış diye akla gelebilir. Ben o isimleri de tanıdığım için muhafazakar bir hükümetin o listeyi terfi ettireceğine inanmıyorum." dedi

"Bülent Aydın'ı kimin şehit ettiğini öğrenmek istiyoruz. Bu konuda gördüklerinizi söyler misiniz?" diye sorulan Turhan, "Yemin ederek söylüyorum, kamera kayıtlarına bakarsanız, ben Bülent Aydın'ın şehit edildiği olayda iç bahçedeydim ve orada sadece çatışma seslerini duydum. Aydın'ın şehit edildiğini inanın bilmiyorum. Görmedim. Naaşını da görmedim. Olaydan çok uzağım." dedi.

"İddianamede, Genelkurmay Başkanlığında güvenlik kamerası görüntülerin tutulduğu belleklerin tanklar tarafından ezildiği anda sizin refakat ettiğiniz yazıyor. Görüntü var, bu konuda beyanınız nedir?" sorusu üzerine Turhan, bu olaya refakat etmediğini söyledi. Turhan, görüntünün hatırlatılması üzerine "Oradan geçmiş olabilirim ama refakat etmedim" dedi.

"BEN NE YAPABİLİRİM?"

Cemil Turhan, "Saat 23.30'da darbe olduğunu öğrendiniz. Bu saatten sonra birçok sivil şehit edildi. Siz TSK mensubu bir subay olarak bu eylemleri engellemek için neden hiçbir şey yapmadınız?" denilmesi üzerine, "Karargahta o gece yaşanan karargahın emniyetini alma olayıdır. Karargah emniyete alınmıştır. Şayet karargah emniyete alınmamış olsaydı, çok daha fazla insan şehit olabilirdi." dedi.

"Karargahın emniyetini darbecilere karşı neden almadınız da vatandaşlar gelince emniyet alıyorsunuz?" sorusuna karşılık Turhan, "Ben ne yapabilirim? Orada benim yapabileceğim hiçbir şey yok. Ben kıta komutanı değilim. Benim yapabileceğim şey sınırlıdır. Aynı üzüntüyü ben de hissediyorum." diye konuştu. Turhan, soru üzerine eski Harekat Plan Daire Başkanı Tümgeneral Baki Kavun'u elleri bağlı halde gördüğünü söyledi.

"FETÖ ile mücadele kapsamında Genelkurmay Başkanlığına birtakım listeler geldiğini söylediniz. Bu listelere göre birtakım veriler hazırlıyorsunuz. Kimlerden isim listesi geldiğini söyler misiniz?" sorusuna karşılık Cemil Turhan, "Bu konu TSK'da FETÖ ile mücadeleyi zora sokan hususlardan biriydi. Çeşitli listeler geliyordu, bunlar komutanlara bir kanaldan ulaşıyordu, geliyordu. Bu listelerin kimlerden geldiğini biz bilmiyoruz. Bazen siyasilerden bir liste geliyordu, yazılan isimlerden kimin hazırladığını tahmin ediyorduk ama bilmiyorduk" dedi.

"Siyasilerden isim verebilir misiniz? Mesela 15 Temmuz günü 14.00-14.30 arası AK Parti milletvekili Şirin Ünal'ın Genelkurmay Karargahında olduğu söyleniyor" denilmesi üzerine Turhan, şunları kaydetti:

"Şirin Ünal, Sayın Cumhurbaşkanına TSK ile ilgili bilgileri ileten şahıslardan biri olarak değerlendirildiğinden İlhan Talu Korgeneral, Genelkurmay Başkanımızın emriyle kendisiyle görüştü. Telefonla da görüştüler, yüz yüze de. Daha önce Genelkurmay karargahına da geldi. Hatta şöyle bir olay olmuştu, Şirin Paşa telefon açtı İlhan Paşa'ya, 'Bana şuraya gireceklerin listesini gönder' dedi. Şuraya gireceklerin listesini hiyerarşi dışında birine vermemiz mümkün değil. Normalde veremeyiz ama İlhan Paşa bu talebi İkinci Başkana iletti. İkinci başkanımız da şu emri vermiş İlhan Paşa'ya, 'Şirin Paşa havacı, havacı generalleri ve kurmayları verin' demiş. Biz de havacı general ve kurmayların listesini zarfa koyduk ve Meclise gönderdik. Şirin Paşa, alınca İlhan Paşa'yı arayıp 'Sizden tüm hepsini istedim. Neden sadece havacıları gönderdiniz?' demiş. İlhan Paşa da nezaketen 'Verebileceklerim bu kadar' demiştir. Bunun zaten bir husumet oluşturduğunu biz hissetmiştik. İlhan Paşa ile ilgili hiçbir yerde, ne MİT'te, ne emniyette FETÖ iddiası olmamasına rağmen Şirin Paşa'nın vermiş olduğu listede İlhan Paşa'nın karşısında FETÖ yazılıydı. Daha sonra bu liste bana geldiğinde FETÖ yazısının üstü çapraz şekilde çizilmişti. Ben şunu talep ediyorum, o çizgiyi kim atmıştır, araştırılmasını istiyorum. O çizgiyi ben İlhan Paşa'ya sorduğumda, İkinci Başkan şunu demiş, 'Bunlar iyice abarttı kardeşim, bunlar bunlar olmaz diye üzerlerini çizmiş. Eğer kriminal incelemeye giderse... Yaşar Paşa çizdi diye İlhan Paşa bana söyledi."

TSK'da FETÖ iddiaları muhafazakar insanlara yapışmıştır. Özellikle kumpas davalarında mağdur olan komutanlar, 2011'den sonra terfi eden herkesi o dönem AK Parti'ci, sonra da FETÖ'cü olarak yaftaladı. 2014 yılında bu birimde göreve başladım. Zaman zaman bu tür listelerin dolaştığını duydum. Benim şubeme önceleri çok gelmezdi ancak yazışma görevi bize verilince daha çok gelmeye başladı. Gördüğüm listeler de oldu, hatta kuvvet komutanlarının isminin olduğu listeler de gördüm. Mesela Abidin Ünal Orgeneral'in FETÖ'cü diye yazılı olduğu liste gördüm. Salih Zeki Çolak Orgeneral için Şirin Ünal FETÖ'cü değil ama FETÖ'nün güdümünde, FETÖ'ye yakın notuyla liste vermiştir. Hulusi Paşa için zaman zaman FETÖ'cü dendiğini duydum ama listede görmedim. Dolayısıyla birçok insan için listelerde FETÖ'cü denmiştir. Zaten çok listenin olması da inandırıcılığını azaltmıştır."

Turhan, 15 Temmuz'da sözde atama listesinde Akın Öztürk'ü ikinci başkan olarak gördüğünü söyledi. Turhan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'a yakın kişilerin MİT ve emniyetten defalarca sorularak göreve başlatıldığını söyledi.

Turhan, "Hulusi Paşa'nın çaycısından garsonuna, emir subayından korumasına, özel kalem müdüründen danışmanına kadar ekibinden hepsini 2016 nisanında MİT ve emniyete sorduk, gelen cevaplara göre hakkında iddia olan kişilerin (başka yere) atamasını yaptırdım. Hakan Öcal ve Orhan Yıkılkan ile ilgili özel işlem yapıldı" dedi.

Cemil Turhan'ın çapraz sorgusunun ardından mahkeme başkanı, yarın devam etmek üzere duruşmayı bitirdi.