Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı bilinç oluşturmak amacıyla FETÖ'nün din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek amacıyla Kendi Dilinden FETÖ - Örgütlü Bir Din İstismarı Raporu hazırlanmıştır. 

B. “HIRİSTİYANLIĞIN TASAFFI ETMİŞ EFKÂRI”

Gülen, Kur’an’ın Altın İkliminde adlı kitabında Hıristiyanlık ile İslamiyet’i yakınlaştırma çabasına girmektedir: “Hz. Mesih’le ümmeti Muhammed arasında ciddi bir alakanın var olduğu söylenebilir. Her şeyden evvel, Allah Resulü (s.a.s.) ile Hz. İsa’nın halef-selef olmaları söz konusudur. Nebiler serveri, Hz. Mesih’le arasındaki işte bu sıkı irtibatı ifade sadedinde “Ben, İsa’ya herkesten daha evlayım. Zira, onunla benim aramda hüsn-ü kabul görmüş bir nebi yoktur” (Buhârî, Enbiya, 48;Müslim, Fezâil, 143-145) buyurduğu rivayet edilir ki böyle bir münasebetin neler vaad ettiği bizim idrak ufkumuzu aşar. Ayrıca Hz. Mesih de Allah’tan ümmet-i Muhammed içinde bir fert olmayı dilemiştir ki, bu da üzerinde durulmaya değer bir konudur. Onun ahir zamanda –ihtimal- bir şahsı manevi olarak ümmet-i Muhammed içinde zuhur edeceği bu duaya bir icabet gibidir. Şimdilerde, Hıristiyanlığın tasaffi etmiş efkârıyla Efendimizin (s.a.s.) getirmiş olduğu tertemiz esasları tevfik eden bir takım Hıristiyanların mevcudiyeti, Hz. Mesih’in ümmet-i Muhammed’le olan yakın alakasının remzi gibidir. Büyük bir ihtimalle ümmet-i Muhammed, günümüze kadar Muhammediyet gölgesi altında devam ettirdiği maddi manevi seyrini, ahir zamanda Hz. Mesih’in gölgesinin de iştirakiyle ayrı bir televvünle sürdürecek ve insanlık, fenle, teknikle alakalı hususları, Hz. İsa’nın Mesihiyyeti ile manalandırarak beşeri harikaları nebevi mucizelere bağlayıp ilimlere yeni blokajlar belirlemek suretiyle asırlardan beri süre gelen düalizmi sona erdirecektir. Daha sonra Ümmet-i Muhammed’le tevafuk noktaları temin ve tespit edilerek asgari müştereklerde bir araya gelinecek ve bu iki cemaatten birisi fen ve tekniğiyle, diğeri de iman ve aksiyonuyla ateizm ve inkârcılığa karşı bir güç oluşturacaklardır.” (Gülen, Kur’an’ın Altın İkliminde, s. 528-529)

Yukarıda aktarılan pasajda Gülen başlıca şu iddiaları dile getirmektedir:

1. Ümmet-i Muhammed ve Hıristiyanlar asgari müştereklerde birleşerek veya yakınlaşarak karma bir teoloji oluşturacaklardır.

2. Ümmet-i Muhammed, Mesih’in gelmesiyle farklı bir renge bürünerek varlığını sürdürecektir.

Bu ifadelerde Hıristiyanlık ile İslam’ı birleştirme çabaları açıkça görülmektedir. Nitekim doksanlı yıllarda Gülen örgütünün giriştiği faaliyetlerden biri de “Dinlerarası Diyalog” çalışmalarıdır. Her ne kadar “Bu diyalog tüm farklılıkları koruyarak herhangi bir zorlamaya girmeden, hoşgörü ve anlayış içinde ortak meseleleri konuşma, müzakere etme ve işbirliği yolları arama gayreti” gibi takdim edilse de, aslında bunun Kilise ve Batı ile sıkı bir ilişki kurma, onların desteklerine mazhar olma gibi gizli bir amaca matuf olduğu zaman içerisinde anlaşılmıştır. Nitekim Gülen’in 9 Şubat 1998’de Papa’ya bizzat sunduğu mektubundaki şu ifadeleri bu konuda yeterli kanıttır: “Papa VI. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.” Gerçekte II. Vatikan Konsili’nde alınan kararlara dayanan “Dinlerarası Diyalog” projesiyle Gülen örgütü, ulusal ve uluslararası birçok etkinlik düzenleyerek, dergilerinde Hı- ristiyanlığa ait figürlere çokça yer vererek bağlılarını Hıristiyan kültürüne yaklaştırmış ve örgütün Batı dünyası tarafından akredite edilmesini/icazet almasını sağlamıştır. Bu sayede Gülen, kendisine Pensilvanya’da bir üs kurma fırsatı bulurken, birçok Batılı ülkenin kapıları örgüte açılmış, neticede tüm dünyada pek çok imkâna kavuşmuştur. Diyalog sürecine meşruiyet kazandırmak için, Al-i İmran suresinin 64. âyeti istismar edilmiş, bilinçli bir şekilde kelime-i tevhidin sadece ilk kısmı öne çıkarılmış, bu bağlamda “Resûl olarak Hz. Muhammed’e iman” kısmı görmezden gelinmiştir.

Yıllardır sürdürdüğü diyalog çalışmalarından sonra ise Gülen’in, 20 Ağustos 2016’da yayınlanan bir konuşmasında Haçlı seferleriyle ilgili şu ifadeleri, bu sürecin Gülen’i nerelere kadar sürüklediğinin açık bir göstergesidir: “Haçlının ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir. Çünkü sizinle onlar arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar sizin kadınınıza, kızınıza ilişmezler. Mabedinize ilişmezler. İlişmemiş Haçlılar.”

Sonuç olarak dinlerarası diyalog adı altında belli bir siyaset mühendisliği olduğu anlaşılan ortak bir dinî teoloji veya dinî kültür birliği oluşturma çabası, dinî açıdan hiçbir şekilde tasvip edilemez.