Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Özgürlükçü hapishane filmi

        KEREM AKÇA / HABERTURK.COM

        Sinema tarihinin en kilit hapishane filmleri arasında her zaman adı geçen “Örümcek Kadının Öpücüğü”, muhtemelen bu alanda muhbirlik ve eşcinsel aşk kavramlarını canlandırmasıyla değer kazanıyor. Hector Babenco’nun eseri, pembe dizisel halleri, alt kültür temsili, yarı halüsinatif görünümü ve katmanlı baskıcı düzen eleştirisiyle bir bakıma Marksist eylemcilik ile eşcinsel özgürlüğünü aynı potada eriten bir süreç armağan ediyor bizlere. Bunun tutkusal dışavurumu ise tavizsiz haliyle zihnimize kazınıyor. “Örümcek Kadının Öpücüğü”nün DVD’si Türkiye’de raflara girdi.

        Arjantin uyruklu olsa da Brezilya’da çektiği işlerle tanınan Hector Babenco’nun en çok bilinen eseri, Manuel Puig’in eşcinsel hayatları ele alan romanından uyarlanan “Örümcek Kadının Öpücüğü”dür (“Kiss of the Spider Woman”, 1985). Güney Amerika’da ya da Buenos Aires’te geçen hikaye burada İngilizce bir ambalajla sarılmıştır. William Hurt ile Raul Julia’nın arasında ‘eşcinsel kimlik’, ‘siyasi dayatmalar’ ile ‘Marksist eğilim’ mücadelesi ise bir anlamda katmanları tepeleme doldurulmuş bir yolculuğun sözünü verir.

        Eşcinsel sinema adına iz bırakmış bir yapıt

        Filmin buna yaklaşırken hem hapishane filmi alanında melankolik bir süreç kazanması, hem de eşcinsel sinema adına Rainer Werner Fassbinder, Eloy de la Iglesia, Paul Morrissey ile Pedro Almodovar’dan aldıklarını bir siyasi paranoyanın ortasına sızdırmasıyla önem kazandığı bir gerçektir. Bu durumu bir muhbirlik hikayesine çevirmesi ise büyük oranda aslında ‘tiyatro’ eseri de vermiş romanın ‘Amerikan zekası’na uygun bir çerçeveye kavuşturulmasına olanak tanır.

        Birçok açıdan “Swoon”un (1992), “Seni Seviyorum Philip Morris”in (“I Love You Philip Morris”, 2009) ve “Yeraltı Peygamberi”nin (“Un Prophète”, 2009) esin kaynağı olarak anılabilecek eser, onlardaki ‘hapishane sahnesi’ motifini burada gerçek bir hapishane filmine çevirir. Zira bunu yaparken Rodolfo Sánchez’in sinematografisinden de güç depolamayı bilmiştir. O zamana kadar genelde bir mahkumun öyküsü ya da kaçış mücadelesi olarak konumlanan, ona yardımları da ‘yan öğe’ açısından ana bütüne yapıştıran suç filmi alt türü, böylece ivme kazanmıştır.

        Kader Bağlayınca” ile akraba

        “Örümcek Kadının Öpücüğü”; ikili çekişmeyi, ‘kaçış’ odaklı ‘hapishane filmi’ “Kader Bağlayınca”nın (“The Defiant Ones”, 1958) Beyaz Amerikalı-Afro-Amerikan kapışmasındaki etkileşime, umuda ve ‘el ele tutunma’ düşüncesine uzanan bir omurgayla inceler adeta. O zamanların Eisenhower’ın ırkçı politikalarına karşı Martin Luther King Jr.’ın çabasıyla yükselen siyahi alt kültürün, burada 70’lerin özgürlükçü ruhu ve çıkışa geçen eşcinsel hareketlerine denk geldiğini gözlemlemek mümkündür. Bunu yaparken aslında 70’ler Güney Amerika’sındaki ‘politik kargaşa’yı öykünün omurgasına yerleştirmek de bir sorumluluk yükler Babenco’nun eserine. Eşcinsel mahkumun özünde bir CIA muhbiri çıkması, bu gibi cinsel kimliklerin nasıl kimliksiz hale getirildiğini kanıtlar.

        Bunun yanında açılış sekansından itibaren Luis ile Valentin arasında ilişkinin ‘arka perdeler’ arasından sarılması manidardır. Adeta girizgahtaki 1.85:1’e uygun teleobjektif-normal objektif arasındaki kaydırma renk kullanımını da açığa çıkarır. Luis’in devreye girdiği anlarda sarı, yeşil, mavi gibi renk tonları, Marksist suçlu/eylemci Valentin’in kontrolü eline aldığı kısımlarda siyah-beyaz gölge oyunlarıyla yer değiştirir. Bu durum zamanla birbirine yaklaşıp yapıyı yerle bir eder, karmaşık süreç de bir aşk hikayesinin ya da bir umudun filizlenmesine kadar uzanır.

        Araya giren hayali film görülmeye değer

        Bir anlamda eşcinsel mahkumların “Alkatraz Kuşçusu” (“The Birdman of Alcatraz”, 1962) olarak anılabilecek Valentin, yüzündeki sıryıklarla, göbeğindeki yaralarla erkeksilik sembolüne dönüşür. Raul Julia, esmer mizacıyla onu kavrarken William Hurt’ün Luis’de sürekli bir şeyler anlatma sevdasındaki feminen halleri ‘turuncu saç tonu’ üzerinden bir temsil bulur. Böylece bir Almodovar, bir Amerikan hapishane filmi karakteri izleriz.

        Bunlar ana karakterinin adı Leni Riefenstahl’a gönderme yapma sevdasıyla Leni konan, ‘Nazi propaganda filmi’ görünümlü bir ‘film içinde film’le de sarılır. Luis Molina’nın adeta ‘Binbir Gece Masalları’ kıvamında bir bellek dışavurumuna dönüşen bu kısım, araya girişlerle hem Fassbinder’in filmlerinin plastik yapısını, hem pembe dizi estetiğini, hem de sessiz sinemanın turuncuya duyarlı siyah-beyaz peliküllerini akla getirir.

        Kesif siyasi eleştiri casusluk öyküsünün orta yerinden fışkırıyor

        Bunun içerisinde olanlar ise Hitler için yapılan bir destansı aşk hikayesine açılır. Yani hedef hem 70’ler Arjantin’indeki cunta rejimini, hem de 30’lu 40’lı yılların Almanya’sındaki faşist rejimi eleştirip genel olarak baskıcı siyasi düzenlere dil uzatmaktır. Bunlardan ilki Valentin’in gerçek hikayesinden, ikincisi ise Luis’in hayal gücünden ‘tanım’lar kazanır.

        Buna paralel olarak Werner isimli bir mahkumun, Werner Herzog’a ya da Fassbinder’in orta ismine veya Valentin’in Rudolph Valentino’ya denk gelmesi ise tesadüf değildir. Babenco’nun yapmak istediği Sonia Braga’nın ‘Örümcek Kadın’, ‘Marta’ ve ‘Leni’ karakterlerinden de görülebileceği üzere, eşcinsellik ruhuna uygun bir postmodern dünya yaratmaktır. Bunu ise aslında alt kültür geleneğine göre geliştirip önünü açtığı filmleri ve temaları belirler.

        Bu bağlamda hapishane içinde bir casusluk öyküsü devreye girerken, eşcinsel aşk bir casusluk geriliminin orta yerinden fışkırır. Güney Amerika zemininde bu renklerin, ‘alt açı’ ile yansıtılan hapishane ve üst açı ile görülen ilk hapishane anının devamında doğallaşması, birazcık düzen eleştirisinin köklerine inmeyi anlatır. Plastik doku da böylece sürekli boyanan ve badanaya ihtiyacı olan bir durumu ortaya koyar. Eleştirel gücü bir kademe yükseltir.

        “Örümcek Kadının Öpücüğü”, hapishane filmlerinin içindeki yeri bir tarafa eşcinsel sinema adına da önemsenmesi gereken bir eserdir. Babenco ise Fernando Meirelles’in “Tanrıkent” (“Cidade De Deus”, 2002) ile yeni jenerasyona uydurduğu, Brezilya sinemasındaki ‘gösterişli stil’ ve ‘sosyopolitik omurga’ odaklı geleneği kabul ettirir. Ancak bunu yaparken hafif teatral kaldığı hücre içi sekanslardan da zaman zaman çektiğini söylemeliyiz. Bu tökezleme de yönetmenin birey olarak fazla iz bırakmadan silinmesine yol açmıştır.

        FİLMİN NOTU: 8.1

        Künye:

        Örümcek Kadının Öpücüğü (Kiss of the Spider Woman)

        Yönetmen: Hector Babenco

        Oyuncular: William Hurt, Raul Julia, Sonia Braga, José Lewgoy, Milton Gonçalves

        Süre: 121 dk.

        Yıl: 1985

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ