'Robot polis' geri döndü
Kerem Akça, yarın vizyona girecek "RoboCop"u yazdı
Kerem Akça / keremakca@haberturk.com
Yakın bir gelecekte OmniCorp adlı bir holdingin planladığı ‘cyborg polis’ üretimine odaklanan “RoboCop” (1987), döneme uygun anlatısı, robot teknolojisiyle oynama becerisi ve TV ile ilişkisiyle dikkat çeken önemli bir distopik-teknolojik polisiye aksiyonu filmi örneğiydi. Takvimlerimiz 2014’ü gösterdiğinde ise aradan sanal gerçeklik, dolgu bellek, nanoteknoloji, alternatif gerçeklik, konsol, hafıza yaratımı/silme, rüya inşaatı, iPhone gibi kavramların geçtiği bir dönemde 27 yıl geriden seslenen bir yeniden çevrim düşüncesiyle karşılaşıyoruz. Yarın vizyona girecek bu yeni “RoboCop”, işçilik açısından fazla sıkıntı yaşamayıp zaman zaman ‘sanal gerçeklik’e kaymasıyla da türün fanatikleri için sadece ‘anlık zevkler’le örülü bir perde yolculuğu vaat ediyor. ‘Transformers’ gerçeği ortadayken cyborg teknolojisiyle ilgili bir şeyler yapmanın 80’lerdeki kadar güncel bir konu olup olmadığını inceleme fırsatı sunuyor.
Tür sinemasının lügatini karıştırdığımızda aslında ‘on yıllık dilimler’in çok önemli bir inceleme kıstasına dönüştüğünü görebiliriz. Bu bağlamda örneğin 40’lar ile 80’lerin veya 20’ler ile 70’lerin filmlerine zamanını bilmeden bakınca her açıdan bir kültür şoku yaşamanız mümkün. Eğer bu süreçlerde serbest bir yolculuk yaparsak, kendimizi sürekli yumruk yiyip bilincini kaybetme tehlikesi yaşayan bir boksör gibi hissedebiliriz.
Hem gelişen teknoloji, hem değişen patron kararları, hem farklı politik kriterler, hem oynayan gelir seviyesi, hem de değişken estetik kaygılar, sinema tarihinin şekillenişinden beslenince karşımıza ‘dönemsel kurallar’ çıkabilir. Hatta 2014 ile 2001 arasında da taban tabana zıt tür denemelerini örneklendirebiliriz. Bu bağlamda 1987 tarihli bir filmi yeniden çevirmenin bilimkurgunun günümüz külliyatına ne faydası olduğu tartışmak faydalı olacaktır. Aradan geçen 27 yılda olup bitenler doğrultusunda elbette…
BİLİMKURGU YENİDEN ÇEVRİMLERİ PEK BAŞARILI DEĞİL
Aslında popüler sinemada Amerika kaynağını göz önünde bulundurunca “Rollerball” (2002), “Stepford Kadınları” (“The Stepford Wives”, 2004), “İstila” (“The Invasion”, 2007), “Dünyanın Durduğu Gün” (“The Day The Earth Stood Still”, 2008), “Şey” (“The Thing”, 2011) gibi başarısız, “Maymunlar Gezegeni” (“Planet of the Apes”, 2001), “Zaman Makinesi” (“The Time Machine”, 2002), “Dünyalar Savaşı” (“War of the Worlds”, 2005), “Ben Efsaneyim” (“I Am Legend”, 2007), “Ölüm Yarışı” (“Death Race”, 2008), “Yargıç Dredd” (“Dredd”, 2012), “Gerçeğe Çağrı” (“Total Recall”, 2012) gibi kısmen başarılı yeniden çevrimler önümüze dökülüyor.
Ama esas mesele, ‘distopik bilimkurgu’ alanından ziyade uzaylı istilası filmlerinin, Soğuk Savaş ve Nükleer Savaş dönemindeki öteki korkusunun 11 Eylül ve Irak Savaşı sonrası döneme bolca malzeme verdiği gerçeği. Bunlardan alınan sonuç ise “Ben Efsaneyim”, “Dünyalar Savaşı” örnekleri dışında çok da parlak değil. Meselenin ‘distopya’ ayağında ise “Yargıç Dredd”, “Ölüm Yarışı” gibi eksenini aksiyona kaydıran eserler değer kazanıyor.
YÖNETMENİN KALEMİ BİR PROJE Mİ?
Peki ama yeni “RoboCop” ne kadar zeki, kıvrak ve modern olabiliyor? Modernizm değişken, her tarafa çekilmeye açık bir kavram. Fakat 2010 sonrası için 80’lerin robot teknolojilerinden bir şeyler çıkarma arzusu elbette garip duruyor. Atari, Walkman, Amiga, Commodore 64 çağından konsol, iPad, laptop, akıllı telefon çağına bir anda zıplamak, ciddiyetle açıklanabilir mi? Üstüne üstlük “Westworld”ün (1973) android (insan görünümlü robot), “Terminator”ün (“The Terminator”, 1984) cyborg (yarı insan yarı makine robot) yaratımlarının öncülüğü üzerine defalarca kez kafa yorulmuşsa…
José Padilha, Latin Amerikan sinemasında kan oranı yüksek şiddet ve uyuşturucu ticareti tanımına uzanan, ‘gerilla’ yüzeyli gerçekçi ‘Özel Tim’ (‘Tropa da Elite’) serisinden sonra soluğu distopik suçta, mekanikleşmekte alıyor. Brezilya’nın kenar mahallerinden yola çıkıp geleceği dolaşmaya çıkıyor. En baştan söyleyelim bu “RoboCop”, birkaç gecekondu mahallesi sahnesindeki gerçeklik tasviri dışında hiç de Padilha’nın kalemi değil. Özellikle ‘RoboCop’ keşfinin ardından bu tezimizi daha da doğruluyor. Ancak yönetmen, 2.35:1’de onu tutanları mahcup etmeyecek bir işçilik çıkarmış. En azından McTiernan’ın “Rollerball”da içine düştüğü tuhaf duruma veya Scott Derrickson’ın “Dünyanın Durduğu Gün”de kovaladığı ‘gösteriş yaparken kafa şişiren efektler ve aksiyon’dan uzak durmuş.
ORİJİNALİNİN DEPRESİF VE PSİKOLOJİK ATMOSFERİNE YANAŞAMIYOR
Hatta bu “RoboCop”, 1987 tarihli “RoboCop”tan bile tez canlı bir eser değil. Aksine oradaki reklam aralarına, haber filmi girişlerine, alt açılara ve röntgenleme algısına, öznel kameranın katkısıyla ‘psikolojik’ bir atmosferle yaklaşan estetiğin neresinde durduğu tartışmalı. Depresif Reagan döneminden TV’ye yansıyan ‘paranoya’ duygusu burada elbette yok. Verhoeven, orada yarı insan yarı robot bir polisten, bir cyborg prototipinden yola çıkmıştı. Aralara haber filmlerini ‘reklam’ niyetine atıp TV estetiği adına “Merhaba Dünya”dan (“Being There”, 1979) sonra en kalıcı eserlerden birine imza atmıştı 1988 yılı itibarıyla…
Buna röntgenci kamera tercihleri, Alex Murphy’nn bakış açısından geçmişe geçişler de dahil olunca aslında ‘interaktif’ değil ama ‘zaplama’ özlü bir eser çıkmıştı ortaya. Padilha, orijinal filmin 1.85:1’e çekilip daraltılan, TV ekranına yanaştırılan oranını burada anarmofik lense, günümüzün sinemaskop oranına (2.35:1) transfer ediyor. Daha geniş alanlara yayılan, muhtemelen de geniş açı objektiflere daha çok imza atan bir eserle çıkageliyor. Samuel L. Jackson’ın haber sunucusu tiplemesini araya ‘reklam arası’ niyetine sokuyor.
Bunu yaparken artık gelişen stüdyolardan bir interaktif haber stüdyosuyla seyircisini selamlıyor yönetmen. Birçok şeye parmak basıp bilgi yoğunluğu yaratan haber bölümlerini üzerimize atıyor. Ancak bu sahneler, filmin temposunu düşürüyor. “RoboCop”, TV’nin ve teknolojinin getirdiği hızlı makineleşmenin dinamik filmiydi. 2014 mamulü “RoboCop” ise aksiyon patlaması yapan bir robot tanımının eseri olabiliyor. Artan suçlara karşı vicdanı olan bir robot yaratma düşüncesi, o zamanın “Terminator”e verilen daha ‘insancıl cevap’ı misali bir mantığın peşine düşemiyor.
“EVRENİN ASKERLERİ”NİN ÖNCÜSÜ 2000’LERDE NE YAPABİLİR?
Robotlarla ilgili ‘Transformers’ın teknolojik atılımlarının peşine takılmadan kendi dünyasında takılıyor. “Elysium: Yeni Cennet”te (“Elysium”, 2013) geliştirilirken iyice melezleşen robot algısına yaklaşmıyor. Aksine film, “Evrenin Askerleri” (“Universal Soldier”, 1992), “Cezalandırıcı” (“Demolition Man”, 1993) “Dredd” (1995) gibi eserleri etkilemiş bir yapıtı “Avatar” (2009) ile “Başlangıç” (“Inception”, 2010) sonrasına denk gelen bilimkurgunun ikinci altın çağında canlandırmaya çabalıyor. Sonuç temiz gözükse de arada sırada tekleyen, oyalayıcı olma konusunda ise sıkıntı yaşamayan bir perde temsili... Ama “Yüz Yüze” (“Face/Off”, 1997) gibi özgün bir teknolojik aksiyonun üretilmediği bir dönemde vurduğunu deviren bir kaslı adamla, güçlü robot imgesiyle yol alma, bu damarda bir ‘süper kahraman’ bulma arzusu garip geliyor.
“RoboCop”, uluslararası holding OmniCorp’un suça batmış teknolojik dünyayla savaşmak için öne attığı ‘robot polis’ yaratma sürecine yaklaşıyor. 80’lerde tosladığı ve gerisinde kaldığı ‘Terminatör’ gerçeğine burada mecburen daha da ilkel bakıyor. Tek değişim ivmesi olan ‘polisiye-aksiyon’ melezi omurga ise geçerliliğini koruyor. Detroit’in 2028 görüntüsü oligarşik görünümlü bir düzeni öngörüyor. İlk filmin ‘içimizdeki tehdit’ meselesi ise yerini canlanmadan bol figüranlı, paralel kurgulu aksiyon sahnelerine bırakıyor. Öte yandan bu kısımların kenara çekilmesiyle temponun ağırlaştığı da gözlemlenebiliyor.
1987’DE TAKILMASINI AKSİYON BECERİSİ DE ENGELLEYEMİYOR
Aslında bilimkurgu-aksiyon tanımı açısından izlenesi ama psikolojik tarafı çıkartılmış, aile ile ilişkinin mesafeliye kaydığı bir eser canlanıyor. Bu konuda Abbie Cornish bir armağan, robot tasarımının iç dünyasında dolaşmak ise “Matrix” (“The Matrix”, 1999) sonrasına biraz yanaşıyor. Bu durum karşısında olabilecekler ise öznel kameradan ziyade alanı fazla ‘iç mekanizma/robot zihni’ sayesinde 2.35:1’e dökülüyor. Daha fazla bilgi, daha teknolojik bir yaklaşım gelirken, “Robocop 3”teki (1993) sanal gerçekliğe meyleden B sınıf denemeler veya “Virtuosity”nin (1995) nanoteknoloji ürünü android’i mumla aranıyor.
Hatta karakterin çeteleşme ve suç sebebiyle ‘robot’laştırılmasına varan çekici süreç, ‘yanılsama’ olduğu iddia edilen göstermelik bir ‘araba patlama’ sahnesine teslim ediliyor. Yönetmen, bu fütüristik dünyada distopik-teknolojik aksiyon konusunda çok başarısız değil. Ama “Yargıç Dredd” gibi bilimkurgu filmlerinin “Trainspotting”ine (1996) dönüşen bir yeniden çevrimin ve ‘Terminator’ün devam filmleri ile ön bölümlerinin varlığı sebebiyle 87’de takılıp kalıyor.
ABBIE CORNISH, AKSİYON SAHNELERİ VE ROBOCOP TEKNOLOJİSİ
Oradan çıkma hamlesinde ise ‘sanal evrenler, bilgisayar oyunları, hafıza parçaları’ arası yolculuk “Matrix” sonrasında gibi durmuyor. Aksine ‘Resident Evil’ın son filminde iyiden iyiye bilimkurgulaştığı serbestliğin serinin önceki ayaklarındaki ‘atıştırmalık hali’ne benziyor. Bir aklamayı hatırlatıyor. Her şey sadece ufak bir simülasyon gösterisinden ibaret hale geliyor. Zihinsel süreçte hiçbir korkutuculuk, küresel tehdit yok.
Siberpunk mimarinin içinden “Azınlık Raporu” (“Minority Report”, 2002) ve ‘sanal zekalı teknolojik klon’ arayan “Suretler” (“Surrogates”, 2009) gibi eserlerin geçmiş olması da ayrı bir püf noktası. Tek avantaj ise ilk filmdeki hantal ‘droid’in burada kendine yer bulamaması, Abbie Cornish’in eş tiplemesinde iz bırakması, iyi çekilmiş teknolojik aksiyon sahneleri ve robot polis teknolojisinin ‘siyah’ bir kıyafetle görünürde şık-güçlü hale getirilmesi… Yeni mekanik kıyafetiyle ‘RoboCop’, Cyclops’un özelliklerinden arınırken, daha ziyade ‘Dredd’in giyim tarzına, çizimine yakın bir yorumla sarılmış. Bu da aslında ilk filmle bu eser karşılaştırıldığında en öne çıkarılacak kıstas olacaktır.
FİLMİN NOTU: 4.9
Künye:
RoboCop
Yönetmen: José Padilha
Oyuncular: Joel Kinnaman, Abbie Cornish, Gary Oldman, Samuel L. Jackson, Michael Keaton
Süre: 118 dk.
Yapım yılı: 2014