Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Vanessa Redgrave ve Kathleen Turner

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        52. Antalya Film Festivali’nden Kathleen Turner ve Vanessa Redgrave geçti dememize ramak kaldı. Festivalde bir araya geldiğim onur ödülü alan/alacak efsane oyuncular fazlasıyla mütevazı ve ilgiliydi.

        Vanessa Redgrave ve Kathleen Turner ile Antalya’da diyaloğa girme fırsatı buldum. Kendilerine sorulan soruları saygıyla cevaplayan, süreyi önemsemeden çözmeye çalışan ikili, hiçbir şekilde star kaprisi bulundurmuyor. Açıkçası Oscar, Altın Küre gibi ödüllere ulaşmış oyuncuların böyle tavırları olmasına şaşırdım diyemem.

        REDGRAVE: ‘İTALYANLARLA BİZİM OYUNCULUKTAN ANLADIĞIMIZ FARKLI’

        Zira özellikle 78 yaşındaki Redgrave kraliyet soyundan gelmiş gibi gözüken, bu sebeple de yanına yaklaşırken ‘zarif’ durulması gereken bir isim. Eşi Franco Nero’yu yanından ayırmayan oyuncuya, onunla oynadıkları ikinci filmi sordum. “Çılgın Ruhlar” (“Un Tranquilo Posto di Campagna”, 1968), bir bakıma 60’lar İtalyan sinemasının David Lynch’i olarak anılabilecek Elio Petri imzalı. Petri’nin sette nasıl uygulamalar yaptığını her zaman merak etmişimdir.

        İtalyan sinemasının sıra dışı yönetmeni, bir ressamın hayal dünyasını ve metresiyle ilişkisini kırsalda kiralanan ev üzerinden cesur sahnelerle karşımıza çıkarmıştır. Gizem filmi, giallo filmi gibi alanlara kayan eser, sinema tarihinin en garip deneyimlerinden biridir. Sorduğum soruya soruyla karşılık veren Redgrave, ‘Elio Petri’nin diğer filmlerini izlediniz mi?’ deyince, ben de ‘Sadece 10. Kurban’ı seyredebildim. Ondan öncesi mümkün olmadı, çok kolay bulunmuyor’ diye cevap verdim. Nero’nun benim de uzun süredir peşinde olduğum ‘Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ı’nı kazanan “Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Vatandaş Üzerine Soruşturma”yı (“Indagine Su Un Cittadino Al Di Sopra di Ogni Sospetto”, 1970) önermesiyle bir Elio Petri diyaloğu başladı.

        ‘Her şey ince ince hesaplanmıştı, ama biz İngilizler oyuncunun katılımını isteriz. Elio İtalyan sineması için müthiş bir yetenekti. Böyle filmler yapmanın şart olduğunu biliyorum. Onun benden beklediği performans, anladığım gerçek ifadeden daha güçlü olacaktı. Film başarının insanları delirtebileceği üzerineydi. Bunu da çok iyi verdi.’ dedi Redgrave. Aslında bu cevaptan biraz “Cinayet Gördüm”de (“Blowup”, 1966) Antonioni ile deneyim de gözümüzde canlanıyor.

        Bu arada deneyimli oyuncunun en sevdiği yapıtın John Frankenheimer imzalı hapishane filmi klasiği “Alkatraz Kuşçusu” (“The Birdman of Alcatraz”, 1962) olduğunu da öğrendik. Aktivist olmadığı ama kampanyalara katıldığı, üzerinde durduğu ayrı bir hassas noktaydı. Redgrave’in kızını ve kardeşini kaybetmesi sebebiyle biraz anlama güçlüğü çekmesi ise doğaldı.

        TURNER: ‘AVLUDA BÜTÜN KARAKTERLER ÇIPLAK OLACAKTI’

        61 yaşına giren Kathleen Turner ise master class’taki ‘Michael benimle değil, daha genç kadınlarla görülmek isteniyor’ lafıyla bile festivale damga vurdu. Benim kendisine kişisel sorum ise kariyerinin başlangıcına dairdi: ‘“Vücut Isısı”, “Tutku Suçları” ve “Prizzi’lerin Onuru”nda iyi oynanmış ve akıldan zor çıkacak vamp karakterlerle sinemaya girdiniz. Bu durumun filmografinizin geri kalanını nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?’ idi. Aslında bunu cevaplarken biraz ‘politik’ davranmak istedi oyuncu. Zira cinselliğin, fiziksel güzelliğin sömürüldüğüne gönderme yapmayı amaçlıyordu.

        ‘Sizinle anlaşamayabiliriz. Vücut Isısı bu amaçla yazıldı. Amerikan sineması cinselliğe karşı yeni kurallar koydu o dönem. Bizim toplumumuz seks konusunda fazlasıyla ikiyüzlüdür. Bira satmak için bile çıplak kadın kullanırız. Steve Martin’le oynadığım “İki Beyinli Adam”, “Vücut Isısı”ndaki tipe gönderme yapıyordu. Kadınların cinsel güçleriyle herkesi elinde oynatabilme gücünü ti’ye alıyordu.’

        Birçok önemli yönetmenle çalışmanın farkını da sordum… Cevap: ‘Russell, Kasdan ve Coppola’yla sete girmeden önce dört hafta prova yapıyorduk. Ken Russell ile son iletişimim şuydu. Deneyimlerimle ilgili bir kitap yazdım. Dedikodu yapmam. Ken bana sürekli sarhoş olduğumu söylediğinde haklıydın, ama son projem Alis Harikalar Diyarında’yı çekeceğim. Sen Kırmızı Kraliçe olacaksın. Söz veriyorum, sadece avlunun geri kalanı çıplak olacak dedi. Ama öldü. John Waters yakın bir arkadaşım. Belalı Anne’nin senaryosunu gönderdi. A-tipi oyuncusuydum, o B-tipi çekiyordu. Yaparsan dediler B sınıfı oyuncusu olursun. B C bana ne dedim. Karakterin şişi geçirip ciğeri çıkardığı sahneyi okuyunca senaryoyu bıraktım. Ama John’a nasıl çekeceğini sordum. Kabul edilebilir bir anne-çocuk ilişkisi olursa konuşabiliriz dedim. Bir baktım John, dört saat sonra Baltimore’dan uçakla geldi, beni ikna etti. Korku filmi olmayacağına söz verdi.’ idi.

        Aslında deştikçe ilginç detaylar çıkaran bir anı fabrikası Turner. Festivalde de bir hafta boyunca itiraz etmeden kaldı, Türk filmleri de izledi. Bunda son 15-20 yıldaki hastalığı sebebiyle çöküşünün, fiziksel açıdan geriye gitmesinin payı büyük. Zira artık yan rol bile zor buluyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ