• Canlı Yayın
  • 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlık ve Spor Bayramı kutlu olsun
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mustafa Ceceli, 9 yıllık eşi Sinem Ceceli’den boşandı. Boşanmanın ardından sadece HT Magazin’e konuşan şarkıcı “2-3 yıldır evliliğimizin üzerinde bir gerginlik vardı. Birbirimizin tarzını beğenmiyor olmamız huzursuzluğa neden oluyordu. O huzursuzluğu aşamadık” açıklamasını yaptı. Bu sürpriz boşanmayı ve “Tarzlarımız uyuşmuyordu” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Oben BUDAK: Tarzlarımız uyuşmuyordu ne demek yahu, görücü usulüyle mi evlendiler? Klasik erkek sendromu. Önce çocuk doğurtur, sonra eşinden ‘Bu kadın artık anne oldu’ diye soğur. Tıbbın bu konuya çözüm bulması gerekiyor galiba. Erkeklik hormonu bir şekilde kontrol altına alınmalı.

İpek DURKAL: Şaşkınlıkla karşıladım, çünkü hep ne kadar mutlu olduklarını anlatıyordu Ceceli. Bu arada aklıma da şu geldi, geçenlerde trafik kontrolünden kaçıp geri gelen ve ‘Yanımda plak şirketimin müdürü Özden Bora vardı, o yüzden panikledim’ diyen Ceceli’nin yanında Özden Bora değil de başkası mı vardı? O yüzden mi kaçtı?

Kadir KAYMAKÇI: Mustafa Ceceli’nin boşanma haberi bana sürpriz oldu! Şiddetli geçimsizliği biliyoruz da ‘Tarzımızı beğenmiyoruzu’ ben ilk kez duydum. İnsanların birbirinin tarzını beğenmediğini anlaması için 9 yıl uzun bir süre doğrusu... Acaba önce kim kime “Bu tarzını beğenmiyorum!” dedi. Ne diyeyim hayırlısı olsun!

Esin ÖVET: Evlilik zor bir müessese. Bir de 2-3 yıl gerginlikle devam etmek daha da fena. Çok zor geçirmişlerdir. Tabii belli bir süre sonra insanlar değişiyor, tarzları, hayata bakış açıları değişiyor. Bu durumu boşanmadan sürdüren kişiler de var. Boşanmaları hayırlı olmuş o zaman ama tabii kim kimi beğenmemeye başladı o merak konusu. Yani ben şunu anlıyorum, Mustafa eski Mustafa değil. Değişmiş belli ki. Bu tarz bir yorumu yaptığına göre.

Bülent İPEK: Mehmet Çalışkan’a konuşan Mustafa Ceceli fikir uyuşmazlığından sonra yeni bir boşanma deyimi kazandırdı literatüre, ayrılıklarda devrim yarattı! Tarz uyuşmazlığı olabilir tabii, hayat bu işte. Tarzını çok sevdiğin biriyle evlenirsin, zamanla tarzını değiştirir katlanamaz olursun. Mustafa’nın ya da eşinin giyim tarzı, beslenme tarzı, eğlenme, tatil tarzı değişmiş olabilir. Tabii Ceceli’nin trafik çevirmesinden kaçtığı o gece yanındaki meçhul kadının kimliğiyle ilgili soru işaretleri hâlâ duruyor.

‘Dar ünlü havuzunda piştiler kaçınılmaz’

Sarp Akkaya-Sinem Yalçınkaya’nın düğününde pişti zinciri yaşandı. Murat Boz, vokalisti olan Yalçınkaya’nın düğününe Aslı Enver’le karşılaşmamak için katılmadı. Geceyi erken terk eden Enver, Boz’la karşılaşmadı ama eski eşi Birkan Sokullu’yla pişti oldu. Bu piştiden Sokullu da rahatsız olurken sevgilisi Berrak Tüzünataç’ın keyfi ise eski sevgilisi Kenan İmirzalıoğlu’nun düğüne katılmasıyla bozuldu. Pişti korkusu yüzünden ünlüler dünyasında düğün yapmak giderek imkânsız hale mi gelecek?

İ.D.: Aslında düğüne kimin gelip kimin gelmeyeceğini biliyor ve ona göre katılıyorlar. Sürpriz değil yani... Rahatsızlık kısmına gelince, rahatsız olacak kişi zaten orada bulunmuyor, tıpkı Murat Boz gibi. Aynı şey aile düğünlerimiz içinde de olmuyor mu?

E.Ö.: Yıllar önce boşanan kadınlar-erkekler kendi çocuklarına bile o gelecekse ben gelmem baskısı yapıyor! Bu sektörde biriyle birlikte oluyor ve hatta sonrasında evleniyorsanız kaderiniz bu. Bunu değiştiremezsiniz. Bence hiç keyifleri bozulmasın eğlenmeye devam etsinler. Sonuç olarak bilmiyorlar mı yani? Gelecekte bir dizide ya da filmde bile oynayabilirler.

O.B.: Evlenir evlenmez gece hayatını bırakan, bir anda sosyetik boyuta geçtiğini sanan modellerin, popçuların tek amacının eski sevgilileriyle karşılaşmamak olduğu söylenir ya, tek bir olay bu iddianın ne kadar gerçek olduğunu anlatıyor aslında. Eski sevgiliyle karşılaşmak bir dert ve sayısı da fazla olunca derdin boyutu büyüyor.

K.K.: Bizim ‘selebriti havuzu’ çok sığ maalesef, topu topu 50-60 kişiler! E durum böyle olunca da düğün, gala, konser gibi kalabalık etkinliklerde bir ‘ex sevgili’ trafiği oluyor, köşe kapmacalar falan... Bence bu durumun üzerinde durmaya çok gerek yok! Eski adı üstünde ‘eski’ işte; o gelecek diye kaçmak falan saçma yani...

B.İ.: Bizim dizi piyasasının uzun yayın süreleri, yoğun set saatleri özelliği nedeniyle oyuncular kendi dar çevrelerinde yaşayıp doğal olarak o çevrede sosyalleşiyor. Oyuncular oyuncularla ilişki yaşıyorlar. Ancak uzun ve ciddi beraberlik yaşayıp ayrılanların dışında öyle büyük bir pişti korkusu yaşandığını sanmıyorum.

‘Kimse onlarla ilgilenmedi saçmalığı kabak tadı verdi’

Cannes Film Festivali’nde bu yıl üç oyuncumuz boy gösterdi. Fahriye Evcen ve Bensu Soral kırmızı halıda boy gösterirken, Meryem Uzerli partilerde dünyaca ünlü yıldızlarla bol bol selfie yaptı. Hangi yıldız festivale daha çok yakıştı sizce? Bir de gelenekselleşmiş “Fotoğrafçılar oyuncularımızı çekmedi” polemiği için ne diyeceksiniz?

İ.D.: Meryem Uzerli! Değişik bir ışığı var, farklı bir kadın o. Ben hiç, fotoğrafçılar bizimkileri çekmedi tartışmasına girmek istemiyorum çünkü kameralar gerçek anlamda dünyaca ünlü isimlere dönüyor. Hayranlar, onların isimlerini bağırarak imza istiyor. İnşallah bir gün bir film festivalinde bunu bizim oyuncularımız da yaşama fırsatı bulur.

E.Ö.: Her sene gündeme gelen gelenekselleşmiş konumuz, Cannes kırmızı halısında bizim ünlülere ilgi gösterilmedi polemiği. Çok komiğime gidiyor. Yani ne yapılması bekleniyor? Bu sonuç olarak her ülkenin kendi starını götürdüğü bir organizasyon. Ben hiç zannetmiyorum herhangi bir ülkede böyle gereksiz tartışmalar olsun. Bence en komiği Burak Özçivit’in çıkıp “Bence Fahriye ülkemizi güzel temsil etti” demesiydi. İyi de neyi temsil ediyor? Her sene zaten gidiliyor kırmızı halıda bir starımız yürüyor. Hepsi bu. Manasız.

O.B.: Fotoğrafçılar bizim oyuncuları neden çeksin ki, orada tanınmıyorlar. Bari milleti hayran bırakacak kıyafetler giyselerdi diyeceğim, o da yok. İnsan bir prova yaptırır yahu, yine orası burası bol kıyafetlerle arz-ı endam ettiler.

K.K.: Sanki Meryem daha oraların insanı gibi ama bence Fahriye ile Bensu da kırmızı halıda gayet iyi görünüyorlardı! Birkaç kişinin ‘Kimse onlarla ilgilenmedi’ saçmalığı da kabak tadı verdi artık yeni bir saçmalık bulsunlar.

B.İ.: Fahriye Evcen’in kıyafeti, Bensu Soral’ın havası ve Meryem Uzerli’nin sempatikliği hepsi Cannes’a çok yakıştı. Bizim starlarımız hem fiziki hem de yetenek olarak dünya starlarının gerisinde değil, tersine hayli iyi bir yerde. Tek eksikleri uluslararası projelerde yer alamamaları. Bunun içinde Cannes’a sadece kırmızı halıda yürümek için gitmeyecekler. Oradaki ajanslarla, menajerlerle temasta olmaları gerekir.

‘Tosic bu kaçamaktan sarı kartla sıyrıldı’

Beşiktaşlı Dusko Tosic hafta sonu esmer bir güzelle gecelerde yakalandı. Sırp pop yıldızı Jelena Karleusa ile evli olan ünlü futbolcunun bu kaçamağına Jelena nasıl tepki verir sizce?

İ.D.: Jelena kendisine çok güvenen ve ‘Dusko benim gibi bir kadını asla aldatmaz’ açıklamaları yapan bir kadındı. Kendine güvenmeye hiçbir itirazım yok ama erkeklere güvenilmez. Fırsatını bulunca hiç kaçırmazlar. Jelena bu duruma nasıl tepki verecek zamanla göreceğiz. Belki o da pek çok kadın gibi inanmak istediğine inanacak ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edecek...

E.Ö.: Jelena affetme. “Bir kere yapan bir daha yapar” diyor başka da bir şey demiyorum.

O.B.: Bu tip olaylar evlilikleri sınıyor bence. Yılların üzerine bu tip kaçamaklar gelince insan düşünüyor; hâlâ seviyor muyum sevmiyor muyum?

K.K.: Birkaç maç kadro dışı bırakır herhalde, başka ne yapacak ki!

B.İ.: O taraftan bir ayrılık haberi gelmedi. Demek ki ofsaytta yakalanan Tosic’e eşi sarı kart gösterdi. Tekrarında kırmızı kartı görür gibi geliyor. 

‘Her güzelin bir kusuru var’

Kıvanç Tatlıtuğ el dublörü kullanarak televizyon tarihine geçti. Rol aldığı dizideki evlenme teklifi sahnesinde yüzük tutan elinin yakın planında dublör kullanan yakışıklı oyuncu için sosyal medyada “Kendi ellerini beğenmiyor mu?” yorumu yapıldı. Kıvanç elleriyle barışık değil mi yoksa?

İ.D.: Her güzelin kendince bir kusuru var mutlaka. Bana sorsanız kusur değil de o kendi elini yakın planda beğenmiyor olabilir. Ancak sonuçta bu Tatlıtuğ’un değil yönetmenin kararı. Demek ki yönetmen de dublörün elinin o sahne için daha estetik olacağına karar vermiş.

E.Ö.: Elleriyle barışık olmayan çok kişi var ama ben Kıvanç’ın elinde başka bir problem olabileceğini düşünüyorum. Belki bir yara, bir kesik vardır.

O.B.: El ya da bacak dublörü yurtdışındaki filmlerde bolca kullanılır, bizde bir tek Kıvanç’ın mı aklına geldi cidden? O kadar güzel bir adamın bile sevmediği bir yeri olabilir. Ben çok şaşırmadım.

K.K.: “El elden üstündür” diyerek berbat bir espriyle bu soruya cevap vermek istiyorum... Bence sorun yok; koskoca Joey Tribbiani de Al Pacino’nun ‘popo’ dublörü olmuştu :)

B.İ.: Her güzelin bir kusuru vardır derler. Kıvanç’ın kusuru da bu olsun. Nedir yani? Cem Yılmaz gibi Kıvanç Tatlıtuğ’un da tırnaklarını yeme huyu var sanırım. Yakın çekimlerde daha güzel parmakları olan birini kullanması gayet profesyonelce bir hareket. 

‘Murat Boz üç hafta düşünüp bunu mu uydurmuş?’

Aslı Enver tarafından terk edilen Murat Boz, suskunluğunu biraz geç bozdu ve “İhanet teknik olarak mümkün değil. Biz bu olaydan üç hafta önce ayrılmışık” dedi. Boz’un bu açıklamasını nasıl yorumluyorsunuz?

İ.D.: İnsan kendisini doğru ifade edemediğinde büyük bir çıkmaza giriyor. Murat Boz da öyle bir durumda. Evet, Aslı Enver ile Murat Boz’un bu gece eğlencesinden önce ayrıldığını yakın çevreleri de doğruluyor ama buradaki olay, bizim Murat Boz’a kendi tabiriyle, ‘tanıdığı ve tanımadığı insanların bulunduğu ortam’da bulunmayı hiç yakıştıramıyor olmamız.

E.Ö.: Klasik açıklama. Daha hiç şaşmadı. Bu aldatma hikâyeleri ne zaman konu olsa “Biz aslında bilmem ne kadar zaman önce ayrılmıştık” açıklaması geliyor. Üç hafta kısa değil uzun bir süre. Duyurulmadığına göre demek barışma ya da bir araya gelme şansı vardı. Bu aldatma hikâyesi bunu tamamen yok etmiş anlaşılan. Ama tabii klasik bir erkek açıklaması. “Biz zaten ayrılmıştık” diyerek üzerinden atmaya çalışııyor.

O.B.: Murat haftalardır düşüne düşüne anca bunu mu uydurmuş, onu merak ettim. Beni şahsen Murat’ın değil Aslı Enver’in açıklamaları ilgilendiriyor. Murat’ın söylediği gibi olaydan önce ayrıldılarsa Aslı’nın ailesinin baskı kurarak akıllıca bir iş yaptığı ortada.

K.K.: Teknik bir açıklama olmuş! Teknik olarak bu cevap, “İhanet edebilirdim ama ayrıldığımız için edemedim” diye yorumlansa kim ne diyebilir ki? Bir de o gece yaşananları kabul ediyor teknik olarak ki bu Murat Boz için daha acıklı bir durum. Sen Murat Boz’sun keşke Eser Yenenler’in peşine takılacağına daha büyük düşünseydin!

B.İ.: Olaydan 3 hafta önce ayrıldığını olaydan üç hafta sonra söylediği için Murat Boz’un bu açıklamasına da teknik olarak inanmak pek mümkün değil. Olay günü yaptığı açıklamada ayrılıktan hiç söz etmiyor. Sonrasında da söylemiyor.