Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Meryem Uzerli...
1983'te Almanya'nın Kassel şehrinde doğdu. Almanya'da aldığı eğitim sonrasında 2008'de oyunculuğa başladı.

Almanya Film Sayısı: 4
Almanya Dizi Sayısı: 2
Türkiye Film Sayısı: 4
Türkiye Dizi Sayısı: 3
Festival ve Çeşitli Kurum - Kuruluşlardan Aldığı Ödül Sayısı: 26

Meryem Uzerli, 16 Nisan'da Rusya'da düzenlenecek olan Kadın Sinerjisi Forumu'na katılacak. Uzerli, forumda 'Meslek hayatında eşit haklara sahip olmayı hızlandırmak için neler yapabiliriz ve kendimizi toplumdaki stereotip, basmakalıp ve benzeri değerlerden nasıl kurtarabiliriz?' başlıklı bir konuşma yapacak. İki farklı kültürün içinde büyüyen, iki farklı ülkenin sinema ve TV sektöründe çalışan Uzerli, foruma önce toplumda ve iş hayatında kadın olma konusundaki bilgi ve deneyimlerini çarpıcı açıklamalarla Habertürk ile paylaştı.

'KATILACAĞIMA SEVİNİYORUM'

Rusya'daki Kadın Sinerjisi Forumu'na davetlisiniz. Foruma davet edilme sürecinden söz edebilir misiniz? Forumun önemi nedir ve orada nelerin altını çizeceksiniz?
Rusya'daki tek büyük kadın forumuna konuk konuşmacı olarak davet edildiğimden dolayı çok mutluyum. Sürükleyici ve ilginç konulara odaklaşıp birlikte tartışacağız. Benim konuşmamın konusu şu; 'Meslek hayatında eşit haklara sahip olmayı hızlandırmak için neler yapabiliriz ve kendimizi toplumdaki stereotip, basmakalıp ve benzeri değerlerden nasıl kurtarabiliriz?'

Amacı, bunun cinsiyetle değil, kişilikle ilgili olduğu hakkında insanları bilinçlendirmek ve cesaretlendirmek...

Ama toplumsal olarak bu noktaya varabilmek için önce cinsiyetlerin eşit haklara sahip olmalarının sağlanması gerekiyor. Diyalog yaparak birbirimize karşılıklı ilham vereceğimiz bir forum...

Katılacağıma seviniyorum...

'HÂLÂ MI KONUŞMAMIZ GEREKİYOR?'

Kadın hakları cümlesi sizde neyi çağrıştırıyor?

Bu bağlamda benim aklıma her şeyden önce şu soru geliyor; 'Aman Allah'ım! Bu konuda hâlâ mı konuşmamız gerekiyor?'
Üzücü ama gerçek.
Çünkü cevabı; 'Evet!'

Benim kendi dünyamdaki ve çevremdeki insanlar arasında bu konuda ayrım yapılması hiç söz konusu olmadı. Bu yüzden olacak, ayrımcılık yapılmasını hiç anlamadım ve hiç anlamayacağım da...

Ama bu konuda dünyanın birçok yerindeki tablo ne yazık ki hâlâ çok üzücü. Tabii eskiye nazaran durum daha iyi olsa da... Hiç değilse bu konu hakkında çok daha fazla konuşulmakta ve insanlar bilinçlendirilmekte... Dikkatleri bu konuya daha fazla çekmek gerekiyor. Bu etkinlik çok önemli.

Kadın Hakları cümlesi bende kısaca, kadınların da erkeklerin sahip olduğu tüm haklara ve fırsat eşitliklerine ve kız çocuklarının da aynı şekilde özellikle eğitimde erkek çocuklarla aynı hak ve ve fırsat eşitliğine sahip olmalarını çağrıştırıyor.
Bu eğitime çocuk yetiştirirken mümkün olduğu kadar erken ve özellikle de okulda başlanması gerekiyor.

Birleşmiş Milletler'in daha 1948'de tüm insanları koruma altına alabilmek için aldığı şöyle bir karar var; "Irkları, deri renkleri, cinsiyetleri, dilleri, dinleri, siyasi veya diğer görüşleri, ulusal veya sosyal kökenleri, varlıkları, doğum veya öteki konumları ne olursa olsun, tüm insanlar özgür, onur ve hak açısından da eşit doğarlar"...
Kabul olunmuş bu temel ilkeye rağmen birçok ülkede gözlemlenen gerçek ne yazık ki hâlâ bambaşka ...

'HERKESE BİR KEZ DAHA GÖSTERMİŞTİR'

Kadınların toplumsal yaşamda olması gereken konumları ne olmalıdır?

Gayet tabii ki toplumsal yaşamda kendi istedikleri yerde ve yine gayet tabii ki eşit haklara sahip olarak...

Bu genel değerlendirmenin yanında şimdi özellikle annelerin sahip olması gereken konumlarını vurgulamak istiyorum.
Birçok insan için aile kurmak, çocuk sahibi olmak hayatın en önemli amaçlarından biridir. Bu olgu her ülkenin geleceği açısından da büyük anlam taşır. Ama annelerden çok şey beklenirken onların ihtiyaçları, arka plana atılmamalıdır. İster iş yaşamında, ister evde olsun annelerin desteklenmesi gerekir. Zira anneler ancak kuvvet depolayabildikleri ölçüde sağlıklı ve güçlü olabilirler. Evde iş bölümü yaparak kendilerine yardımcı olmak bu imkanlardan biridir.

Annelerin mesleki ve sosyal yaşamda yer alma hakları vardır. Ama bilinçli olarak dışarıda meslek hayatına girmeden ailesi ve çocuklarıyla kalma kararı vermiş anneleri de, çalışan kadınlarla aynı haklara sahip olabilmeleri için devletin sosyal ve maddi açıdan sağlama alması gerekir.

Özellikle şimdiki pandemi dönemi, çocuklu bir ailenin ihtiyaçlarını karşılamasının zaman ve iş açısından hangi yoğunlukta olduğunu ve özellikle de çocuklarla evde ilgilenip bakmanın ne anlama geldiğini ve bunun yerini gündüz bakım merkezlerinin de yuvanın da okulun da birebir dolduramayacağını herkese bir kez daha göstermiştir.

'ORALARDA İNSANLAR DAHA MUTLU'

Kadınlarla ilgili en büyük hayaliniz nedir?
Günün birinde kadınların eşit haklara sahip olarak yaşamalarının dünyanın en tabii şeyi olması... Önemli olan şeyin genel anlamda ne cinsiyet, ne deri rengi, ne nereden geldikleri değil, insanın 'kim' olduğunu bilmenin önemli olduğunu insanlığın anlayabilmesini... Ancak eşit haklara sahip olunan bir toplumda ve sosyalleşmede sağlıklı ilişkilerin gelişip gerçekleşebileceğini insanlığın anlayabilmesini...

Eşitliğin büyük ölçüde gerçekleştiği ülkelerde bu olgu gözlemlenebilir.
Oralarda insanlar daha mutlu... Hem de hepsi....

En büyük hayallerimden biri kadınların Allah vergisi eşsiz annelik haklarının ve buna bağlı olarak da çocukların korunmasının tüm dünyada garanti altına alınması...
Bir öteki en büyük hayalim de dünyanın en yoksul 700 milyonunun yüzde 70'ni, okuma - yazması olmayan 500 milyon insanın ise üçte ikisini oluşturan kadınların bu cendereden kurtulabilmeleri...
Buna ek olarak cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarının, yanlış yorumlanmış geleneksel normların ağırlığının altında da ezilmelerinin sona ermesini...

'NE YAZIK Kİ HÂLÂ BİRÇOK ÜLKENİN YASALARINDA YÜRÜRLÜĞE GİRMEMİŞTİR'

Kanunlarda yürürlükte olmayan ama muhakkak olmasını düşündüğünüz kadın hakkı / hakları nelerdir?
Birleşmiş Milletler'in 'Kadınlar Sözleşmesi'nde altı çizilen ve Devletler Hukuku'na alınan, kadınları erkek şiddetinden koruyan kadınlara özgü insan hakları maddeleri ne yazık ki hâlâ birçok ülkenin yasalarında yürürlüğe girmemiştir.
İşte bu yasaların yürürlüğe sokulması ve uygulamada da geçerli olması gerektiğini düşünüyorum...

'DÜNYANIN HER YERİNDE SİYASETÇİLER DAHA ETKİN OLABİLİRLER'

Sizce kadınlara yönelik şiddetin temelini hangi sorunlar oluşturuyor. Şiddetin önüne neden bir türlü geçilemiyor? Şiddetin sona ermesi için sizce alınması gereken en elzem önlemler nelerdir?

Çok kez çocuklar büyürken 'oğlanlar böyledir', 'kızlar böyledir' şeklindeki genellemelerle cinsiyet ayrımı yapılan yanlış yetiştirme tarzıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Buna ek olarak eğer bir de ailede kadınların daha az değerli olduğu saplantısı hakimse, o zaman bu anlayış bir kuşaktan ötekine geçerek sürüp gidiyor. Eğer yetişirken sorunlar yaşanmışsa, buna bir de kendi erkekliğinin özgüvensizliği ekleniyor. 'Erkeklik' yanlış tanımlanmışsa veya çocukken şiddete maruz kalınmışsa, o kişi de sonraları başkalarına şiddet uyguluyor.
Veya ruhsal hastalıkların sonucu olarak da şiddet ortaya çıkabiliyor...

Bu sorun, ortaya dün çıkan bir şey değil. Kadına yönelik şiddet dünyanın birçok yerinde hiçbir zaman gerektiği ölçüde cezalandırılmadı. Hatta bazı ülkelerde erkekler, kadınlarla ilgili 'duruma hâkim olduklarından dolayı' gurur duymaktadırlar. Çocukların yetişme çağlarında ailede eşit haklar olmadığında veya koruma işi eksik kaldığında, konuya gerektiği ölçüde eleştirel olarak eğilinmemiş olunur. Çok kez böyle şeyler normal olarak görülüp önemsenmedi. Medya da bu konuya çok seyrek arka çıktı. Geniş kitlelerden bir şeylerin değişmesi istendiğinde onu sürekli hatırlatmak gerekiyor. Özellikle kitlelerin saygı duyduğu kişiler tarafından...
Bu konuda dünyanın her yerinde siyasetçiler daha fazla etkin olabilirler...

Bir de konunun şu boyutuna eğilmekte sanırım yarar var; kadınlara karşı yapılan şiddet eylemlerinin nedenini çok kez günlük yaşamdaki anlaşamamazlıklar oluşturmaktadır. Örneğin evlenmeden veya bir ilişkiye girmeden önce kişilerin birlikte hemfikir olduklarını sandıkları ve bu yüzden birbirlerinden gayet tabii olarak bekledikleri düşünme ve davranış normlarından günün birinde sapıldığını saptadıklarında bu durum önce hayal kırıklığına ve büyük bir anlaşmazlığa, sonra da kavgaya ve hatta sonunda şiddete başvurmaya neden olmaktadır.

Bu durumu önceden görebilmek için, ilişkiye girilmek istenen kimseyi önceden çok iyi tanımaya çalışmanın, her konudaki düşüncelerini öğrenmenin ve başkalarına olan davranışları dahil kendisini gözlemlemenin ve tüm bunları duygulara kapılmadan ayık kafayla analiz etmenin hayatını şiddet eğilimli biriyle birleştirmekten kaçınmada büyük yararı olabilir.

Meryem Uzerli, kızları Lara Jemine ve Lily Koi ile birlikte...

'SENDROM İÇİN YETİP ARTIYOR BİLE'

Hiç cam tavan sendromu yaşadınız mı?
Hayır, bunu hiç yaşamadım. Ama kadın olarak çok kez aynı iş pozisyonundaki erkek meslektaşımın kazandığının sadece dörtte veya üçte birini kazandığımı düşünmek bile bu sendrom için yetip artıyor bile....

'Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü'

'EĞER FİRMA SAHİBİNİ BEN OYNARSAM'

Sırf kadın olduğunuz için yaşadığınız en büyük sorun nedir? Sırf kadın olduğunuz için haksızlığa uğradınız mı? Uğradıysanız o anki tepkiniz / tavrınız ne oldu?
En büyük problemin, toplumda gayet doğal olarak yayılmış cinsiyetcilik ve maçoluk olduğunu düşünüyorum. Bunu hem rahatsız edici, hem de büyük bir sorun olarak görüyorum.

Geçenlerde bana genç bir mankeni oynama rolünün teklif edildiği bir senaryo aldım. Bu rolde genç bir manken, büyük bir firma sahibi ve bol parası olan ve karısından ayrılmaya karar vermiş ama karısının onu hâlâ sevdiği bir erkeği avlamaya çalışıyor vs. vs...
Yapımcıya şunu söyledim; "Bu işi severek kabul ederim ama eğer firma sahibini ben oynarsam..."

Bu ufak örnek bile en büyük sorunlardan birinin stereotip, yani basmakalıp görüş alışkanlıklarının olduğunu sanırım en açık biçimde gösteriyor. Ama dünyada hâlâ kız çocuklarının okula gönderilmediği ülkelerin var olduğu ve eğitim olmadan hak arama şansının az olduğu düşünülürse, tüm bunların yanında benim bu bağlamda yaşadıklarım bir hiç sayılır...

'Kovan'

'FARKINA VARDIM VE İLİŞKİMİ HEMEN SONA ERDİRDİM'

Hiç fiziki, sözlü veya psikolojik şiddete maruz kaldınız mı? Kaldıysanız o anki tepkiniz / tavrınız ne oldu?
Allah'a şükürler olsun ki fiziki şiddete hiç maruz kalmadım. Sözlü olarak da gerçek anlamda kalmadım. Ama psikolojik şiddete ilk ilişkilerimde elbette maruz kaldım. Bu ilişkilerdeki partnerlerim kendilerine güvensiz kimseler olduğundan benim kişiliğim ile ilgili zorluk yaşadılar. Bu yüzden kendilerini güçlü hissetmek için, beni sık sık 'küçültmek' gereksinimi duydular. Günün birinde bu düzenin farkına vardım ve ilişkimi hemen sona erdirdim.

Daha sonraları ilk kızıma hamile kaldığımda ve Allah'ın izniyle dünyaya getirmeye karar verdiğimde, çocuğumun biyolojik babası bana, 'erkek istemezse, kadın olarak benim böyle bir kararı veremeyeceğimi' söyledi. Bu konuda beni ikna etmek için erkek arkadaşları, hatta hatta kız arkadaşları bile devreye girip benimle irtibat kurdular ve bana çok telkinde bulundular.
İşte onların bana bu yaptıklarını, psikolojik şiddet olarak hissettim. Özellikle de anne adayı olan biri olarak...

'HESAPLARA GÖRE EŞİT HAKLAR İÇİN 200 YIL DAHA GEÇMESİ GEREKECEK'

Sizce kadınlar, haklarına sahip olma adına yeterince arzulu ve bilgili mi?
Birçok ülkede muhakkak ki değiller... Ama birçok gelişmiş olarak adlandırılan ülkede de bu konuyla ilgilenip ilgilenmemeleri çok kez kadınların öğrenim, meslekleri ve ailevi durumlarına bağlı...

Son yıllarda birçok ülkede geçmiş yıllara oranla kadınlara karşı yapılan ayrımcılığa karşı çok önemli bazı adımlar tabii ki atıldı. Ama Dünya Ekonomi Forumu'nun yaptığı hesaplara göre, eğer kadınlara karşı yapılan mücadele bugünkü hızla giderse, kadınların iş yerinde erkeklerle eşit haklara sahip olabilmeleri için daha tam 200 yılın daha geçmesi gerekecek. Hem de günümüzde birçok ülkede geçerli yasalara rağmen...

'Annemin Yarası'

Tüm söylediklerime bir de şunları eklemek istiyorum; arzu ederim ki, tüm insanlar yaratılışa daha fazla saygı duysunlar ve önünde alçak gönüllü olsunlar. Sanırım o zaman eşit haklara sahip olma konusunu konuşmamıza artık hiç gerek kalmayacaktır...