Tarihimizin bu anında, coğrafyamızın bu durumunda toplum olarak Atatürk hakkında bir uzlaşmaya varmış olmamız gerekiyordu. Onu tarihselliği içinde anlayıp büyüklüğünü algılamamız konusunda bir toplumsal uzlaşmaya çoktan varmalıydık.
Ancak muhafazakâr olmanın, dindar olmanın Atatürk'ü sevmeme anlamına geleceği gibi garip bir varsayım oluşturuldu. Bu varsayım toplumu içten içe kemiriyor, onu sevmediğini söyleyenlere karşı neden sevdiğini tam bilemeden sert tepki koyanlar oluşuyor ve toplum bizi birleştirmesi gereken bir figür konusunda bile birbirine düşman kamplara bölünüyor.
Onu tarihselliği içinde sevmek denilince hataları ve sevaplarıyla Atatürk'ü anlama yoluna gideceğiz. Onun adına Kemalist ideolojilerin sert dünyasında olanlardan kendimizi ayrıştırıp ülkenin bu önemli tarihi figürü üzerine toplumsal uzlaşmanın yolunu açacağız.

UZLAŞMA YOLUNDA
Atatürk tarihsel koşulların hem bir ürünüydü hem de onu değiştirmeye çalıştı.
Evet, onun oluşturduğu cumhuriyette o günün koşuları nedeniyle din ve dindarlar sistemden dışlanmışlardı. Onun izinden yürüdüklerini sanıp dine karşıtlığı ideoloji haline getirenler, bu ülkede Atatürk düşmanlığını asıl yayanlardır.
Atatürk'ün bu yönü vardı. Ama başka bir yanı da vardı. Onun kurduğu cumhuriyet çok farklıydı. Bölgemizde o kadar fark yaratıyordu ki, etraftaki ülkelerdeki insanlar onun kurduğu Türkiye'yi anlamakta bile zorlandılar.
Bizi hâlâ daha anlayabildikleri şüpheli, çünkü onun kurduğu cumhuriyet bir yandan da kendi içinden AK Parti gibi bir partiyi çıkarmış ve ona bu cumhuriyeti emanet etmiştir. AK Parti de emanet aldığı bu sistemi ölümden kurtarmış ve cumhuriyeti yeniden canlandırmıştır. Çevremizdeki bütün ülkeler isyanlarla sarsılırken, sokaklar yanarken Türkiye seçimlerini yapmış ve demokrasisinin içinden dindar bir partiyi çıkarmış ve iktidarı da ona vermiştir. Tarihsel süreç içinde ve coğrafyamızda bunun ne kadar olağanüstü başarı olduğunu belki bizler içinde yaşadığımız için göremiyoruz ama emin olun bu olağanüstü durumu dışardan görenler takdir ediyor ve bu yüzden de Atatürk'ün büyüklüğünü teslim ediyorlar.

AK PARTİLİ ARKADAŞLARA ÇAĞRI
Muhafazakârlara ve bazı AK Partili arkadaşlara Atatürk'ün kuruluş yıllarındaki belki de zorunlu din karşıtlığına ve daha sonra onun adına davranıp dindara düşmanlık yapanlara konsantre olup "Atatürk'ten nefret edersen ve onun aynı zamanda kendi içinden barış içinde demokrasiyle bir dindar partiyi çıkarıp bu cumhuriyeti ona emanet ettiğini de unutursan hem yanlış hem de ayıp yaparsın. Ne kendine ne de ülkene haksızlık yapma" diye bir naçizane çağrı yapmak istiyorum.
Konu Atatürk olunca neye ve nasıl baktığımız önemlidir eğer siz tarihi unutup günün koşulları denilen olguyu yok sayarsanız o zaman size Atatürk din karşıtı gibi gelebilir. Hele onun takipçisi olduklarını öne sürüp din düşmanlığı yapanlara da bakarsanız Atatürk'ün düşmanı da olabilirsiniz. Ama aynı Atatürk'ün bugün sizlerin ona karşı olduğunuzu söyleyebileceğiniz hatta düşmanlık yapmanıza da izin veren, sizi içinden çıkarmış bir cumhuriyeti de kurduğunu hatırlarsanız o zaman kendi inancınızdan ve ideolojinizden hiçbir taviz vermeden Atatürk'ü çok sevebilir ve bunu da söyleyebilirsiniz.
Ben bu ülkede dindarların Atatürk'ü çok sevmek için yeterli nedenleri olduğuna inanıyorum. Bunun nedenini göremeyenlere de uzun teorik açıklamalar yapmak yerine "Biraz etrafınıza bakın, hemen yakınımızdaki ülkelerde neler olurken bir de bizde neler oluyor, bunu görün, yeter" diyorum.

BUGÜNKÜ YASAK İÇİN SON SÖZ
Kurban Bayramı boyunca yurtdışındaydım. Amerika'yı yazmam gerekiyordu ancak cumhuriyet üzerine çıkan yersiz tartışmaları üzülerek takip ettim. Bir defa baştan şunu söylemeliyim, eğer ben de Ankara'da yetkili bir görevde olsaydım ben de aynen bugünkü alternatif kutlama ve yürüyüşleri iptal eder ve yasaklardım. Çünkü bu ülke Atatürk adına hareket ettiğini söyleyip din karşıtlığı yapmış Kemalist faşistlerden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. Onlar yüzünden çökme aşamasına gelmiş cumhuriyeti AK Parti kurtarırken onlar hâlâ daha ellerinde bayrak sokaklarda yürüyorlardı. Ve işin acısı bayrak taşıyarak AK Parti karşıtlığı yaptıklarını sanıyorlardı. Onların çok sevdiklerini ve koruduklarını sandıkları cumhuriyet, AK Parti olmasaydı çökecekti, bunu göremiyorlardı.
Türkiye'de tarihin ve coğrafyanın bu aşamasında kimin kim olduğunu tartışmamız gerekiyor insanların kendilerine taktıkları sıfatın aslında ne olduğunu açıkça konuşmamız gerekiyor. Örneğin muhafazakâr kimdir ve onun illa da Atatürk'e karşıt olması gerekir mi veya Atatürkçü kimdir ve onun da din karşıtı olması kaçınılmaz mıdır, bu konuları açmalıyız ve tanımları yeniden net biçimde yapıp kafa berraklığına ulaşmalıyız. Ancak bunu yaptığımız takdirde artık Cumhuriyet Bayramlarında gereksiz tartışmalara girmeyeceğiz ve Atatürk'ü sevmek konusunda bir toplumsal uzlaşma sağlayabileceğiz.

BAKMADAN GEÇME