Alper Uruş

İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesinden Türkiye'nin en çok yağış alan bölgesi Karadeniz'e, ülkemizde yağış miktarı ciddi oranda düştü. Kuruyan göletler, çekilen göllerin yürek yakan fotoğrafları basına yansıdı. Türkiye'de kuraklığı İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ile konuştuk...

Son olarak dün, ajanslarda yer alan haberlerde Karadeniz'de ekim, kasım ve aralık aylarında beklenen yağışın yüzde 50-60'ının yağdığı; Kocaeli'nde içme suyu ihtiyacını karşılayan Yuvacık barajında ise su miktarının yüzde 18'e düştüğü yer aldı. Türkiye'nin yaşadığı kuraklığın nedenlerini bize anlatır mısınız?

"Literatürde kuraklığın tek bir tanımı yoktur. Kuraklığın tanımı değişik disiplinler için farklıdır. Meteoroloji mühendisleri kuraklık kelimesi ile belli bir dönemin ortalamasına göre azalan yağış miktarını, su bilimcileri (hidrologlar) nehir, göl, baraj ve yer altı kaynaklarında azalan su miktarını, tarımcılar ise ürün için gerektiği zaman toprak nemin yetersiz olduğunu, ekonomistler ise toplumun üretim ve tüketim faaliyetlerini etkileyen su azlığını kastederler. Meteorolojik kuraklık, normal ve bilinen atmosferik sistemler tarafından geçmişte hep oluşturulmuş ve gelecekte de oluşturulmaya devam edilecektir.

"7 YIL KURAK, 7 YIL SULAK SÖZÜNE İNANMAYIN"

Çöl gibi yerler durağan yüksek basınç merkezleri, yağmur gölgesi, soğuk su akıntıları gibi nedenlerden dolayı her zaman kuraktır. Türkiye’de ise değişken meteorolojik şartların değişik kombinasyonları bize çok farklı hava durumları yaşatır; kuraklığın tek bir nedeni yoktur.

2018 yılına ait Türkiye kuraklık haritası...

Bu dünya var olduğundan beri hep böyle olmuştur. Yani hava, havai ve çok kaotik bir şeydir. Normal ve periyodik bir hava yoktur… 7 yılda bir kurak, 7 yılda sulak dönem yaşarız gibi istatistiksel yalanları uyduranlara inanmayın ve lütfen bu anlayışla su yönetmeye filan kalkmayın.

"SU HAVZALARI TAHRİP EDİLİYOR"

Su kıtlığının ise birçok nedeni var. Bunların başında; yağışların olduğu yerler ile suya ihtiyacın bulunduğu yerlerin birbirinden çok farklı ve uzakta gelişiyor olması gelir. Ayrıca içme, kullanma ve sulama suyu kalitesi her gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düşüyor ve su havzaları korunamayıp tahrip ediliyor...

Özetle su kıtlığına neden olan aşağıdaki gibi belli başlı 5 faktör vardır:

- İklim şartları (Türkiye için yarı kurak iklim)

- Kuraklık (Kuru dönemlerin görülme sıklığı, süresi ve şiddeti)

- Çölleşme ve ormansızlaşma

- Su stresi (Yüksek nüfus, yoğun sanayi nedeniyle aşırı su talebi, kaçak yer altı kuyularının kullanımı)

- Çevre tahribatı. Su havzalarının amaç dışı kullanımı, kirlilik ve küresel iklim değişimi

"KURAKLIĞIN TEK BİR NEDENİ YOKTUR"

Bu nedenler alt alta geldiğinde susuzluğun nedeninin sadece kuraklık olmadığı gerçeği de ortaya çıkar. Bazen bunların biri, çoğu kez de bunların birkaçı birden kuraklığa neden olur. Şu an da bunların 5’i de ülkemizin farklı yerlerinde farklı faklı ölçülerde etkili olmaktadır. Bu nedenle, kuraklığın tek bir nedeni ve çözümü yoktur.

"TÜRKİYE'NİN SORUNU SU KITLIĞIDIR"

Problemi ve çözümü bir bütün olarak yapısal ve yapısal olmayan tüm yönleri ile ele almak zorundayız. Yani, kuraklık problemi sadece baraj yapmak, boru döşemek gibi “yapısal” önlemler ile çözülemez. Özetle Türkiye’nin problemi sadece kuraklık değil birçok nedenle ortaya çıkan su kıtlığıdır. Bunu fark edecek bir seviyeye henüz gelemedik. Havadan sudan konuşup iklim değişikliğini de günah keçisi yapmak milli sporumuz oldu çıktı…

- Yaz aylarında karşılaşılan kuraklığın kış aylarında olmasının daha vahim sonuçlar doğurduğu özellikle tarım ürünlerini vurabileceği belirtiliyor. Gerçekten de kış kuraklığı, yaz kuraklığından daha vahim sonuçlar mı doğurur?

İklimi yarı kurak olan ülkemizde yaşanan kuraklıktaki artışın birçok nedeni var. Özellikle kışın miktar olarak en çok yağış alan Akdeniz ikliminin hâkim olduğu bölgelerde kışın yağmur yağmaması yani kış kuraklığı büyük sıkıntı oluşturuyor. Yaz aylarında zaten normalde yağış miktarı düşüktür. Bu nedenle zaten az olan yaz yağışının yağıp yağmaması çok önemli olmamaktadır.

"KAR KURAKLIĞI BÜYÜK PROBLEMDİR"

Ayrıca kışın kar yerine yağmur yağması yani kar kuraklığı da büyük problemdir. Kışın alçak basınç merkezleri ve ona bağlı sıcak ve soğuk cephe kuzeyden inerek ülkemize yağmur ve kar getirir. Bazı yıllar bu sistemler jet akımlarının güneye inememesi ya da Türkiye’nin batısı ya da üzerine yerleşen yüksek basınçların engellemesi yüzünden ülkemize gelememektedir. Artan kent ısı adası etkisi yüzünden de kentlere yağan kar yere ergiyip yağmur olarak düşmektedir.

- İstanbul'da daha kapsamlı ifadeyle Marmara'dan Karadeniz'e Türkiye'nin yaşadığı süreç kuraklığın hangi aşamasıdır?

Meteorolojik ölçümler, diğer bir deyişle yağışların azlığı kuraklığın ilk işaretidir. 1 Ekim 2019-20 su yılının başından bu yana yağış miktarının düşük olması meteorolojik kuraklığa bir işarettir. Kuraklık devam ederse tarımsal kuraklık, meteorolojik kuraklıktan hemen sonra oluşur.

Böylece, tarımsal kuraklık tarafından etkilenen ilk ekonomik sektör olur. Yağışların akışa geçerek nehir ve göllerin su seviyeleri etkilemesi belli bir zaman alır. Böyle giderse içme ve kullanma su sıkıntıları ile birlikte tarımsal ve hidrolojik kuraklığın sonuçları zamanla sosyo-ekonomik kuraklık olarak kendini gösterir.

- Kuraklık diye ifade ettiğimiz süreç abartılıyor mu? Türkiye'nin yaşadığı meteorolojik durum Avrupa ya da dünyanın birçok ülkesinde yaşanıyor mu? Bu süreci iklim değişikliğiyle açıklamak ne kadar doğrudur?

Her türlü meteorolojik olayda olduğu gibi, kuraklık konusunda da birçok sözde uzman görüşü ortalığı atılıp kafalar yine karıştırılmış durumda. Bazen omega bloku, fön rüzgarı, kış ya da kar kuraklığı söylediğim şeyleri de alıp kendi fikirleri gibi sunanlar da var. Yani havada da it izi, at izine karışmış durumda.

"KURAKLIK SİNSİCE GELİŞEN BİR TEHLİKEDİR"

Kuraklık, iklimin su kaynaklarını, tarımı ve tüm canlıları etkilemesinin bir yoludur. Aynı zamanda kuraklık, en kapsamlı sosyo-ekonomik zararlara neden olan, yavaş gelişen en sinsi ve en tehlikeli doğa kaynaklı bir afettir. Fakat ülkemizde 7269 sayılı kanunda kuraklığın adı afet olarak sayılmadığı için kuraklıkla ilgili kayıt ve tümüyle sorumlu kurum ya da kuruluş yoktur. Olaya böyle baktığımızda ülkemizde kuraklık abartılmıyor hatta göz ardı ediliyor diyebiliriz.

"KURAKLIĞI, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE BAĞLIYORLAR"

Fakat son yıllarda ülkemizde tek bir meteoroloji dersi okumamış değişik unvanlardaki kişiler de kendi kendini “iklim bilimci” vb. şeklinde tanıtıyor ve medyada ilgi çekmek için de kuraklık dahil hava ile ilgili her şeyi abartıp hemen iklim değişikliğine bağlıyor. Sanki bu topraklarda kuraklık hiç yoktu ve küresel iklim değişikliği ile birlikte yeni ortaya çıktı şeklinde bir algı oluşuyor.

Meteorolojinin 'm'sinden anlamayan bu kişiler iklim değişikliği çözülmeden kuraklıkla mücadele edilemeyeceğini, bunun için de internetten indirdikleri bilgisayar modelleri ile simülasyon yaparak bu probleme çözüm geliştirebileceklerini anlatıp ellerinde çanta kurum kurum dolaşıyorlar.

"KURAKLIK BİR DOĞA KANUNUDUR"

Kuraklık bir doğa kanunudur. Her kuraklığı, küresel iklim değişikliğine bağlamak doğru değildir. Aslında sürekli olarak “iklim” ile “hava şartları” arasında bağlantı kurmak, bu tür meteorolojik afetler sanki sadece “iklim değişince” oluşurmuş gibi kamuoyunda yanlış bir kanı uyandırmakta ve gerçek çözümleri de geciktirmektedir. Anadolu, kuraklıkla yok olmuş birçok medeniyetin mezarlığıdır. Özetle kuraklık iklim değişikliği ile ortaya çıkacak yeni bir problem değildir. Küresel iklim değişikliği zaten var olan kuraklık problemimizi daha da kötüleştirecektir…

- Çözüme dönük olarak neler söylersiniz? Kuraklığın önüne nasıl geçebiliriz?

Kuraklık; normalin altında yağış, düşük toprak nemi, sıcak kuru hava gibi birçok faktörün bileşiminin sonucudur. Bunun için sıcaklık, yağış, yüzey akışı, toprak nemi gibi ana iklimsel ve hidrolojik değişkenler düzenli olarak izlenmeli ve normal değerlerden olan sapmalarının trendi gözlenmelidir. Kuraklık endeksleri formüle edilip limitleri tanımlandığında kuraklığı izlemek ve araştırmak için çok kullanışlı anahtar olacaklardır.

Kuraklık olduğunu anlamak için aşağıdaki parametreler ölçülüp izlenmelidir:

Geçmiş yağış

Aylık ve mevsimlik yağış tahminleri

Dere ve Nehirlerdeki Akış

Yer altı Su Seviyesi

Kuraklık İndeksleri

Reservoir seviyeleri bir bütün olarak ve bir elden takip ederek anlayabiliriz.

"KURAKLIK HARİTASI HAZIRLANMALI"

Bu parametreler ile bütünleşik kuraklık haritası hazırlanmalı ve en az haftada bir yenilenip yaygın bir şekilde kullanıcılara yayımlanmalı. Yayımlanan bu haritalardaki şiddete göre her il ilçe kuraklık ile ilgili gerekli tedbirleri alması için önceden hazırladıkları Kuraklık Mücadele Planları'nı devreye sokmalıdır.

"YAZIN İÇECEĞİMİZ SUYLA ARABA YIKIYORUZ"

Kuraklık yönetim planlarının oluşumunda su yılının başında su bütçesi hazırlanarak yürürlüğe konulması, hidro-meteorolojik izleme ve su bütçesi açık verdiğinde müdahale planı ile gerekli önlemlerin hemen devreye sokulması esastır. Türkiye’de her yıl su bütçesi yapan, kuraklığı tüm parametreleriyle izleyen, kuraklığın her aşamasında su tasarrufu önlemlerini alan hiçbir şehrimiz bulunmamaktadır. Belki de yazın içeceğimiz suyla şu an araba yıkayıp bahçe suluyoruz!

- Önlem alınmaz ise Türkiye gerçekten üç tarafı denizle kaplı kurak bir ülke olur mu?

Yakın bir zamanda olmasa bile böyle bir tehlike var. Özellikle ormanların, tarım alanlarının, diğer çevre unsurlarının, su havzalarının ve yer altı sularının korunması şart. Yetkili ve etkili biri olsam şu an Türkiye’de Ulusal Yağmur Suyu Seferberliği başlatır, su havzalarını çakıl taşına kadar korurdum.

"KURAKLIĞIN ŞİDDETİNİ YAKINDA GÖREBİLİRİZ"

Suyun kısıtlı, yağışların bazı bölgeler dışında miktar ve dağılımının düzensiz olduğu, büyük şehirlerde ve tarımsal üretimde suyun kısıtlı bulunduğu, içme, kullanma ve sulama suyu kalitesinin gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düştüğü ve küresel iklim değişikliği ile artan hava ve buharlaşma, azalan yağış miktarı düşünülürse, ülkemizin kuraklığın şiddetini çok yakın bir zamanda bugünkünden çok daha fazla hissedeceği görülür.

Kuraklığın artması ile şehir ve ülke sınırlarını aşan nehirlerin kullanımı dâhil birçok uluslararası, ulusal ve yerel su kaynağının paylaşımını ve yönetimini daha da zorlaşacaktır. Bütün bunlar, ülkemizin ileride karşılaşabileceği tehlikenin boyutlarını göstermesi açısından son derece önemlidir.

"GÖÇ ETMEMİZİN NEDENİ KURAKLIKTI"

- Türkiye en son böyle bir kuraklığı ne zaman yaşadı hatırlatabileceğiniz bir örnek var mı?

İklim değişikliğinin hiç gündemde olmadığı zamanlarda bile dünyada büyük kuraklıklar yaşanmıştır. Örneğin, kuraklıktan dolayı 1907 yılında Çin’de 24 milyon, 1921-22 yılları arasında Rusya’da 5 milyon, 1900 yılında Hindistan’da 3 milyon insan hayatını kaybetmiştir. 1789 Fransız Devrimi, 1917 Bolşevik Devrimi vb. ile birlikte Türklerin ana yurdu Orta Asya'dan M.Ö. 375 yılında göç etmelerinin belli başlı nedenleri arasında ortaya çıkan kuraklık ve kıtlık olduğu hatırlanmalıdır.

Son yıllarda Afrika’nın Sahel bölgesinde de 1972-75 yılları arasında yaşanan kuraklık 600.000 insan kaybı ile sonuçlanmıştı. Örneğin, 1915, 1930’lu yıllarda ve 1970-1974 arası Türkiye ciddi bir kuraklık tehlikesi geçirmiştir. 1980’lerin sonlarında da İstanbul’da yaşanan kuraklıktan dolayı da büyük sıkıntılar çekmiştik. 2011 yılında Suriye’de ortaya çıkan iç karışıklığın temelinde de üst üste birkaç yıl süren kuraklık vardır.

"KURAKLIK HEP VARDI, VAR OLACAK"

Kuraklığın nedeni, “Türkiye yeşile hasret, bu yüzden yağmur yağmıyor" gibi kulağa hoş ama boş yani meteoroloji biliminde hiç yeri olmayan demeç ve nutuklar ile açıklanamaz. Özetle bu dünyada kuraklık hep vardı ve var olmaya devam edecek. Meteorolojinin bir fay hattı gibi.

- Özellikle Beyşehir, Seydişehir, İznik ve Bursa Gölbaşı göl/göletlerinden tarım ve sanayi için su çekilmesi bu güzellikleri yok ediyor; bu da kuraklığı tetikleyen bir olay mıdır?

Göllerin kuruması da tek başına yağış azlığı ile açıklanamaz. Olaya bir bütün bakmazsak problemi asla çözemeyiz. Dediğiniz gibi tarım ve sanayi için aşırı su çekilmesi göllerin su bütçesinde büyük açıklar vermesine neden oluyor. Ayrıca göllere gelen dere ve kaynakların önü kesilip suyun şişelenerek satılması da birçok göl ve derenin kurumasına neden oluyor.  Kimse nerden geliyor bu su şişelerinin/damacanaların suyu diye sormuyor, düşünmüyor! Hayret ya… Aslında gölün su bütçesini dikkate almadan aşırı su çekerek göldeki tüm canlıları yok etmek de bir cinayettir…"

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri