Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

SHOW TV'de Ojo Pictures imzasıyla her çarşamba günü saat 20'de yayınlanan 'Cam Tavanlar'ın senaryosunu Meriç Acemi yazarken yönetmenliğini Fehmi Öztürk yapıyor.
İlk bölümü ilgiyle izlenen dizide Bensu Soral ile Kubilay Aka ile beraber dizinin oyuncu kadrosunda Hatice Aslan, Utku Ateş, Ahmet Melih Yılmaz, Beril Kayar, Ayten Soykök, Mehmet Bilge Aslan, Şifanur Gül, Alper Kut, Aziz Caner İnan, Gizem Erdem, İsmail Karagöz, Şehnaz Bölen Taftalı, Ayhan Işık ve Cevdet Arıcılar gibi genç ve usta isimler bir arada yer alıyor.

'Cam Tavanlar'da 'İskender'i canlandıran Utku Ateş, Habertürk'e verdiği röportajda bir süre dinlenmeye karar verdiği halde gelen teklifi kabul etmesinde dizinin özel bir proje olmasının büyük payı olduğunu söyledi.

Gelen teklifi kabul etmenizde 'Cam Tavanlar'ın hangi özellikleri sizi cezbetti?
Aslında bundan önceki projem dolayısıyla bir senedir şehir dışında zor koşullar altında çalışıyordum ve üstüne çalıştığım dönemde geçirdiğim koronavirüs sebebiyle biraz dinlenmeyi düşünüyordum. Fakat 'Cam Tavanlar' projesi, senaryosunu okuduktan sonra şu ana kadar okuduğum çoğu projeden gerek ana hikâyesi ve kurgusu gerekse izleyiciye anlatmak istediği sosyal mesaj gibi faktörlerle hemen ayrılan ve içinde yer almaktan gurur duyacağım bir proje olduğunu düşündürttü bana.

Dahası böyle bir projede yer alırken 'İskender' karakterinin bireysel olarak önceki işlerimde çıkardığım karakterlerden farklı ve oynarken yeni şeyler deneyimleyebileceğim bir karakter olması da büyük etken oldu. Tabii bu sürece yönetmenimiz Fehmi Öztürk ve yapımcımız Ömer Özgüner'in destekleri de eklenince onların kurduğu bu büyülü hikâye içerisinde yer almak, geri çevirmesi mümkün olmayan bir hal aldı.

'Cam Tavanlar'ın senaryosunun merkezinde iş yerlerinde kadınlara uygulanan mobbing ve haksızlık bulunuyor. Mobbing ve eşitsizlik konusunda neler düşünüyorsunuz?
Daha önce uzun süreli olarak kurumsal bir yerde çalışmadığım için şirketlerdeki mobbing ve eşitsizlik konusunda fazla bilgi sahibi değilim. Araştırmalardan okuduğumuz ve sosyal medyada görebildiklerimiz kadarını biliyorum. Bu konuyla ilgili genel olarak küçük yaşlardan itibaren ahlak, etik, nezaket ve sosyal eşitlik gibi kavramların okullarda ders olarak verilmesi gerektiğini ve bunun yanında toplumun örnek alabileceği televizyon, radyo, sosyal medya gibi mecralarda bu konu hakkında bilinirliğin artması için herkesin gönüllü bir şekilde elinden geleni yapması gerektiğine inanıyorum.

Canlandırdığınız 'İskender' karakterini analiz eder misiniz? Size benzeyen ve sizinle zıt yanları nelerdir? Ve karakteri canlandırmadan önce özel bir çalışma dönemi geçirdiniz mi?
'İskender', çocukluktan beri şef babasının, annesine yemek yaparak onu kendine âşık etmesi hikâyeleriyle büyüyen ve yemekle devamlı iç içe olan birisi. Mutfakta gizlice babasının malzemelerini çalıp bahçesinde kendine oluşturduğu köşesinde o malzemelerle tabaklar yaparak büyümüş. Sonrasında hayatta en çok keyif aldığı şeyin yeni tarifler bulmak ve özgün bir tabak hazırlamak olduğunu keşfedince mutfağın en alt seviyesinden işe başlamış ve şu anda oldukça yetenekli, başarılı bir şef olarak hayatını sürdürüyor.

Bir yandan da iş hayatına başladığı günden beri desteklediği ve hayranlık duyduğu 'Leyla'yla yakaladıkları bu başarı hikâyelerini beraber yazdıkları için fazlasıyla keyif alıyor. Yaptığı yemekleri tadan insanların tepkilerini izlemeyi ve beğenildiğini görmeyi çok seviyor. Mutfakta çalışanlara karşı oldukça disiplinli fakat bunun sebebinin onları geliştirmek ve iyi birer şef yapmak olduğunu devamlı dile getirdiği için çalışanların hepsi bunun bilinciyle bu sert tepkileri yadırgamıyor. Aksine olumlu karşılıyorlar. 'Leyla' ile olan ikili ilişkisi yaşadıkları yol ayrımından sonra hikâyenin devamında nereye doğru devam edecek onu izledikçe göreceğiz.

'İskender' karakterine hazırlanmak biraz uzun ve hâlâ devam ediyor. Çünkü her gün mutfakla ilgili yeni bir şey öğreniyorum. Bir süredir şef Emrah Fandaklı'yla özel çalışmalar yapıyoruz. Evde devamlı pratik yapıyor ve yemek programları izliyorum. Eve mutfak ve şeflik ile ilgili onlarca kitap aldım. En son Anthony Bourdain'in 'Mutfak Sırları'nı bitirdim; şu sıralar 'Tuz, Yağ, Asit, Isı' adlı bir kitap okuyorum.

'Cam Tavanlar'ın ilk bölümünü izlerken neler hissettiniz?
'Cam Tavanlar'ın ilk bölümünü izlerken heyecanlı ve açıkçası biraz gergindim. İşi ilk defa izlemenin verdiği heyecan vardı üstümde fakat canlandırdığım karakterin daha önce deneyimlemediğim bir alanda çalışan bir karakter yani şef olması dolayısıyla oldukça gergindim. Bu tarz spesifik meslek gruplarında karakteri inandırıcı kılmak için o meslek grubunun jargonuna, vücut diline ve kas hafızasına yeterince hakim olunması gerektiğine inanıyorum. Bundan dolayı önceki işlerime göre beni daha çok zorlayan fakat yeni bir şeyler yaratabildiğim için bana daha çok keyif veren bir proje oluyor. Umarım yakın zamanda onlara yemek yapmamı isteyen seyirciler olur da karakterin gerçek gözüktüğüne beni inandırırlar.

'Cam Tavanlar'dan sonra mutfağa ve yemek yapanlara bakış açınızda ne gibi değişiklikler oldu?
'Cam Tavanlar'dan sonra mutfağa ve mutfak çalışanlarına karşı saygım fazlasıyla arttı. Yemek yapmanın sadece yemek yapmak değil biraz sanat ve biraz kimya olduğunu, bunu da kendi yaratıcılığın ve özgünlüğün ile bir araya getirip başarılı bir sunum hazırlayabilirsen mükemmelliğe ulaşılabilindiğini fark ettim. Mutfağın meritokrasiyle yani yönetimin yetenek ve bireysel beceriye göre sıralandığı nadir sektörlerden biri olduğunu keşfettim ve en alt kademeden en üst kademeye kadar bu sektörde yer alan herkesin zor koşullar altında çalıştıklarına şahit oldum. Mutfağın başarıya ulaşabilmesinin tüm ekibin uyum içerisinde hareket edebilmesine ve ancak çarkın dişlerinin hep beraber doğru yöne hareket ederse bu başarıya ulaşabileceklerini öğrendim.

Oyunculuğa başlama hikâyenizi anlatabilir misiniz? Sizi oyunculuğa yönlendiren etmenler neler oldu?
Öğrencilik yaptığım zamanlarda sinema televizyon bölümünde okurken bir arkadaşım normalde kendi çalıştığı prodüksiyon asistanlığı pozisyonu için o gün işe gidemeyecek olması sebebiyle onun yerini doldurmam adına bir gün sürecek bir reklam filminde çalışmam için bana teklifte bulundu. Ben de hem ona destek olmak hem de ilk defa set deneyimim olması açısından bu teklifi kabul ettim. Sarıyer'de dağlık bir alanda gerçekleştirdiğimiz bu çekimde bana yolun başında gelen arabaları durdurmam ve sokağa girişi yasaklama görevi verildi. Ben bütün gün orada soğukta bu işi yaparken hava karardıktan sonra daha ne kadar bu durumun devam edeceğini öğrenmek için aşağıya sete bakmaya indiğimde alanda kimse kalmamıştı.

Setteki prodüksiyon arkadaşı aradığımda onların başka bir alana taşındığını öğrenip set alanına geçtim. Soğuktan donmuş, dışarıdaki alanda unutulmuş ve aç bir halde sete gittiğimde koşturan set çalışanlarının arasında sıcak UFO'nun önünde yemek yiyen mutlu bir oyuncu çocuk gördüm. Ve sonra sette çalışmak istiyorsam mutlu olabileceğim tek alanın oyunculuk olduğunu fark ettim. Tabii sonrasında bu işi yapıp yapamayacağımı anlamak adına oyunculuk eğitimi almaya başladığımda sahnede basketbol sahasından sonra ilk defa bu kadar heyecanlandığımı keşfedince oyunculuk benim için hayatımın sonuna kadar sürdürmek istediğim mesleğim oldu.

Oyunculuk size ne ifade ediyor? Oyunculuk adına oldukça geniş bir yelpazede eğitim gördünüz. Aldığınız eğitimlerin oyunculuğunuza katkıları neler oldu?
Oyunculuk benim için bir hayatta kalma tekniği. Hepimizin yaşamını sürdürmek için zorunlu ihtiyacı olan şeyler, kendini ait hissettiği yerler var. Benim için bu alan sahnede bir başkası tarafından izlenilmek ve izlenilen tarafından beğenilmeyi başarmak. Bu başarı benim yaşamdan keyif almamı sağlayan şey oluyor. Mesleğim için en önem verdiğim unsur ise yaşım ilerlediği zaman geriye dönüp baktığımda gururla gösterebileceğim bir kariyer inşa etmek.

Oyunculuk adına birçok farklı yerde eğitim gördüm. Daha sonra yüksek lisans olarak oyunculuk bölümünde okudum, birçok farklı atölyeye katıldım ve hepsinden farklı şeyler öğrendim. Her okulun kendine özgü ve farklı bir ekolü var. Burada önemli olan bana göre kişinin kendisine yakın olan tarzı benimseyip o yolda çalışmalarını sürdürmesidir. Her metot kendi içinde oldukça faydalıdır fakat herkes için ona en çok faydalı olan metot farklıdır. Ben yer aldığım projeye ve karaktere göre benim için verimli olabilecek uygun olan çalışma türlerini belirleyip proje öncesinde o çalışmaları yapıyorum.

Sizce bir oyuncunun başarılı olmasının kriterleri nelerdir? Bir oyuncuda hangi özellikler varsa onun başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
Bana göre bir oyuncunun başarılı olabilmesi için öncelikle öğrenmeye aç ve açık olması gerekir. Bunun yanında kendisini bilmesi ve sahip olduğu hamuru ona göre şekillendirmesi gerekir. Hepimiz dünyaya bazı avantaj ve dezavantajlarla geliyoruz. Kimimizin sözel zekası iyi, kimimizin analitik zekası, kimimiz kamera önünde daha güzel duruyor kimimiz sahnede parlıyor, kimimiz fiziksel olarak diğerinden üstün, kimimiz duygularını daha iyi ifade edebiliyor. Burada önemli olan kendi artı ve eksilerimizi bilip kendimizi bu doğrultuda geliştirmek adına ne kadar çok çalıştığımızdır.

Yaptığımız mesleğin sonsuz bir yolculuk olduğunu her pratikte yeni bir şey öğrenebileceğimizi unutmamak gerekir. Yeni başlayan arkadaşlar için yolun çok uzun ve doğru şekilde takip ettikleri takdirde sonunun ışıklı olduğunu, yaşadıkları ve yaşayacakları birçok zorluklara rağmen pes etmemeleri gerektiğini, sektörde kendilerine bir alan açmak için sabırlı ve mücadeleci olmaları gerektiğini söyleyebilirim.

Mesleğiniz adına en büyük hayaliniz nedir? Mesleğiniz adına edindiğiniz en önemli öğreti ne oldu?
Mesleğim adına en büyük hayalim geride başarılı işler bırakmış bir yaşa geldikten sonra çalışma hayatım boyunca kazandığım deneyimleri yeni nesil oyuncu ve oyuncu adayı arkadaşlarıma aktarmak.

Mesleğim adına edindiğim en büyük öğreti karşıma çıkan fırsatların hep beklemediğim bir yerden ya da durumdan dolayı ortaya çıkması oldu. Hayatım boyunca herkese karşı statüsü ve konumu fark etmeksizin aynı saygı ve sevgi seviyesinde yaklaşmayı benimsedim. Karşımızdaki insanla kurduğumuz ikili ilişkilerde güç dengesine bakmaksızın iletişim kurarsak hem olması gereken olgunluk seviyesine ulaşmış oluruz hem de hayatta hepimizin sahip olduğunu düşündüğüm karma sebebiyle farkında olmasak da bu eşit mesafenin bize olumlu geri dönüşleri olur diye düşünüyorum.

Bir dönem basketbol da oynadınız. Basketbol yerine oyunculuğu tercih etmenizdeki nedenler nedir?
Evet, 13 sene profesyonel olarak basketbol oynadım. Aslında basketbol yerine oyunculuğu tercih etmedim. Hatta tercih edebilme şansım olsa basketbolu tercih edebilirdim. Basketbol oynadığım dönem girdiğim üniversite sınavında puanım bütün okulları tutunca İstanbul'da bir üniversitede okumaya, dolayısıyla lise bitene kadar yaşadığım Bursa'dan İstanbul'a yerleşmeye karar verdim. Okulun yanında basketbol hayatımı da sürdürmek istediğim için o dönem birinci ligde basketbol okul takımı yer alan Bahçeşehir Üniversitesi'ni tercih ettim.

Sonuçlar geldikten sonra okula kayıt yaptırmaya gittiğim gün okul takımının ligden çekildiği haberi geldi. Bunun üzerine bir süre açıkta kalınca başka bir takımla yazın sonuna doğru sezon başlamaya yaklaştığı dönemde antrenmanlara çıktım. O dönem statü gereği benim yaş jenerasyonumdan takımda bir oyuncunun oynama hakkı vardı, antrenör o sene takımda o yaş kategorisinde benim oynamamı istedi fakat ben o takıma gitmeden önce milli takımdan arkadaşım olan bir basketbolcu arkadaşım ben bu teklifi kabul edersem açıkta kalacaktı. Onu açıkta bırakmamak için teklifi reddettim ve basketbol kariyerim sona erdi. Birkaç yıl oldukça zor bir dönem geçirdim ve çok farklı işler denedim fakat hiçbir şeyden keyif alamadım. Ancak oyunculuk eğitimi almaya başlayıp da sahneye çıktığım zaman tekrar basketbol oynarken yaşadığım heyecanı hissedince yapmam gereken mesleğin oyunculuk olması gerektiğini anladım.

İkinci Bölüm Özeti
'Asude'den koparılan 'Leyla direnmeye karar verdi. Şimdi her şeye sıfırdan başlama zamanı... Ama bu hiç de kolay olmayacak. Üstelik karşısında dişli bir rakip var artık; 'Cem'...
'Leyla'nın ansızın çıktığı bir seyahat, 'Cem' için tehlike çanlarının çalması demek...
'Cem', 'Leyla'nın peşinden yollara düşüyor ve ikili, Anadolu'nun bereketli topraklarında kıyasıya bir mücadeleye girişiyor. Fakat ikisinin de hesaba katmadığı tek bir şey var; o da aşk...