Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

GÜLENAY BÖREKÇİ / HABERTÜRK CUMARTESİ

Nedim Gürsel’in yeni kitabı “Tehlikeli Sevişmeler”, iki bölümden oluşuyor. İlki, “Bir Kadın ve Bir Erkek”, ikincisiyse, “Homo Eroticus”... İlk bölümde çeşit çeşit kadın ve erkek arasındaki ilişkiler üçüncü tekil kişinin görüşünden yansıtılıyor. İkinci bölümdeyse sözü bir erkek, yani “homo eroticus” alıyor. O bir yazar ve duygularını, arzularını, deneyimlerini, en çok da yalnızlığını yaşın kemale erdiği bir yerden anlatıyor. Gizlenmeden, saklanmadan, gereksiz nezaket numaralarına yatmadan, sansürsüzce... Ve ortaya yoğun erotizm ve mizah içeren, bir yandan da alabildiğine hüzünlü, insanı tuhaf bir kederle sarıp sarmalayan ve kimi zaman gözlerini yaşartan öyküler çıkıyor. Kitabın cinselliğe dair olduğunu söyledim ama “her şeye dair çıplak ve sert öyküler” demeliydim belki. Gürsel de zaten öykülerine eşlik etsin diye Amerikalı şair Walt Whitman’dan bir alıntı seçmiş: “Cinsellik her şeyi içerir.”

Ona önce bunu sordum: “Öykülerde aşk, tutku, kaçınılmaz olarak da gözyaşı ve keder var. Sonunda okura kalan şey, hayatın her şeye karşın yaşamaya değer olduğu duygusu... Nâzım Hikmet gibi ille ‘Yaşamak güzel şey be kardeşim’ diye sevinç çığlıkları atmak istemedim. Sadece yaşamanın bir değeri, anlamı ve hazzı da olabileceğine dikkat çektim.” Lütfen “Tehlikeli Sevişmeler”in içerdiği o “her şey”le yüzleşmeden önce Nedim Gürsel’le sohbetimize göz atın...

- “Çıtır” adlı öykünün ilk cümlesi: “O zaman yaşlanmamıştım daha...” Hayatta epeyce yol almış o yazar sizsiniz değil mi? Bunları yazmak için niye “yaşlanmayı” beklediniz?

Bazı öyküler bazı yaşları bekler sevgili Gülenay. “Tehlikeli Sevişmeler”, hayatının çoğu gitmiş, azı kalmış bir erkeğin geçmişteki aşklarıyla hesaplaşması bir bakıma. Eh, o erkek yazar olduğuna göre de anlatıya otobiyografik bazı öğelerin sızması doğal. Ama sonuçta karakterlerin hiçbiri tam olarak ben değilim. Bu bir öykü kitabı. Okur bu kitaptaki erkek kahramanın, yazar Nedim Gürsel’in hayal gücünden doğduğunu unutmamalı. Otobiyografik öğelere gelince, onları keşfetmek de yine önce okura, sonra da eleştirmenlere ve edebiyat tarihçilerine kalıyor. Bir de tabii dostlara...

- İçinde itiraf aramayalım yani...
Hayır, itirafı pek sevmem, çünkü günah çıkarmayı hatırlatır ve bence sadece bir rahatlama yöntemidir. Kitapta bir itiraf ya da itiraflar varsa önce kendime, sonra okuradır.

- Yine de bir itiraf isteyeceğim sizden: Cinsellik size neler yaptı?
Cinsellik bana çok şey kazandırdı. Hayatımı ve yapıtımı besledi Erotizm yalnızca bu son öykü kitabımda değil, daha önceki öykü ve romanlarımda da, dipten gelen bir dalga gibi oldu. Libidonun varoluşumuzda çok önemli bir yer tuttuğuna inanıyorum.

- Hayatınızda cinsellik olmasa yazarlığınız bundan nasıl etkilenirdi?
Hayatımda cinsellik olmasaydı yazar olmazdım. Tabii hayatında cinselliğe hiç yer olmamış yazarlar da var ama ben onlardan değilim. Ne yazık ki ya da iyi ki değilim.

- Kitapta anlatan için küçültücü olabilecek şeyleri de yazmışsınız...

Edebiyat bir hayli cesaret işidir. Gittikçe muhafazakârlaşan bir topluma cinselliğin saklanacak ya da ayıp sayılacak bir şey olmadığı mesajını vermek istedim “Tehlikeli Sevişmeler”de.

- Son sorum: Belli bir yaşa geldikten sonra sevişmek hâlâ aynı şey kalabiliyor mu?

En azından benim için, cinsel performans açısından bir sorun yok şu an. Ama geçmişte kalan ve nostalji duyduğum aşklar var.

GÜRSEL'İN SİTEMİ
"Açıkçası bir vehim de olabilir elbette ama ben, ‘Burada beni biraz görmezden geliyorlar’ duygusu içindeyim. Düşünsenize; 25 ülkede 104 kitabım yayımlanmış. Üşenmeyip sayıyorum; Fransızca 30, Yunanca 10, Arapça 7, Almanca 6 kitabım var... Kitaplarımın hepsi en saygın, en önemli yayınevlerinden çıkıyor, ama yine de yabancı dillere çevrilen Türk yazarları arasında adımı anan kimse yok. Bu duruma pek bir anlam veremediğimi, hatta biraz alındığımı itiraf etmeliyim.”

SİYASET DE VAR
"Cennette Bir Mevsim” öyküsü, IŞİD’in “ileri gelenleriyle” röportajlar yapmak için Suriye’ye giden ve orada hayatını kaybedip öbür dünyayı, daha doğrusu cenneti boylayan bir gazeteciyi anlatıyor. Herkesin sabah akşam seviştiği hatta sevişmenin mecburiyet haline geldiği bu cennet, karakteri canından bezdiriyor. Gündeme dokunan bir başka öykü de bir Türk akademisyenle Kürt öğrencisinin aşkını anlatan “Hasankeyf’in Taşları”. Aralarında aşktan çok çekim var. Diyarbakır’a gidiyor, ezilmiş bir halkın, yasaklanmış bir dilin dünyasını paylaşıyorlar.

FELSEFE

Ünlü “Hayat Okulu” geçen yıl ülkemizde de açılan İngiliz yazar Alain de Botton’un editörlüğündeki “Hayat Dersleri” serisinin yeni kitabı Kierkegaard’ı konu ediyor. Felsefenin ilk varoluşçu temsilcisi sayılan Kierkegaard, bireyi merkeze aldığı eserlerinde kaygı, etik, maneviyat gibi konularda özgün fikirlerini dile getiriyordu. Robert Ferguson’ın yazdığı ve Sel Yayıncılık’tan çıkan “Kierkegaard’dan Hayat Dersleri” bir yol arayışındakiler için sıra dışı bir rehber olma niteliğini uzun zamandır koruyan büyük düşünürün sorgulayıcı ve kışkırtıcı felsefesiyle tanışmak için harika fırsat.

AFORİZMA

İletişim’den çıkan “Bir Muamma: Sanat Hayat”ta Ali Artun büyük sanatçı ve düşünürlerin aforizmalarını derlemiş. Önsözünde, “En nihayetinde sanat hayatla, hayat da sanatla anlamlandırılır. Sanat ve hayat kimi zaman özdeş kimi zaman karşıttır” diyor. Bu cümleler kulağa karışık geliyor, farkındayım. Fakat bu şahane sanat-hayat aforizmaları seçkisi hiç de karışık bir kitap değil, tam aksine içine zevkle gömüleceğiniz bir hazine.