Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Sema EREREN/ GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

ABD’de yaşayan Papaz Cooper, odasına girdiğinde bir fazlalık olduğunun farkına vardı. Karşısında siyah mürekkep ve tüy kalemle çizilmiş bir tablo duruyordu. Papaz, eli ayağına dolaşarak polisi aradı. Gerçek hemen gün yüzüne çıktı; odasındaki, milyon dolarlık bir Rembrandt tablosuydu! Hollandalı ressama ait eskiz birkaç gün önce, kiliseye yakın bir otelin sergi salonundan çalınmıştı. Soygun polislerce “Mükemmel düşünülmüş ve uygulanmış” olarak tasvir edilse de sonradan işler belli ki o kadar pek mükemmel gitmemişti. Hırsızlar tabloyla ne yapacağını bilememiş, çareyi onu masum bir adamın odasına bırakmakta bulmuştu... Bir başka acemi soyguncu hikâyesi de Amsterdam’dan. Van Gogh Müzesi’ne gece yarısı saklanıp sabaha karşı güvenlik görevlilerini etkisiz hale getiren bir hırsız, her biri en az 10 milyon dolar değerindeki 20 tabloyu alıp kaçmıştı ve tablolar 1 saat geçmeden yol kenarına terk edilmiş bir otomobilde bulunmuştu.

DÜNYANIN EN BÜYÜK 3. SUÇ ALANI

Sanat eseri hırsızlığı son yıllarda banka soygunlarından bile daha çok iştah kabartıyor. Hatta ABD Adalet Bakanlığı, sanat hırsızlığının uyuşturucu ve silah kaçakçılığından sonra dünyanın en büyük 3. suç alanı olduğunu açıkladı. Hırsızların da gözdeleri var, her şeye el uzatmıyorlar; Pablo Picasso, Salvador Dali, Rembrandt, Andy Warhol en sevdikleri. Sadece Picasso’nun kayıp 1000 tablosunun olduğu söyleniyor! Daha da kötüsü kimi müzayede evleri para için sahte eserleri satıyor. Tarihçi Dr. Noah Charney’e göre; dünyadaki tüm müzelerde bulunan koleksiyonların yüzde 10’u ya sahte ya da imzasız. New York Metropolitan Museum of Art’ın eski yöneticisi Thomas Hoving’e göre de küresel sanat eseri piyasasındaki sahte eser oranı yüzde 40.

HIRSIZDAN TEŞEKKÜR NOTU

Belki elimde olsa ben de yapardım! Londra’daki National Gallery’yi ziyaretimde bir ara şeytan beni de dürttü, çok değerli bir tablo öyle yakınımdaydı ki “Bir el atsam götüreceğim sanki” demiştim içimden. Korkudan dokunamadım elbette ama elini kolunu sallayarak müzeye girip yüzlerce ziyaretçinin içinde soygun gerçekleştirenleri duydum. İsveç’in başkenti Stockholm’deki Ulusal Müze’de 3 soyguncu, mesai saatlerinde bir Rembrandt, iki de Renoir tablosu yürüttü. Akıllıca bir yanı vardı bu soygunun; gece alarmlar çalışırken değil, gündüz kapılar açıkken gerçekleştirmek daha kolaydı.

Gerçi hırsızlar müzeleri daha önce de pek çok kez uyarmıştı. 1994’te Norveç Kış Olimpiyatları’nın açılışına kilitlenmişken, uyanık hırsızlar galeriden bir Edvard Munch eseri çalmıştı. Görevliler alarmı ciddiye almadığı için soyguncular “Yetersiz güvenlik için teşekkürler” notu bırakarak kayıplara karışmıştı.

MONA LİSA ÇALINMASAYDI BU KADAR DİKKAT ÇEKER MİYDİ?

 1911’de Mona Lisa’nın Paris’teki Louvre Müzesi’nden çalınması, tarihin en büyük sanat soygunlarından biriydi. İtalyan Vincenzo Peruggia, Fransız koleksiyonlarında çok sayıda İtalyan ressam ve heykeltıraşın eserlerinin bulunmasına içerleyerek, Leonardo da Vinci’nin eserinin sergilendiği odayı boş bulduğu anda, tabloyu gömleğinin altına sokuşturarak ortadan kayboldu. Bu olay sonrasında sadece boş duvarı görmek için bile binlerce insan müzeye akın etti. Mona Lisa’nın efsaneleşmesinde çalınmasının önemli rol oynadığı iddia edilir. Sizce çalınmasaydı bu kadar dikkat çeker miydi?

SAHTESİNİ YAPMAK DA MARİFET İSTER

 Hırsızlar çalıyor, satıyor. Ama paha biçilemez eserlerin sahtesini yapmak marifet istiyor. Sahteci sanatçılardan çoğu asıl ressamın bile kullanmadığı fırça darbeleri, renk tonları ve perspektifler kullanıyor. Kimi resimleri eskitmek için özel kimyasallardan yararlanıyor, kimi de tahtakurusu izlerini taklit için resimde delikler açıyor.

EN YARATICI HIRSIZLAR

Biri Salvador Dali’nin bir sanat galerisindeki tablosunu güvenlik görevlisini katakulliye getirip çöp poşetiyle çalmıştı.

 Doktor Steven Cooperman, Picasso’nun “Aynanın Önünde Duran Genç Kız”ı ile Monet’nin “Gümrük Görevlilerinin Kulübesi” adlı eserinin kendi evinden çalındığını bildirdi. Sigorta şirketi çalınan resimler için 17.5 milyon dolar ödedi. Yıllar sonra Cooperman’ın eserleri bizzat çaldığı ortaya çıktı. 

Amerikalı milyarder çift Howard ve Elizabeth Keck, Bel Air’deki malikânelerinde paha biçilmez yağlı boya tabloların 11 yıldır yanlarında çalışan 61 yaşındaki uşak tarafından orijinal çerçevelerinden çıkarıldığını ve yerlerine alakasız fotoğrafların konulduğunu aylarca fark edemedi. 

ABD’nin en çok ses getiren sanat hırsızlığı 1990’da yaşandı. Boston’daki Isabella Stewart Gardner Müzesi’ne sabahın erken saatlerinde polis kılığında giden iki soyguncu, müzeden bir ihbar aldıklarını söyleyip içeri girdi ve görevlileri merdivene kelepçeledi. Sonra da aralarında Rembrandt ve Manet’nin eserleri de bulunan yaklaşık 300 milyon dolar değerindeki koleksiyonu çaldı.

Paraguay’da bir müzenin yakınlarındaki bir dükkânın altında başlayan tünelin diğer ucunun müzenin altına kadar uzandığı anlaşıldı. Bu tünelden yararlanılarak gerçekleştirilen soygunda 500 bin sterlin değer biçilen eserler çalındı