Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ayşe ÖZEK KARASU/GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

Ta 1986’da Ronald Reagan’ın atadığı yargıç Antonin Scalia’nın ölümü, tam da başkanlık seçimi öncesinde Amerikan siyasetindeki dengeleri altüst etti. 5 muhafazakâra karşı 4 liberal üyeden kurulu Amerikan Yüksek Mahkemesi’nde 4-4 denklik ortaya çıktı. Önümüzdeki 2 ayda kaçak göçmenlerden, doğum kontrolü ve kürtaj kliniklerine bir dizi kritik konuda karar alacak mahkeme bu eşitlikle bloke olacak. Obama yeni atama yapsa, o aday, Demokratlara karşı Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’dan onay alamayacak. Bu nedenle de Cumhuriyetçi Parti, “Scalia’nın koltuğuna yeni başkanın atama yapması gerekir” diye diretiyor.

Tabii bunlar tamamen Amerikan iç siyasetini ilgilendiren konular. Zaten yazıldı, çizildi. Ama Scalia’nın ölümünün bir de global boyutu var.

Bütün Yüksek Mahkeme yargıçları gibi Scalia da ömür boyu görevde kalmak üzere seçilmişti. Ve 79 yaşında zamansız göçüverdi. Ya da çevrecilere bakarsanız, tam zamanında! ABD’nin önde gelen çevre yazarları ve liberal kalemler günlerdir “Scalia’nın ölümü iklim değişikliği açısından ne anlama geliyor” içerikli yazılar döşeniyor. “Scalia’nın yakınları, 9 çocuğu ve 36 torunu adına tabii ki üzgünüz” notunu da düşüyorlar.

Climate Central yazarı John Upton’a göre Yüksek Mahkeme gündemindeki konuların hiçbiri yeryüzünün geleceği kadar büyük önem taşımıyor. Upton diyor ki; “Scalia ölümüyle, birçok insanın global iklim hareketine hayat boyu yaptığı katkıdan çok daha fazlasını yaptı.”

Peki nasıl? Öncelikle Scalia, global ısınmayla mücadeleyi içeren yasal düzenlemelere topyekûn karşıydı. Bu nedenle Scalia’nın varlığı, Paris İklim Anlaşması için de bir tehditti.

İLAÇ GİBİ GELDİ

Geçen aralık ayında 200’e yakın ülke global sıcaklık artışının 1.5-2 dereceyle sınırlandırılması konusunda anlaşmayı başarmıştı. Yeryüzü adına bir zafer diye alkışlanmıştı o uzlaşma. Global ısınmaya yol açan sera gazı emisyonunun azaltılmasında da en büyük görev ABD ve Çin’e düşüyordu. Çünkü yeryüzünü kirletme şampiyonu onlardı. Obama yönetiminin yeryüzündeki karbon ayak izini küçültme planı da hazırdı.

Amerikan Çevre Koruma Ajansı’nın ‘Temiz Enerji Planı’ geçen yıl ağustos ayında tarihi bir adım olarak açıklanmıştı. Devre dışı kalan termik santralların sayısı 2040 yılına kadar iki katına çıkarılacaktı. Çevreciler plana “yetmez ama evet” derken, Cumhuriyetçiler düzenlemenin federal yasalara aykırı olduğunu ileri sürdü ve bazı eyaletlerin itirazı üzerine önceki hafta Yüksek Mahkeme planın yürürlüğünü durdurdu. Scalia’nın oyu dahil 5’e karşı 4 oyla. Çevrecilerin korkusu şuydu: Muhafazakâr yargıçların oylarıyla plan ilelebet bloke edilebilirdi. İşte bu mantık silsilesi içinde Scalia’nın hemen karar sonrası ölümü onlara ilaç gibi geldi. Böylece 4-4 eşitliğe gelen Yüksek Mahkeme’nin etkisi sıfırlandı. Planın akıbeti, eyalet yüksek mahkemesi niteliğindeki Washington D.C. İstinaf Mahkemesi’nin kararına kaldı ki, o mahkeme heyetinde Demokrat yargıçlar çoğunlukta. Oradan plana onay çıkacağı kesin. Yüksek Mahkeme’de eşitlik olduğu için alt mahkeme kararı geçerli kalacak. Amerikan çevre hukuku uzmanlarına göre Scalia’nın ölümü planın hayata geçme şansını artırdı. Dolayısıyla Obama yönetiminin Paris İklim Anlaşması kapsamındaki taahhüdü de şimdilik halen geçerli.

Hele yeni başkan -Hillary ya da Bernie şeklinde- Demokrat Partili olduğu takdirde, Temiz Enerji Planı’na daha yüksek gelecek şansı biçiliyor. Meteorolog Eric Holthaus şöyle yazıyor: “Birinin ölümüne sevinmek tabii ki uygunsuzdur.Ama onun bu dünyadan göçmesiyle bazı şeylerin değişebileceğini de görmeliyiz. Çevre aktivistleri seçmenin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Hillary Clinton ve Bernie Sanders’in çevre adına artık daha cesur seçim vaatlerinde bulunması gerekiyor. Dünyanın iyiliği için.”

Ama Cumhuriyetçi Trump filan seçilirse, ABD Yüksek dünyanın iyiliği için ne yapar, orası meçhul!