Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mehmet AÇAR / HT CUMARTESİ (macar@htgazete.com.tr)

Önceki hafta Nice şehrinin turistik bölgelerinde baskın renk kırmızıydı ve sokaklarda Fransızca kadar, İspanyolca ve Türkçe de konuşuluyordu. Tüm bunların nedeni perşembe sabahından itibaren kırmızı formalarıyla şehre akın eden İspanyollar ve Türklerdi. Taraftarlar 17 Haziran akşamı oynanacak Euro 2016 İspanya – Türkiye maçını beklerken sadece Nice’in değil, civardaki turistik yerlerin tadını çıkarmayı da ihmal etmedi. Digiturk’ün davetiyle Nice’e giden gazeteci grubunda yer alanlardan biri olarak ben de o taraftar turist kalabalığının içindeydim. Hani insan çok sıcak havalarda şöyle bir serinlemek için denize girip çıkar ve buz gibi suyun etkisiyle kendine gelir ya, 3 günlük Côte d’Azur gezisi, işte bende tam da böyle bir tat bıraktı. Fransız Rivierası’na şöyle bir “dalıp çıkmak” ruhuma iyi geldi.

DÜNYANIN EN MEŞHUR KASABASI CANNES

1860’ta yapılan referandumun ardından Fransa’ya katılan sahil kenti Nice, artık çok az kişinin konuştuğu özel bir dile sahip ve hâlâ bir İtalyan şehrini andırıyor. Eski Nice olarak bilinen bölge, yeşil panjurlu evleri, adını şehirden alan “nisuaz” lezzetleri, farklı tarzların etkisini taşıyan mimarisi, ferah meydanlara açılan dar sokakları, pazar yeri, çarşısı ve restoranlarıyla gelen her turisti hemen bağrına basan bir sıcaklık vaat ediyor. Kilometrelerce süren ve Promenade d’Anglaise diye anılan sahil şeridini de unutmayalım. Nice, geçmişten bu yana sadece deniziyle değil temiz havasıyla da Avrupalıları kendine çekmiş bir bölge.

Nice’ten Cannes’a karayoluyla seyahat ederken temiz havanın kaynağıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bütün bölge insanı yeşile doyuran ağaçlar ve bitki örtüsüyle kaplı. Göz alabildiğine uzanan ormanların denizin mavisine karıştığı manzaralar, yol kenarındaki dereler ve nehirler huzur verici. İnsan bu bölgede ne kuraklıkla ne de barajların doluluk oranlarıyla ilgilenir. Dünyanın en meşhur “kasaba”larından biri olan Cannes yeşilin bittiği noktada lüks, güzel ve ışıltılı bir dünya vaat ediyor size. Nice gibi sizi hemen bağrına basan bir yerde olmadığınızı ilk andan hissediyorsunuz. Şık bir oteller kentinde gelip geçen bir yolcusunuz... Dolayısıyla birkaç saatlik bir yürüyüşün ardından, civardaki güzel yerleri görmek üzere Cannes’ı terk etmek zor değil.

Otobüs sahilden bölgenin yüksek noktalarına doğru ilerledikçe ormanlık arazideki evler daha da güzelleşiyor ve mavi gökyüzünde uçuşan beyaz bulutlara serin bir rüzgâr eşlik ediyor. Ortaçağ’dan kalma Saint-Paul de Vence’a geldiğimizde ise keyfimiz ikiye katlanıyor. Mükemmel manzara bir yana, kalenin içinde kalan dar sokakları gezdikçe daha çok gezesiniz geliyor. Her köşeden karşınıza çıkan sanat galerileri, heykeller bu küçük Ortaçağ kasabasına sadece klas katmıyor. Bütün bu güzellikleri ilk keşfedenlerin sanatçı ve ressamlar olduğu gerçeğini de hatırlatıyor. SaintPaul de Vence’dan erken ayrılmak üzücü. Ama yolculuğun sonunda Grasse bekliyor bizi. 750 metre yükseklikte kurulmuş olan Grasse, parfümcülerin Mekke’si gibi bir yer ve aynı zamanda, 50 bini aşkın nüfusa sahip güzel bir dağ şehri... Ama benim gibi kendinizi müzeye dönüşmüş eski parfüm fabrikasını keşfetmenin ve eşinize parfüm seçmenin keyfine bırakırsanız şehri dolaşmak için geriye çok vakit kalmıyor. Üstelik akşam milli maç var. Maçtan önce ise Digiturk İcra Kurulu Başkanı Ümit Önal’ın gazetecilerle yaptığı sohbete katılıyoruz. Önal geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen satışın resmileşmesiyle birlikte grubun önemli ataklar yapacağını belirtip, özellikle sinema ve dizi alanında yapacakları yeni atılımların müjdesini veriyor. Futbol ve milli maç da kuşkusuz sohbetin en önemli konusu.

GÜNÜBİRLİK MONAKO

Ama ertesi sabah Cannes’dan yine otobüsle çıkıp “yeşil deniz”e doğru ilerlerken 3-0’lık yenilgi nedeniyle kimsenin canı futbol konuşmak istemiyor. Bu kez yolculuk Monako’ya... Monako küçük bir manzaralar ülkesi. Deniz kadar şehri de seyrediyorsunuz. Şehrin sokaklarında, meydanlarında dolaşmak, tarihi mekânları ziyaret etmek de çok keyifli. Monako günübirlik gezmek için ideal bir yer. Bizimse sadece birkaç saatimiz var ve oralara kadar gelmişken methini çok duyduğumuz Eze köyünü görmeden İstanbul’a dönmek istemiyoruz. Akdeniz’e bakan bir tepenin üstünde kurulmuş bu Ortaçağ kalesini görünce ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkıyor. Eze, tadı damakta kalan şiir gibi bir mekân... Gönül günbatımında orada olmak istiyor ama akşam Nice’ten kalkan İstanbul uçağına yetişmemiz gerekiyor. Cumartesi akşamının tatlı telaşına hazırlanan Nice caddelerinden geçerken formalarını hâlâ çıkarmayan neşeli İspanyollar dikkatimizi çekiyor. Havalanında Türkler arasında forma giyen pek yok ama bölgede geçirilen birkaç günün ruhta bıraktığı o “nisuaz” tadın etkisi nedeniyle yüzler çok da asık sayılmaz.