Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

HTGAZETE PAZAR/EKİN TÜRKANTOS

Açılışından hemen sonra, soluğu “Feyhaman Duran-İki Dünya Arasında” Sergisi’nde aldık. Çok şanslıydık, çünkü rehberimiz S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nin efsanevi müdürü Dr. Nazan Ölçer’di. “Geçmişi anlamadan Duran’ın eserlerini anlamak mümkün değil” diyor Ölçer. Bu nedenle sergi girişinde kronolojik bilgi panoları karşılıyor sanatseverleri... Filmlerden de yararlanılmış. Pardon, biz hemen daldık konuya! Buyurun beraber gezelim...

OSMANLI RESSAMLAR CEMİYETİ
1886’da aydın bir Osmanlı ailesinde doğuyor Feyhaman Duran. Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde eğitim görüyor. Devlete nitelikli bürokrat yetiştirmek olan bu okul Duran’ın hayatında önemli bir yere sahip. Çünkü 10 yaşında yatılı bırakılıyor, 18’ine kadar burada kalıyor. 1911’de Abbas Halim Paşa’nın desteğiyle gittiği Paris’te, Académie Julian ve École des Beaux-Arts’da eğitim alıyor. Burada yalnız değil, başka Türk ressamlar da var. Paris’ten döndüğünde diğer sanatçılarla beraber Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin faaliyetlerine katılıyor. O dönem Beyoğlu’nda resim sergileme imkânı olan yerler dikkat çekici. Bazıları büyük kırtasiye dükkânları, pastaneler ve lokantalar... 1919’da öğretmen olarak atandığı İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ndeki (Kız Güzel Sanatlar Okulu) görevini, kurum Sanayi-i Nefise Mektebi’yle birleştirilip Güzel Sanatlar Akademisi adını aldıktan sonra da sürdürüyor.

Duran, 1920’da İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nden öğrencisi olan Güzin Hanım ile evleniyor. Sanatçının yaşamında Güzin Hanım’ın etkisi büyük. Zira eserlerinde kendisinin portrelerini de görüyorsunuz. 1926’da Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrencilerin çıplak model üzerinde çalışabildiğini de öğreniyoruz Nazan Ölçer’den. 1933’te ise üniversite reformuyla adı İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülen Darülfünun’un akademik kadrosundaki isimleri ve dönemin entelektüel çevrelerinin portrelerini yapıyor Duran. Aynı zamanda ilki 1916’da açılan Galatasaray Sergileri’ne katılıyor düzenli olarak.

Sergiyi gezerken en dikkat çeken detaylardan biri de Duran’ın babası Hayri Bey’in vasiyetinin bulunduğu Pend-i Hayri adıyla izleyiciyle buluşan panoda Hayri Bey uzunca nasihatlerini şöyle sıralıyor: “Sen dahi lütfunu minnetsiz kıl, kime lütfeylersen bir sen bil, mal biriktirmek için zillet etme, müsrif olup da sefahat etme, masrafını uydurup gelirin ile, yaşa git ailen evladın ile, olma tamah sahiplerine ahbab, para sevdalısı olma ashab...” “Duran’ın hayatında babasının kaybı önemli” diyor Ölçer, “Babasını 6 yaşındayken kaybediyor Feyhaman. Şair bir aileye doğduğu için Batı’ya gitse bile o kültürün dışına çıkmıyor. Babasının fotoğrafından yaptığı portresi ve eşyalarıyla yaptığı bir kompozisyon bulunuyor”. Zaten serginin adından da anlaşılacağı gibi “İki Dünya Arasında”daki hayatı, birbiriyle iç içe geçmiş halde çok güzel anlatılıyor. Aynı bölümde Duran’ın Paris’te yanında olan resim malzemeleri, Galatasaray yazan kol düğmeleri, gözlüğü, hasır şapkası ve not defteri sergileniyor.

ATATÜRK VE İNÖNÜ PORTRELERİ...
1938’de memleket sergileri için eşiyle birlikte Gaziantep’e gönderiliyor. Orada da bölgenin resimlerini yapıyor, fotoğraflarını çekiyor Duran. Sanatçıların değişik şehirleri görmeleri için benzersiz bir şans yakalıyor. Daha sonra 1943’lere gelindiğinde eşiyle birlikte Topkapı Sarayı’ndaki tabloları, dolap bezemeleri ve nakışları onarıyorlar. Topkapı içerisinde yaptığı resimler çok güzel... Hat çalışmalarını da hiç bırakmamış. Güzel yazı örnekleri, Kuran’dan ayetler ve minyatür çalışmalarının sergilendiği bir başka bölüm de izleyiciye sunuluyor.

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’ndeki yöneticilik çalışmalarıyla başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İsmet İnönü ve Hasan Âli Yücel’e kadar Cumhuriyet’in şekillenmesinde rol sahibi birçok önemli ismin portrelerini yapma imkânı buluyor Duran. Portreler o kadar gerçek ki heyecan yaratıp başınızı döndürebilir. Serginin son bölümünde ise evinden bazı bölümler, gündelik hayatını ve çalışma ortamını anlatan düzenlemelerle müze ortamına taşınıyor. Şimdi Dr. Nazan Ölçer’e kulak verelim...

‘BİRKAÇ TABLO ALACAKTIM, HEPSİNİ VERDİLER’

Feyhaman Duran’ın eserlerine nasıl ulaştınız, sergi yapma fikri nasıl doğdu?

Müzemizin kuruluşunun 15. yılına bu dev sergiyle adım atmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Geçtiğimiz sene doğumunun 130. yılı olan Feyhaman Duran’ın eserlerini büyük bir içerik zenginliğinde sunabilmemizi, en başta İstanbul Üniversitesi’yle yaptığımız işbirliğine borçluyuz. Feyhaman Duran’ın çocukları olmadığı için Süleymaniye’deki eviyle birlikte tüm resimlerini İstanbul Üniversitesi’ne bağışladı. Türkiye’de bu çapta bir bağış az görülür, bu öncü bir bağış. Selim Turan’ın ailesi de elindekileri bağışlamıştı, bu iki koleksiyon İstanbul Üniversitesi’nin merkez binasındaki büyük bir salonda sergileniyordu. İlk gittiğimde eserlerin çokluğu karşısında şaşırdım. Feyhaman’ın evine gitmiştim, harap durumdaydı. 2012’de rektörle görüşmek üzere merkez binaya gittim. Birkaç tablo almak istedim, başka yerlerden de alacaktık. Büyük bir sergi planlanıyordu. Koleksiyon sahipleri hiçbir zaman “Aman ne isterseniz alın” demez. Az eser vermeye çalışılır. Genel sekreter ve yardımcısı “Biz bir görüşelim” dediler ve ortadan kayboldular. Vermeyeceklerini düşündüm. Sonra geldiler ve “Nazan Hanım sizi tanıyoruz, güveniyoruz. Acaba bu eserlerin hepsi bir süreliğine size ödünç verilemez mi?” dediler. Çünkü merkez bina büyük bir onarıma girecekti ve bu eserleri nerede muhafaza edeceklerini bilmiyorlardı. Tabii bu duyulmamış, görülmemiş bir teklif. Batı’da yapılır. Ama bizde pek örneği yoktur. Koleksiyon için 24 saat kameralı ve iklim kontrollü bir alan yarattık, bu eserler ilk defa bu kadar değer gördü. Tabii bizim sergimizin boyutu ve zamanlaması değişti. 2017’nin ilk sergisi olarak açıldı.


EŞSİZ BİR DÖNEM SERGİSİ

Feyhaman Duran sergisiyle nelere tanıklık ediyoruz?

Feyhaman’ı anlamak için dönemi de tanımak gerekiyor. Bu uzun yaşam bize eşsiz bir dönem sergisi yapma şansı sundu. 1886’dan 1970’e kadar imparatorluğun son dönemi, 2. Meşrutiyet’le son parlak dönem... İnsanın aklı almıyor ki, coşkuyla kutlanan meşrutiyet 3 yıl sonra 1911 Balkan Savaşı’yla yerle bir oluyor. Savaşın acılarının ardından 1. Dünya Savaşı patlıyor. Böylece dünya değişiyor ve imparatorluk yıkılıyor. Bütün döneme şahit olan genç bir sanatçı Feyhaman. Dönemin aydın ailesi içinde doğmuş, baba şair, hattat... Anneyi çok genç kaybediyor. Sergiyi onun gözünden yapmaya çalıştık, ziyaretçinin de öyle izlemesini arzu ettik. Sadece Feyhaman’ı değil bir dönemi anlayacaklar.