Ütopik bir hoparlör
Bir kulağın duyabileceğinden ötesi..
Fatih ALTAYLI / HT PAZAR
Dünyanın en iyi spor otomobili sizce hangisidir? Ferrari, Lamborghini, Bentley, Aston Martin, Porsche, Maserati! Peki ya bir spor otomobil, spor otomobil sayılabilmesi için kaç beygir gücünde olmalıdır? 400, 500, 700?.. Hangisini tercih ederseniz edin, ne kadar güçlü olursa olsun, aslına bakarsanız tüm bu seçeneklerin en önemli noktası, otomobilinizin yere temas ettiği yer. Dünyanın en iyi, en güçlü otomobiline sahip olsanız bile eğer otomobilinizin yere temas ettiği noktada “sorun” varsa, o kalitenin, o gücün hiçbir önemi kalmıyor. Bir spor otomobilin “iyi bir spor otomobil” olarak size keyif ve güven vermesi için en önemli şey “lastikleri”. Eğer lastikler otomobile uygun ve kaliteli değilse, o otomobil bir işe yaramaz. Ve bir otomobil için “lastik” ne kadar önemliyse, bir müzik sistemi için de hoparlörler aynı anlama geliyor. Dünyanın en iyi pikabına, en iyi CD çalarına, en iyi amplifikatörüne sahip olsanız bile eğer bunların yarattığı sesi kulaklarınıza iletecek iyi bir hoparlör ikilisine sahip değilseniz, o müzik sistemi bir anda “çöpe” dönüşür. Geçen hafta McIntosh’un MC 275 lambalı amplifikatörlerini yazınca pek çok okur lambalı veya transistörlü amplifikatörlerle ilgili sorular sordu. Bense bugün size dünyanın en kaliteli hoparlörlerinden bahsetmek istiyorum...
BİR KULAĞIN DUYABİLECEĞİNDEN ÖTESİ
Bana göre bugün bir ev sisteminde kullanılabilecek en “üst düzey” hoparlörlerin başında Focal’in “Grande Utopia”sı geliyor. Ses teknolojisinin ulaştığı en üst ve belki de en şık nokta olan Grande, Focal’in “Utopia” serisinin zirvesindeki hoparlör. 18hz ila 40khz aralığında ses verebilen, yani bir kulağın duyabileceğinden daha ötede sesleri başarıyla çıkaran bu hoparlör, sese kattığı derinlikle muhteşem. 50 watt’tan 1500 watt’a kadar tüm amplifikatörleri bağlayabileceğiniz Grande Utopia’nın hem gövdesi, hem içindeki 4 hoparlör çok özel yöntemlerle elde üretiliyor. 2 metreyi biraz aşan boyu, 65 santimlik genişliği ve 88 santimlik derinliğiyle hayli heybetli ve bu heybete yakışan 260 kiloluk bir ağırlığa sahip. “Bu benim için fazla büyük” diyorsanız içinse biraz daha “insani boyutlarda” ve yakın kalitede Stella Utopia da işinizi görür.
Atölyede yemek
Bayram tatilinde yurtdışına çıkma niyetiniz varsa ve yolunuz Paris’e düşecekse, size hoş bir tavsiyede bulunmak isterim. Eğer iyi yemekten hoşlanıyorsanız ama bol “Michelin’’li restoranların genelde kasvetli ve biraz züppe, biraz da şık atmosferlerini tatil zamanı için “abartılı” buluyorsanız, tavsiyeme kulak verin. Paris’te Joël Robuchon’un “Table de Joël Robuchon” adlı Michelin’li lokantasının yanı sıra, aynı lezzetleri çok daha rahat bir ortamda sunan “Atelier de Robuchon” adlı iki lokantası var. Robuchon’un hem genç şefleri yetiştirmek, hem de yeni lezzetler üretmek için açtığı Atelier’lerin ilki Saint-Germain, 9 yıl önce açıldı. Geçen yıl da Champs Elysées’de Etoile’e yakın ikinci şubesini açtı. Hiçbir giyim kuşam zorunluğu olmayan, blue jean ile dahi gidebileceğiniz bu lokantalarda hem müthiş lezzetler deneyebiliyor hem de kalitesine oranla makul sayılabilecek, en azından Michelin’li lokantalara oranla çok daha ucuz denebilecek fiyatlarla yemek yiyebiliyorsunuz. Dikkat etmeniz gereken önemli bir noktaysa Atelier Robuchon’lara rezervasyon yapılmaması. Yemek saatine yakın kapıya gidip adınızı listeye yazdırmak ve bir süre beklemek zorundasınız. Öğle saatlerinde sıranın daha kısa olduğunu da hatırlatayım.