3 yılda 3 kur şokundan yorulduk
Yaşamakta olduğumuz kur şoku son yıllardakinin en etkilisi herhalde. Nedeni ekonomi politikalarında yapılan değişikliğin öncülük etmesinden kaynaklanıyor. Düşük faiz yüksek kur diye lanse edilen bu politika ile her ne pahasına olursa olsun faizin düşürüleceği, buna karşılık döviz kurunun artışından rahatsızlık duyulmadığı gibi bir görüntü verildi.
-Bu nedenle kur artışına kimse geçici gözüyle bakamıyor. Herkes önümüzdeki dönemde ihtiyacı olacak dövizi şimdiden ve düşük kurdan almanın peşinde.
-Borç ödeyecekler dışında kur artışından ve enflasyonun yükselmesinden korunmak isteyenlerin talebi elbette var. Para kazanmak amacıyla alanlar da her dönemde eksik olmaz. 1970’lerden itibaren yaşanan yüksek enflasyon ve döviz kıtlıkları maalesef Türkiye’yi çift paralı ekonomi yaptı.
-Ortam kurun yükselişi yönünde olunca, alımlar ve yükselen döviz karşısında yerliler pek satış yapmak istemiyor. Gerçekleşen işlemlerin düşük hacimlerle yapıldığı bilgisi geliyor. Hatta yabancıların zaman zaman satıcı olduğu yönünde bize ulaşan bilgiler var. Açıkçası bunu niye yaparlar pek anlayabilmiş değilim.
-Ekonomi politikalarını değiştirmeye karar veren ve bunun açıklamalarını yapan siyasi otorite. Merkez Bankası da siyasi otoriteye uydu ve düne kadar kurun yükselmesine müdahale etme gereğini duymadı.
-Zaten kendisinin attığı adımla kurda böyle bir sıçrama yaşanıyor. Faiz üzerine faiz düşüşü ile kur yükseldikçe yükseldi.
-Kur artışının dün yüzde 87’ye çıkmasıyla nihayet Merkez Bankası inisiyatif alma gereğini duydu. Başkan Şahap Kavcıoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüp yumuşak bir müdahale açıklaması yaptı. Kontrolsüz yükseliş dün böyle kesildi.
-Ancak müdahalenin ne olduğu ve boyutu anlaşılamadı. Bu da görülmek istenecektir. Kuru durdurmaya sadece Merkez Bankası’nın açıklaması yetmez.
-Asıl etkili konumda ve konuşmasıyla kur sıçramasına yeni bir ivme katan Cumhurbaşkanı’nın açıklama yapması yatıştırıcı olabilir.
-Çarşının tam anlamıyla karıştığı, ateşin bacayı sardığı dün şirketlerden ve sektörlerden ardı ardına açıklamalar geldi. Bir günde kurun yüzde 17 artabildiği, sonra bu artışın yüzde 12’ye gerilediği bir ortamda fiyat tutturmak çok zor ve mal almak, mal satmak kolay değil.
-Zorunlu ve hızlı tüketim dışında ticaret önemli ölçüde durdu. Otomobilden konuta, bilgisayardan cep telefonuna, gümüşten Kapalıçarşı’da altına, mobilyadan keresteye, gübreden mazota kadar çeşitli malların alım satımı durdu. Vadeli satışlar da kesildi.
-Herkes önünü görme, ona göre yeni fiyatları ayarlama eğiliminde. Bunun için de kurun nerede duracağı ve hangi seviyeye oturacağı beklenecek.
-Yaşadığımız kur şokunun geçmiştekilerden farkı da burada. Sadece finansal varlık fiyatları finansal piyasalar değil reel ekonomi ve ticaret üzerinde de son derece etkili.
-Nedenlerinden biri ise dünya bir pandemi yaşıyor. Tedarik sorunları zaten var. Emtia fiyatları ve navlunlar yüksek seyrediyor. Kış yaklaştıkça Covid dünyada yeniden artıyor ve bazı ülkeler kapanmaya bile başladı.
-Yine Covid ve karantina döneminde hanehalkının geliri reel olarak azaldı, işsizlik arttı. Bazı sektörlerde özellikle hizmetlerde kapanmalardan dolayı yüksek gelir kayıpları meydana geldi.
-Yükselen enflasyon da tüketicinin alım gücünü düşürdü. Bu nedenledir ki zaten imkanı olan bazı şirketler yılbaşını beklemeden çalışanlarının ücretleri artırmaya yöneldi. Hükümet de asgari ücrete iyi bir zam yapma hazırlığında gibi görünüyor.
-Açıkçası bu kur şokunun toplum ve ekonomik birimler üzerindeki yükselen etkisini son yıllarda arka arkaya yaşanan üç şoktan yorgun düşmesine bağlamak da mümkün.
-2018’den itibaren 3.5 yıllık dönemde üç büyük kur şoku yaşadık. Hemen her yıla bir şok düşüyor.
-2018’deki ilk şok 12 Mart’ta Meclis’te görüşülen yasaya erken seçime gidilmesinin yolunu açan bir maddenin eklenmesiyle başladı.
-Sonra erken seçim kararı, Cumhurbaşkanı’nın uluslararası yatırımcıları küstürdüğü Londra konuşması, seçim ve ardından Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi, Rahip Brunson davası nedeniyle ABD ile yaşanan gerginlikler geldi.
-Dolar/TL 12 Mart’taki 3.8111 düzeyinden 13 Ağustos’ta 7.2393’e kadar çıktı. Doların TL’ye göre artışı yüzde 90’ı buldu. TL’nin kaybı ise yüzde 47 ile yarı yarıya düzeyine dayandı.
-Faizler sonunda 6 puan artırılarak kur yatıştırıldı.
-Çin’de Covid ortaya çıktığında 22 Ocak 2020’ydi. Dolar/TL kuru bu tarihte 5.9145 düzeyinden küresel çapta sermaye hareketlerinin negatif etkisiyle 11 Kasım 2020’de 8.5876’ya yükseldi. Doların artışı yüzde 45, TL’nin kaybı yüzde 31 düzeyindeydi.
-Küresel gelişmelere rağmen kur şokunun ılımlı olmasında kamu bankaları aracılığıyla yapılan ve şeffaf olmayan döviz satışları etkiliydi. Bu yolla iki yılda 140 milyar doların satıldığı hesaplanıyor.
-Son kur şoku da ortalığı çekip çeviren başkan olarak Naci Ağbal’ın Merkez Bankası’ndan alınmasıyla başladı. 19 Mart 2021’de dolar/TL kuru 7.2140’tan faiz indirim etkisinin görüldüğü Eylül başında 8.2727 ‘ye yükseldi.
-Dün itibariyle 13.4650 düzeyini gören doların marttan bu yana artışı yüzde 87’ye vardı. TL’nin değer kaybı ise yüzde 46 düzeyinde gerçekleşti.
-12 Mart 2018’den 23 Kasım 2021’e kadar geçen yaklaşık 3.5 yılda ise TL’nin değeri 26.2 centten 7.5 cente indi ve yüzde 71.5 geriledi.
-Dolar ise 3.8111 TL’den 13.4650 TL’ye çıkarak yüzde 253 oranında yükseldi.
-Bu kadar kısa zamanda ulusal parada yüksek oranlı değer kaybı ve doların artışına yetişmek ve güçlü kalmak, eğer döviz geliri yoksa elbette zor oluyor.
- Davos 2026: Küreselleşme sahneyi terk ederken59 saniye önce
- Merkez Bankası indirimi niye kıprtı?1 dakika önce
- Japonya'da fay hattı kırılıyor: Sessiz tahvil depreminin küresel yankıları18 dakika önce
- Konut rekoru var, sermaye göçü de2 saat önce
- Bu kez geri adım da yetmeyecek mi?5 saat önce
- Bütçe düzeldiyse enflasyon niye inatçı?3 dakika önce
- Dolarda büyük kavga12 saat önce
- Trump'tan büyük hamle: Petrol vanası, Çin ve yeni dünya düzeni13 dakika önce
- 2026'da para nereden kazanılır?5 dakika önce
- Paradan bile para kazanılamıyorsa sorun nerede?12 dakika önce