Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

TORUN demek, umut demek. Şahit olunamayacak bir gelecekte her şeyin yoluna gireceğini hayal etmek demek... Bir miniğin daha büyüyeceğini, okullara gidip ülkelerde gezeceğini, aşklardan, acılardan geçeceğini, insana dönüşeceğini gözünün önünden geçirmek demek... Öyle olsa gerek.

Ben babaannemi çok sevdim. Bana kalan tek büyük ebeveyn oydu. Ötekilerin hepsi erkenden yummuştular gözlerini... Babaannem 97 yaşına kadar yaşadı. Geçen haftaya kadar...

Torun olmak, çocuk olmaktan daha rahattı. Torun olmak poğaçalar, keklerle karşılanmak, sınırsız bir hoşgörüyle kabul edilmek, özlenmek demekti... Torun olmak, sıcak yaz günlerinde babaanne evinin eskiliğinde, sessizliğinde, koltuğa yatıp şekerleme yapmak, babana kızıp onun annesine sığınmak demek. Torun olmak, yargılanmadan sevileceğin bir yerden emin olmak demek. Demekti...

Geçen haftalarda gazetelerde yer alan iki haber, torun torba ilişkilerinin nasıl da vazgeçilmez olduğunu kanıtlıyordu. Bir tanesinde İsrailli bir çift, ölen oğullarının spermlerini kullanarak torun sahibi olmak için izin istiyorlar mahkemeden. Taşıyıcı anne bulup kendilerine bir torun doğurtmak?! Oğullarını kaybetmişler ama umutlarını yaşatmanın bir yolunu bulmuşlardı... Kabul edilirse talepleri belki de oğullarının gülüşünü görebilecekler tekrar minik bir bebeğin yüzünde...

Bir diğer haber ise Amerikalı, 60 yaşında bir kadının kendi torununu doğurduğu haberiydi. Biri ölü doğumla, diğeri düşükle sonuçlanan iki hamilelik yaşayan kızına, taşıyıcı annelik yaparak yardım etmişti kadın. Hamilelik öyle meşakkatli bir süreç ki bunu 60 yaşında yaşayabilmek ancak ciddi bir motivasyonla mümkün olabilir gerçekten... Kendi canının canını doğurma gayretiyle...

Babam hamile olduğumu ilk öğrendiğinde mesafeli yaklaşmıştı bu duruma. Bizim oğlan, babamın ilk torunu... Dede olmayı bilmiyordu o doğmadan önce. Şimdi ise bahsettiğim mesafeden eser kalmadı; oğlan sakallarını zevkle çekiştiriyor babamın, parmaklarını ağzına sokuyor, yalnızca ikisinin anladığı bir dilden muhabbetler ediyorlar... Dede ve torun olmayı keşfediyorlar birlikte... Eğleniyorlar.

Oğlumun babaannesi, onun haberini ilk duyduğunda havalara uçtu. Doğacağı zaman koşa koşa gelip loğusalığım bitene kadar bize o baktı. Şarkılarla, ninnilerle ilk o tanıştırdı oğlanı. Torun torba konularında deneyimli; nasıl bir sevgiyle karşılaşacağını biliyordu. Uzay, "annecik"in 9. torunu...

Ben babaannemi çok sevdim. Oğlumu da götürdüm onu uğurlayacağımız gün camiye. Son görev için gelen dostlar, cami girişinde pusetinde uyuyan oğlanı görünce yüzlerine bir tebessüm yerleşti, cenazelerde görmeye alışık olmadığımız cinsten. Bir yandan veda ederken neredeyse 100 yıllık bir hayata, bir yandan merhaba diyorlardı henüz 5 aydır aramızda olan minikcana... Ayrılık vardı ama umut da vardı aynı anda... Umut var.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar