Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Bugün yine bir pazar... Türkiye’nin “evrensel değerler dışı” gündemine yetişmek mümkün değil... Ne yazsak, ne etsek, size ulaşıncaya kadar eskiyor... Bir tek kişi, arkasında hissettiği “milletim” adındaki güç, kayıtsız şartsız bir dediğini iki yapmayan 330 küsur “parmak”la, koskoca ülkeyi adeta parmağında oynatıyor. Züccaciye dükkanı dalmış fil gibi, ortalığı savaş alanına çeviriyor, tüm değerlerimizi kafasına göre alt üst ediyor. Bir gün önce ak olan, ertesi gün kara oluyor. O güç tarafından doyurulmuşlar, senkronize edilmişler de hiç utanmadan ve de sıkılmadan “Vay anasını... O “ak”ın aslına kara olduğunu nasıl da fark etmemişiz...” yüzsüzlüğü, pişkinliği içinde “milletim”e yutturma gayreti içinde girmektedir. İçinde akıl, vicdan, görgü, kültür, insani değerleri az-çok bile, evrensel kuralları az çok özümsemiş insanlarımızın, sivil toplum örgütlerimizin temsilcilerinin bulunmadığı “milletim” ise hala o doymaz ihtirasa “güç” olmaya devam ediyor. Memleketin ez değerlileri, çok değerlilerini “demokrasinin en pespaye (P) halini” dayanak noktası olarak görüp parmağında oynatıyor, oradan oraya sürüyor. Neyse... İşi daha da derinleştirmeden, en iyisi ben sizinle sevgili arkadaşım Cafer’in (Yarkent) gönderdiği, yüz yıllar ötesinden gelmiş bir ibretlik hikayeyi paylaşayım. Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin (kişinin arzu ve eğilimi) bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vaz geçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden de arınması gerekmektedir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden... Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. Vur usturayı berber efendi, der... Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. O ise aynada kendisini takip etmektedir. Başının sağ bölümü tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vurmaya hazırlanırken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeriye. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokar atarak; Kalk bakalım kabak... Kalk da traşımızı olalım, diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek... Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz. Usulca kalkar yerinden. Berber mahçup, fakat korkmuştur. O da ses çıkarmaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar. Fakat küstah kabadayı traş sırasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder; Kabak aşağı, Kabak yukarı... Durmuş ODABAŞI dodabasi@htgazete.com.tr İlahi adalet iş başındadır ama... Nihayet traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkmış bir at arabası iniş aşağı hızla ilerlemekte. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken iki atın arasındaki denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracıkta yığılıp kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber de şaşkın... Bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyari sorar; Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?! Derviş mahzun, düşünceli cevap verir; Vallahi gücenmedim ona... Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı! Hikaye böyle... Ama hayat da böyle... Ensemize, kafamıza vurup vurup, üzerine bir de dalga geçen kabadayılar, kabağın da bir sahibi olduğunu akıllarına bile getirmezler. Ama bu “sahip”in de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar, gün gelip “kabağın sahibi”nin harekete geçmesiyle hakettikleri cezayı bulacaklar. Ya geride bıraktıkları, zulüm, gözyaşı, yalan-dolan-talan... Hepinize sağlık içinde mutlu pazarlar dilerim...

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar