Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ülkemiz tarihine hafta sonu önemli bir teknolojik atılım notu düşüldü. Türkiye havacılık tarihine güzel bir hikâye yazıldı. Ancak bu hikâyenin arka planına bakıldığında; “Başarıda kamunun, devlet kurumlarının, asker ve sivil bürokrasinin ne kadar payı var?” Sorusuna nasıl cevap verileceği hususunu çok merak ediyorum. Çünkü ortaya çıkan bir başarıyı sahiplenmek kolay, ama başarıya ulaşmak için neler yaşandığını, zorlukları, Baykar Savunma’nın bu aşamaya gelebilmek için neler çektiğinin de iyi bilinmesi gerekir.

Mesela Bayraktar TB’ler Keşan’da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterine girme aşamasında neden Akıncı TİHA’ya benzer bir törenin küçük çaplısı bile yapılamadı. Bırakın töreni, kabulde sudan sebeplerle sorunlar çıkarıldı. Bayraktar İHA’ları uçurmamak için asker ve sivil bürokrasi elinden gelen her türlü zorluğu gösterdi. Akıncı TİHA’ya gelinceye kadar yerli ve milli Bayraktar İHA’lara soğuk davranan, yabancı şirketlerin lobisini yapan, temsilciliğini üstlenen içimizdeki bu çarpık zihniyet ne kadar değişmiş olabilir? Bence pek fazla değişmedi!

Çünkü asker ve sivil bürokraside her şeyin kendi kontrollerinde olmasını isteyenler bir fırsat bulduğunda, bu tarz yerli ve milli özel teşebbüslerin halen daha önünü kesebileceklerini düşünüyorum. Zira bu konuda herhangi bir düzenleme halen daha yok. Özel girişimler kendilerini anlatabildiği, hükümette kendilerine yardımcı olacak makamlara ulaşabildikleri kadar ilerleyebiliyor. Türk savunma sanayinde ihtiyaç duyulan ürünlerin yerli özel girişimlerden tedariki için henüz sağlıklı işleyecek bir modele maalesef ulaşmış değiliz.

Şayet 2007’de bir ihaleye çıkılmamış olsaydı bugün Baykar Savunma ortaya çıkmazdı. Bayraktar İHA’lar ve Akıncı TİHA’larda olmazdı. Olay bu kadar net. Üstelik çekilen sıkıntılara da başka özel şirketler ne katlanabilir ne de tahammül gösterebilirdi.

Savunma sanayinde ihtiyaç duyulan her tür ürününün asker ve sivil bürokrasi kontrolünde, kamu ve yarı kamu konumundaki kuruluş ve şirketlere sipariş yöntemiyle ve özel şirketler göz ardı edilerek iş verilmesi nedeniyle bu sıkıntılar yaşanıyor. Halen daha da bu konuda özel şirketlere yönelik bir düzenleme söz konusu değil. Neden imtina edildiğine Savunma Sanayi Başkanlığı bir izahat getirebilir.

Ayrıca kamu ve yarı kamu konumundaki vakıf şirketlerine siparişle verilen işlerin birçoğu da maalesef çok yüksek bedellerle yabancı şirketlere havale edilmektedir. Yerli sanılan bazı ürünler aslında yabancı şirketlerden tedariktir. Üstelik de çok pahalıya mal edilmektedir. Halbuki özel şirketler bu alanda herhangi bir ayrıcalık olmadan yarıştırılabilse kazanımlar çok daha farklı olacaktır.

Son yıllarda yeni model olarak kamu ve yarı kamu konumundaki kuruluşların özel şirketlerle ortaklıkları dikkat çekiyor. Bu da sevindirici bir gelişme, ama elinde ürünü olan, kabiliyetleri bulunan özel şirketlerin de ortaklığa zorlandıklarını biliyorum. “Falan kamu veya vakıf şirketi ile ortak ol” bu ürünün TSK envanterine girmesinde kolaylık sağlayalım tarz teklifler yapıldığını biliyorum.

Özel veya kamu kim geliştirirse geliştirsin her ürünün mutlaka alt bileşenleri ve tedarikçiler olur. Ancak çoğu özel şirket artık direkt sahada olma, ürün yapma, geliştirme kabiliyeti olduğu halde böyle bir fırsatı bulamıyor. Sürekli taşeron olarak çalıştırılmak isteniyor. Asker ve sivil bürokrasi savunma sanayinin tabiri caizse kaymağını özel sektöre yedirmek istemiyor. Bu sebeple de doğru modeli henüz bulmuş değiliz.

Bildiğim kadarıyla Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde yaptığı savunma sanayine yönelik düzenlemelere henüz yeni bir vizyon ekleyebilmiş değiliz. Son yıllarda savunma sanayindeki önemli atılımların daha da ileriye taşınıp, kalıcı hale gelmesi için kesinlikle yeni stratejilere ihtiyaç var.

Baykar Savunma tarafından geliştirilen AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA) Tekirdağ/Çorlu Hava Meydan Komutanlığı’nda başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere devletin en üst düzey katılımıyla hizmete alındığında Bayraktar TB İHA’ların 2014’te yaşadığı sorunlar film şeridi gözlerimin önünden geçti. Törensiz bir şekilde çeşitli suni sorunlarla nasıl envantere girdikleri ise ayrı bir konu…

Hali hazırda 12 ülkeyle ihracat sözleşmesi imzalayan Bayraktar İHA’lar aynı zamanda Akıncı’nın gelişiminin de zeminin oluşturdu. 2019’da sözleşme imzalandı ve 3 yılda geliştirilip, TSK envanterine girdi. Bu kadar kısa sürede böyle bir hava aracını geliştirmek gerçekten büyük başarı.

Buz kırıcı sistemleri, 100 civarında bilgisayarı, çift kontrollü uydu sistemleriyle savaş uçaklarının yapamayacağı görevleri icra edecek. Geliştirme aşmasında Aselsan’ın CATS kameraları, telsizleri, TÜBİTAK SAGE ve Roketsan’ın füzeleri, Nüfuz Edici Bombaları ve yaklaşık 2 bin tedarikçinin alın teriyle Akıncı TİHA hizmete girdi.

Öte yandan Bayraktar TB İHA’lar Türkiye’nin savunma sanayi ürün ihracatında da dengelerin değişmesini sağladı. Ayrıca Bayraktar İHA’lar, 2021 rakamlarıyla Türkiye’nin savunma sanayinde açık ara en fazla ihraç edilen ürün oldu. Baykar Savunma da Türkiye’nin en fazla ihracat yapan şirketi konumuna yükseldi. taşıdı. Bayraktar İHA’larla TÜBİTAK SAGE, Aselsan ve Roketsan’ın ürünleri de yurtdışına ihraç edilmiş oldu.

Hiçbir ülke lafla, övgüyle ürün almaz, hele savunma sanayi ürününü hiç almaz. Bu sebeple Türkiye’nin Bayraktar TB İHA’ların yurtdışına satışından çıkarması gereken epeyce ders var. Her şeyi değil, bir şeyi iyi yaparak nasıl başarılı olunacağının güzel bir hikayesi var önümüzde.

Türk Hava Yollarının (THY) 2006’da başlattığı atılım ile kurduğu geniş uçuş ağı Türkiye’ye uçuş yapan havayollarının konumlarında ciddi değişiklikler yaşanmasına sebep oldu. Doksanlı yıllardan iki binli yılların ortasına kadar Türkiye’ye sefer yapan uçuş ağı olan havayolları arasında Alman Lufthansa neredeyse her sene açık ara lider konumdaydı. Şu an Lufthansa alt sıralarda yer alıyor. Aynı şekilde diğer Avrupalı şirketlerinin konumlarında ciddi değişimler oldu.

Şu an itibariyle charter uçuşları hariç Türkiye’ye sefer yapan havayolları arasında frekans sayılarına baktığımızda ise haftalık 49 uçuşla Katar Hava Yolları lider durumda. Haftada 21 sefer Sabiha Gökçen’e, 14 uçuş İstanbul Havalimanı’na, 5 Ankara Esenboğa Havalimanı’na, 3 Adana, 3 Antalya ve 3 de Bodrum’a sefer yapıyor.

Katar Hava Yolları Türkiye’de lider durumunda olmasını hem Türkiye ile olan iyi ilişkilerine hem de COVİD-19 salgın sürecinde uçuşları askıya almadan hizmet vermesine borçlu. Türkiye’den yola çıkıp Doha üzerinden ABD’ye gidenlerin bile tercih ettiği hava yolu olarak akıllara kazınması bundan.

Yanılmıyorsam Katar Hava Yollarının İngiltere’den sonra dünyada en fazla uçuş yaptığı ülke Türkiye. Katar’ın Türkiye uçuşlarındaki başarısının bir sebebi de Türkiye ve Güneydoğu Avrupa Ülke Müdürü Ferit Aksün’ün başarılı performansının etkisi var. Katar Hava Yollarından önce 9 yıl Swiss’te görev yapan Aksün, 17,5 görev yaptığı Katar’daki görev süresini bu ay sonu itibariyle zirvede tamamlayacak.

Katar hakkındaki son notumu da düşeyim. Türkiye’de bir numaralı yabancı havayolu şirket maalesef İtalya Bölge Müdürlüğü’ne bağlı olarak çalışıyor. Katar’ın Güneydoğu Avrupa Ülkelerini neden Türkiye’den yönetmediğini de elbette merak ediyorum.

Öte yandan Körfez’in diğer önemli şirketi Emirates Hava Yolları ise son yıllarda ülkeler arası bozulan ilişkiler sebebiyle Türkiye’ye fazla sefer yapma imkânı bulamadığını biliyorum. Emirates halihazırda Türkiye’de sadece İstanbul Havalimanı’na haftada 18 sefer yapıyor. Sabiha Gökçen’e uçmak istemiş, ama izin alamamış. Hatalık uçuş sayısını 21 çıkarma talebine de olumlu cevap verilmemiş. Mevcut seferlerini ise yolcu ve kargo olarak dolu dolu uçuyor. Ama Katar ile Türkiye hattındaki yarıştan geri kalmaktan pek de memnun değil.

Ancak son iki haftada Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasında çok sıcak gelişmeler yaşanıyor. Bu çerçevede Emirates’in Türkiye’ye yönelik seferlerinde ciddi artış yaşanacağı haberini aldım. THY ile Emirates arasında sefer artışları konusunda tartışmalar yaşandığını biliyorum. Fakat yeni dönemde tatlı rekabet, güzel gelişmeler olacak gibi…

Ayrıca Emirates ile birlikte Etiyopya Hava Yollarının da Türkiye yönelik seferlerinde yeni gelişmeler olacağı haberlerini bir kenara not edin.  

Yaklaşık 2 aylık bir aradan sonra Airport Programı, Habertürk TV’nin yeni yayın döneminde, yine aynı saatte; her Pazar 12.10’da ekrana gelecek. Bu arada program tatil girmişken ben de yazılarıma bir süre ara vererek uzun bir dönem tatil yapma imkânı buldum. Yeni dönemde güzel haberlerde buluşmak üzere…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00