Romantizmin 'alacakaranlığı'
'Yeni Ay', ormandaki bir rüya sahnesiyle açılıyor. 18 yaşına girmek üzere olan Bella (Kristen Stewart) büyükannesini, vampir sevgilisi Edward Cullen (Robert Pattinson) ile tanıştırırken, bir anda yokolup büyükannesine dönüşüyor. Edward ise hala genç. Bella, her daim genç kalacak bir sevgilinin kollarında yaşlanıp gitme korkusunu 18 yaşında hissediyor. Buradan, ‘Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay'ın birinci meselesine, yani Bella'nın aşkını ebedi kılmak için vampirleşme özlemine geliyoruz. İkinci mesele, Edward'ın bu isteğe cevap vermek yerine, ailesiyle birlikte şehirden göçüp gitmesi, Bella'yı terketmesi. Üçüncü mesele ise Bella'nın 16 yaşındaki orman çocuğu Jacob'la yakın arkadaşlığı... İyi bir aşk filminin sırrı, aşıkların önündeki engellerin birden çok ve karışık olması değil midir zaten? Fakat bence bütün bunların üstündeki asıl mesele, ‘Alacakaranlık Efsane'sinin yazarı Stephenie Meyer'in Bella'yı korunmaya muhtaç bir genç kız olarak tanımlıyor olması. Feminizmin bu kadar çok cephe kazandığı ve popüler kültürün kalelerini birer birer fethettiği bir çağda kadının bu kadar zayıf, pasif olarak gösterilmesi, basit bir tesadüf değil. Gişe başarısının, bu şaşırtıcı popülerliğin sırrı, belki de burada saklı. Anneler değil, büyükanneler çağından kalma bir romantizm bu... Genç kızlar zayıf, erkekler güçlü; aşk erkeğin kadını her daim korumasıyla ve sınırsız bağlılıkla ilgili ‘manevi bir şey'.
SORUNLARIN KAYNAĞI BELLA
Meyer, güçlü kadın imajının alıp başını gittiği bir çağda, genç kızlara kadının kadın, erkeğin ise erkek olduğu dönemin yalınlığını işaret ediyor.
Zaten film boyunca Bella, sürekli korunup kollanmak zorunda olduğunu hissettiriyor. Babasına, genç Jacob'a ve uzaklardaki Edward'a...
Filmin bir yerinde Jacob, Bella'ya ‘Bu çizgiyi geçersen benim koruma alanımın dışına çıkıyorsun' bile diyor. Bella, vampirlere, orman çocuklarına ve babasına ait ‘erkek alanları'nda güvenle dolaşabilen bir kız. Sorunlar bu güvenliği reddedip riske girmek istemesinden, sürekli ‘alan ihlalleri' yaparak koruyucularını birbirine düşürmesinden kaynaklanıyor.
Aslına bakarsanız Bella, filmde ortaya çıkan bütün sorunların kaynağı. Edward'ı boşverip kendi hayatını kurmak yerine, erkekleri birbirine düşürüyor.
Meyer, "tek başına ayakta duran güçlü kadın olma mecburiyeti"nden korkan genç kızları masalların romantizmine, yani erkeklerin kadınlar için savaştığı prensesler dönemine götürüyor...
Öte yandan, aşkı sınırsız bir fedakarlıkla ve canından dahi vazgeçmekle özdeşleştiriyor. Seyirciyi buradan da yakalıyor. Ama dipten dibe erkek egemenliğine duyulan gizli bir özlemi açığa çıkartıp beslediği kesin...
Sayısı giderek artan hayranlarını ve ‘Neymiş bu Alacakaranlık?' diyerek sinemanın yolunu tutacak meraklıları da hesaba katarsanız, yılın en çok ilgi görecek filmlerden biri olacağı kesin.
Kendi adıma 130 dakikayı, zar zor tamamladım. Ama ‘Yeni Ay' deyince iç çeken genç kızları düşünürsek, bu ağır tempolu, eski usul romantizmin çok kişiyi cezbedeceğine eminim.
Öte yandan, çağımızın popüler kültürünü yakından takip etmek istiyorsanız, ‘Yeni Ay'ı kaçırmamanız gerekiyor.