Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 
Emma Thompson, İngiliz oyunculuk geleneğinin öne çıkan temsilcilerinden biri… 1980’li yılların ortalarından günümüze uzanan istikrarlı ve parlak bir kariyeri var.
Genelde soğukkanlı, sakin ve ciddi karakterlerde izliyoruz onu… Baskın ve güçlü kişiliklerde…
Kendisinden ziyade film endüstrisinin ona biçtiği bir imaj bu…
‘Gece Kuşu’nda (Late Night) kendini her şeyin üstünde gören, kibirli bir karakteri canlandırıyor. 30 yıllık kariyere sahip talk şov starı Katherine Newbury’yi… Kendisini meslek hayatı boyunca defalarca katıldığı ve ödül almak için sahneye çıktığı törenlerden birinde tanıyoruz. Amerikalıların sevdiği bir İngiliz komedyen olmanın keyfini çıkardığı ‘şov–teşekkür karışımı’ konuşması sırasında, mesleğinin zirvesine çıkmış insanlara özgü, kendine güvenli bir hali var. Ama takip eden sahnelerde Newbury için işlerin hiç de yolunda gitmediğini anlıyoruz. Programının seyredilme oranları 10 yıldır düşüşte ve işin daha da kötü yanı Newbury düşüşü pek önemsemiyor. Ta ki, kanal yöneticisi (Amy Ryan) açık ve sert bir dille kendini uyarana dek…
Mindy Kaling’in canlandırdığı Molly tam da bu düşüş sırasında dahil oluyor Newbury’nin yazarlar ekibine… Ama bir ‘kurtarıcı’ olarak değil. ‘Kadın kontenjanı’ndan kabul ediliyor işe. O da tümüyle şans eseri… Molly kimya tesislerinde çalışan bir kalite kontrol uzmanı. Şov dünyası ve televizyon yayıncılığıyla tek ilgisi sadık bir seyirci olmak. Öte yandan, tam bir Newbury hayranı… 

 

İşin profesyonelleri, Mindy gibi tutkulu bir seyircinin yaratıcılık ve yetenek katkısıyla çok iyi bir yazara dönüşebileceğini bilir. Ama senaryo, o şekilde gelişmiyor. Tam aksine, başlangıçta Mindy için işler pek de yolunda gitmiyor.
İki ana karakterli bir film ‘Gece Kuşu’… Katherine’in derdi, zorunlu olarak emekli edilmeden işine devam etmek… Molly ise bir yazar olarak televizyon dünyasında tutunmayı amaçlıyor.
Senaryosunu da Mindy Kaling’in yazdığı ‘Gece Kuşu’, iki karakterin hikâyesi üzerinden ‘yeni medya çağına ya da düzeni’ne bakmayı ihmal etmiyor.
Katherine, hâlâ 30 yıl öncesinin kafasıyla düşünen, yeni eğilimlere direnç gösteren, sözgelimi sosyal medyayı hiç kullanmayan bir yayıncı… Molly’nin avantajı ise bir seyirci olarak hem eski hem de yeni medya düzenini bilmesi…
Peki, incelik ve zekâdan nasibini almamış yeni komedyenlerin yükseldiği bir dönemde Katherine gibiler yeni neslin aşırıya kaçan kaba saba mizahıyla nasıl rekabet edecekler?
Açıkçası, günümüzde birçok yayıncının kendine sorduğu bir soru bu… ‘Gece Kuşu’nu ilginç ve değerli kılan mesele tam da bu galiba…
İnternet ve sosyal medya öncesi çağlarda geleneksel medyanın kendine güveni tamdı. Şimdi ise değişime nasıl ayak uydurulacağı sorusu herkes için önemli.
‘Gece Kuşu’nun soruya verdiği yanıt açık: Katherine Newbury gibi deneyimli yayıncıların yeni medya düzeninde ayakta kalmalarının tek yolu, dürüstlük…
Akla yakın bir tez… Şov dünyasında yıldız olanların bazıları, yıllar boyunca ‘ekran personaları’nın arkasında gizlendiler… Ama yeni kuşak seyirciler için ekran personası çok da anlamlı bir kavram değil aslında. Onlar sosyal medyadaki yeni video hareketi sayesinde, herkesin özgürce saçmaladığı amatör yayıncılığın ‘içtenliği’ne alışmışlar.  Her şeyleriyle kendi olan, gerçek insanlar görmek istiyorlar.
Katherine Newbury’nin de yapması gereken gerçek kişiliğini, kişisel fikirlerini saklamamak, daha içten olmak…

Gerçek hayatta yeni medya düzenine uyum sağlamanın bu kadar kolay olacağını pek sanmıyorum. Ama ‘Gece Kuşu’nun hedefi, mesele üzerinde çok derinleşmek değil zaten. Daha çok bizi düşündürmek…
Katherine Newbury’nin tek uyum sağlayamadığı yeni medya çağı değil zaten… Çok kültürlü dünyaya da uyum sağlayamıyor. Mindy gelene kadar tümüyle beyaz erkeklerden oluşan bir yazar ekibi var mesela… Dolayısıyla sadece çağı değil, Amerikan toplumunu da yakalayamıyor.
Katherine, ırkçı, ayrımcı ya da kadın düşmanı biri olmasa da kendini dış dünyaya kapatmış, şovunu ve hayatını otomatiğe bağlamış bir karakter… Belirli ölçülerde muhafazakâr biri… Çevremizde de sık rastlamaz mıyız, böyle insanlara? Politik ve kültürel açıdan tutucu olmasalar da kendilerini, işlerini ve hayatlarını olduğu gibi muhafaza etmeye çalışırlar. Değişmek onlar için çok zordur… Bir noktada çağı ve toplumu ellerinden kaçırdıklarının farkına dahi varmazlar. Gördükleri saygı ve ilgi onlara yeter. Hep kendilerini haklı görür, insanların bir noktadan sonra kendilerini idare ettiklerinin farkına dahi varmazlar. Katherine’in yazarlar ekibi üzerinde kurduğu despotizm tam da böyle bir şey… Bir kimya tesisinden gelen Molly gibi bir kalite kontrol uzmanını ciddiye alması başlangıçta kesinlikle mümkün görünmüyor ama yeni medya çağında ayakta kalma isteği her şeyi değiştiriyor.
Mindy Kaling’in senaryosu Molly açısından kendini aşma, Katherine açısından kendisiyle yüzleşme hikâyesi üzerine kurulu… Senaryonun zayıf yanı her şeyi iyiye bağlamak için hikâyeyi fazla zorlaması ve Katherine karakterinin psikolojisini çok da derinlikli şekilde ele alamıyor oluşu… Güçlü yanı ise çağımızın yeni medya düzeninin sorunlarını yakalama açısından komik ve düşündürücü olması…

  

Yazar olarak imza attığı ‘Champions’, ‘The Mindy Project’ ve ‘The Office’ gibi TV dizileriyle tanınan Kaling, fazla ciddileşmeden hafif, rahat bir kendini iyi hisset filminin kıvamını tutturmasını biliyor. Hikâye örgüsünden ziyade özellikle karakterler ve diyaloglar konusunda iyi… Kaling, açıkçası bundan sonra sinemada ne yapacağını merak ettiğim bir yazar…
Daha çok televizyon dizileriyle tanınan Nisha Ganatra, yönetmen olarak iyi iş çıkarıyor. Oyunculara geniş bir alan açmayı ve hikâyenin hakkını vermeyi başarıyor.
En son ‘Ocean’s Eight’de seyrettiğim Mindy Kaling oyuncu olarak da iyi… Zaten yazar olarak en çok kendi canlandırdığı karaktere özendiği belli… Emma Thompson ise nefret edebileceğimiz bir karakteri artı ve eksi yönleriyle, inandırıcı bir şekilde yorumlamasını biliyor. Katherine’in eşinde John Lithgow’un yanı sıra yazarlar ekibindeki karakterleri canlandıran Hugh Dancy (Charlie), Reid Scott (Tom), Max Casella (Burditt), Paul Walter Hauser (Mancuso) ve yapımcıda Denis O’Hare de performanslarıyla filme katkıda bulunuyorlar.
Ele aldığı meseleyi geliştirmesini bilen, karakterleriyle öne çıkan ‘Gece Kuşu’, haftanın en dikkat çekici filmi..

6.5/10

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!