Üç arkadaş: Nazım, Şevket, Vâlâ!
Mina Urgan’ın vaktiyle okuduğum “Bir Dinozorun Anıları” kitabında görüp defterimin bir yerine not ettiğim, “Herkesin aşk acıları vardır; benim dostluk acılarım oldu,” sözü arada bir aklıma gelir, aklıma geldikçe de son yıllarda durmadan okuduğum hatıra kitaplarında karşıma çıkan şahsiyetlerin birbirleri için sarf ettikleri sözlerine, kurdukları dostlukları harcama veya muhafaza şekillerine bakarak bu sözün hayattaki karşılığını düşünür dururum.
Çağımızın en büyük romancılarından birisi olan Milan Kundera’ya göre “Dostluk erkeklerin sorunudur, onların romantizmidir,” daha çok.
Cahit Külebi dostluğun şiirini şöyle yazar:
Nazım Hikmet de benzer bir his içindedir dostluk denince:
*
Bu şiir Nazım’ın ama eski dostluklar şiirlerde durduğu gibi durmaz. 1950 yılında hapishaneden çıkar çıkmaz eski bir dostunun yanına sığınır. Hapishanede aşık olduğu, uğruna Piraye’den vazgeçtiği “dayı kızı” Münevver’i kocasından ayırır, elinden tutarak en eski dostlarından birisi olan Vâ-Nȗ’nun Salacak’taki evinin bahçe katındaki odaya götürür, yerleşir.
Vâ-Nȗ yanındaydı, yanına sığınmıştı da saç ayağın birisi eksikti. Oysa 20’li yaşların delifişek uçarılığıyla “İnsanların birbirini yiyerek yığınlar halinde öldüğü büyük açlık döneminde” engin Rus ovasına girdiklerinde üç kişiydiler.
Sene 1922’ydi.
Çok değil beş yıl önce, “toplum ani bir emirle yerinden, fırlamış”, Bolşevikler ihtilal yapmış, mujikler “bir hiç iken hep olmuştu.”
Şevket Süreyya o günleri şöyle anlatır:
O sırada üç arkadaş, artık hangi kitap üzerine kasem ettilerse, ant içerler.
*
1950 yılının limonata gibi bir yaz akşamı, hapishaneden yeni çıkmış ve tam 13 yıldan beri görmediği dostunu, ortak arkadaşları Vâ-Nȗ’nun Salacak’taki evinde görmeye giderken Şevket Süreyya’nın aklından geçenler neydi, doğrusu bilmiyorum ama onu “huzura kabul” etsin diye Vâ-Nȗ’nun Nazım’a çok dil döktüğünü biliyoruz bugün.
Bu ağır sözlere rağmen Şevket Süreyya onu görmeye gidiyordu. Kim bilir, hapishanede bulunduğu 12 yıl zarfında tek bir kez bile onu ziyaret etmemiş olan eski dostunun çıktıktan sonra ortak arkadaşları Vâ-Nȗ’nun evinde onu ziyaret etmesine izin verirken Nazım belki de daha önce yazdığı “O gider, bu gider, şu gider/Dostluk, sen yanı başımızda kalırsın” dizelerini hatırlamıştı.
*
Moskova’dan yurda döndüklerinde “diplomaları yakma” yeminine Şevket Süreyya sadık kalmadı. İki dostunun gözünde ikisine de “ihanet” etti. O zamanlar henüz “dönek” tabiri icat edilmemişti ama göz göre göre “davadan dönmüştü” o.
Zaten bütün hayatı böyleydi, hiçbir durakta uzun süre soluklanmamıştı. Komünist olmadan önce, çocukluğunda Mevlevi dergahına yüz sürmüştü. Orta mektepte Osmanlıcı olmuştu. Biraz daha büyüyünce de Turan fikrine kapılmıştı. Gönüllü asker olarak Kafkas cephesine gidince de Turancılık’tan vazgeçmiş, Batum’da komünist olmuştu.
Otobiyografisinde kendini şöyle anlattı:
Aradığı su kendi memleketinde boy veren Kemalist ideolojiydi. Daha doğrusu bu ideolojinin kurucu babalarından birisi olmuştu. “Kadro” dergisini (yazarları ondan başka Vedat Nedim Tör, Burhan Belge, İsmail Hüsrev Tökin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi şahsiyetlerdi) çıkarmış, Ankara’da “Ticaret Lisesi”ni kurmuştu.
*
Nazım Hikmet’in bulunduğu eve giden yokuşu yarılamışken aklına 13 yıl evvel, Ankara’da “Pembe Köşk”ün az yukarısında, solda, pembeye boyanmış evine giderkenki an geldi Şevket Süreya’nın. Yanında Nazım Hikmet vardı. O sırada İktisat müdürüydü. Şairi Ankara’ya davet ederek devlet ricaliyle arasını düzeltmek istemişti. Bunun yolunu iyi biliyordu ama bulduğu yolu açıklamanın sırası değildi. Hem bunu Nazım’a o söylerse muhtemelen kabul etmeyecek, bu yüzden eve Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer’le Basın Yayın Genel Müdürü Sabri Ertem’i de davet etmişti. Aklında geçenleri Şükrü Bey söyleyecekti inatçı komünist arkadaşı Nazım Hikmet’e.
Nazım Hikmet tedirgindi. Bir iki adım atıyor dönüp arkasına bakıyordu. Bu halinden pek memnun kalmamıştı, şu pinpirikli şaire ne oluyordu böyle? Yokuşu tırmanırlarken dönüp arkadaşına, “Neden arkana dönüp bakıyorsun, bu tedirginlik de ne Nazım?” diye sormuştu. Nazım aynı tedirgin yüz ifadesiyle, “Beni İçişleri Bakanı Şükrü Kaya takip ettiriyor Şevket,” cevabını vermişti. “Merak etme, Şükrü Kaya senin misafirim olduğundan haberi vardır,” demiş, içini rahatlatmıştı.
Evde, yemek masasında muhabbet koyulaşır. Mevzu edebiyata gelir. Sonra şiire… Nazım en güzel şiirlerini okur. O sırada İspanya’da iç savaş vardır. Şevket Süreyya’nın anlattığına göre Nazım İspanya iç harbini anlatan bir şiirini okurken Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer’in gözleri yaşarır. Şükrü Bey, şiirin güzel bir isyan şiiri olduğunu söyler, tıpkı bizim İstiklal Savaşımız gibi. Ama ne yazık ki hiçbir Türk şairi bu büyük savaşın destanını yazmamıştı henüz. Yazık değil miydi! Sözlerini şöyle bitirir Şükrü Bey:
Ama bu arada bir bela gelir şairin başına. 1938 yılında tarihe Donanma Davası olarak geçen “uyduruk” bir yargılanmayla 28 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırılır.
Her yere başvurur nafile, hasta yatağında Mustafa Kemal’e, “Kemalizm’den ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki suçsuzum” diyen bir mektup yazdığı halde sesini kimseler duymaz olur.
Ve en son bir umut olarak, Şevket Süreyya’nın evinde Emniyet Umum Müdürü Şükrü Sökmensüer’in yaptığı teklife sarılır. Belki okurlar da devlet ricali imana gelir diye İstanbul Sultanahmet Cezaevi’nde “Kuvayi Milliye” destanının ilk halini yazmaya başlar. 1939 yılında eseri bitirir. Önsözde de belirttiği gibi destanı 15 gün içinde, büyük bir kızgınlık ve heyecanla yazar. Kızgındır çünkü haksız yere içeri tıkılmıştır, heyecanlıdır çünkü okuyanlar onun ne kadar büyük bir “yurtsever” olduğunu hemen görüp imana gelecekler.
Ama hiçbiri olmaz. O da umudunu yitirince “destanı” yayınlamaktan vazgeçer, onu büyük eseri “Memleketimden İnsan Manzaraları”nın içine yedirerek değerlendirir.
*
Evden içeri girer. Karşısında on iki yıllık mahpusluğun ağır yükünü sırtlayıp buraya getiren çökmüş arkadaşını görünce aklına Moskova’da Mayakovski’den bağıra bağıra şiirler okudukları an gelir.
İki eski dost birbirine sarılırlar. Birbirlerinin kokusunu, sıcaklığını kendilerine çekerler. Bir süre öyle yek vücut gibi kalırlar. Ayrıldıklarında Şevket Süreyya;
“Aslan gibisin Nazım,” der.
Nazım, “Sen de öyle” cevabını verir.
Yine de havada dağılmamış bir gerginlik vardır. Havayı en çok hisseden de Vâlâ Nurettin’dir.
“Otuz yıl sonra üç arkadaş, yine bir aradayız,” der havayı dağıtmak için.
Her şey şiir çağırıyor bu muazzam gecede. Şevket Süreyya, “Senin sesinden şiir dinlemeye hasret kalmışım, yenilerden bir şeyler okusana Nazım” der.
Nazım, Vâlâ’dan kutusunu ister. Arkadaşı kutuyu getirir. Kutunun içinde mahpushanede yazıp Vâlâ’ya gönderdiği şiirler vardır. Birisini seçer, tam okuyacakken elektrikler kesilir. “Bu gece şiir okumamı felek de istemiyor galiba,” der. Vâlâ koşar, içerden mum getirir. Nazım mum ışığında, dışarıda ölümüne güzel bir İstanbul gecesi hüküm sürerken hüzzam bir şarkıyı terennüm eder gibi okumaya başlar şiiri. Eski dostu Şevket Süreya’nın gözyaşları yanaklarını ıslatır.
Yine de Nazım Hikmet’in karşısında bir mahcubiyet hissediyordu Şevket Süreya. Sanki ona ihanet etmiş, sadakatsizlik yapmıştı. Zaman çok şeyi alıp götürmüştü. İçinden geçen şey, “Hayatının en zor zamanlarında sana yaslanacak bir omuz olamadım belki ama hayatta yaşadığın bütün o zorlukları yaşayamayasın diye de çok uğraştım Nazım” hissiydi galiba ama elinden fazla bir şey gelmemişti. Ona göre Nazım ondan çok farklıydı, başka bir insandı. Çilenin, sabrın, ıstırapların potasında hem kendisi hem de değerleriyle hesaplaşmış bir insan...
Nazım Hikmet, Şevket Süreyya Aydemir ve Vâlâ Nurettin o geceden sonra bir daha bir araya gelmediler.
*
Kaynaklar:
Erkan Irmak, Kayıp Destanın İzinde, İletişim Yayınları
Sadun Tanju, Eski Dostlar, İş Bankası Kültür Yayınları
Şevket Süreya Aydemir, Suyu Arayan Adam, Remzi Kitabevi
- Şiirin ve elemin yurdundan yükselen ses3 dakika önce
- "Asabiyet"ten mustarip bir komitacının portresi2 gün önce
- "Beau Chérif"ten "Boş Herif"e; Şerif Paşa57 dakika önce
- Yaklaşan felaket!2 gün önce
- İdama giden Dostoyevski'nin son 15 dakikası55 dakika önce
- Dostoyevski neyimiz olur?48 dakika önce
- Yeni yılda mutluluk temennisi beyhude mi?12 saat önce
- "Suphi'yi kim öldürdü?"2 gün önce
- Gazoz!32 dakika önce
- Yol ayrımında bir serbesti denemesi4 hafta önce