Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusundaki itirazları üzerinden başlayan gündem, küresel ölçekte devam ediyor.

Bu itirazların ana başlığı olan terörle ilgili tezlerimiz meşru ve gerçeğin ta kendisi. Avrupa’nın özgürlükçü ve demokrasi standartları yüksek diye tanımlanan iki ülkesinin, örgütle ilgili tavrı ve nelere göz yumduğu da malum.

O nedenle Ankara’nın bu yöndeki eleştiri ve taleplerine yönelik ciddi bir karşı görüş yok şu ana kadar. Ancak mesele, endişelerimizin haklı bulunması ya da anlaşılır olmasıyla bitmiyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu yöndeki tepkisini dile getirdiğinde sadece bu iki ülkeyi değil, Suriye’nin kuzeyinde teröre destek veren Amerikan yönetimini de uyarmıştı. Irak’ta tüm dengeleri alt üst edip, Afganistan’ı Rusya-Çin hattında bir kaos alanı olarak terk eden ABD, Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanmasını destekleyip bir tehdit olarak tutmaya devam ediyor.

Önceki yazıda altını çizdiğim gibi, iki ülkenin üyeliklerine yönelik itirazları üzerinden Türkiye’ye karşı kullanılan dil hayli dikkatli. Ancak yeni üyeler konusunda başta ABD olmak üzere ittifakın ana aktörleri de kararlı.

TÜRKİYE-BİRLEŞİK KRALLIK

Dün kritik bir telefon görüşmesi gerçekleşti Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson arasında. Aslında aktarılan resmi bilgiler bile başlı başına önemli.İki ana başlık var. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik talebi ve Ukrayna-Rusya savaşı dahil bölgesel gelişmeler.

Görüşmede Cumhurbaşkanı'nın şu vurgusu öne çıkıyor: “İsveç ve Finlandiya’nın terör örgütü PKK/YPG güdümündeki şahıs ve sözde kuruluşlarla ilişkileri temel sorun.” Ancak devamındaki şu sözler sürece dair ipuçları veriyor. “Finlandiya ve İsveç’in NATO değerlerine sahip çıkacağından ve Türkiye’nin meşru endişelerini bihakkın gözeteceğinden emin olmak istiyoruz.”

Bu hafta Ankara’da yaptığım hiçbir görüşmede, “NATO’dan çıkmak üzere bir seçeneğin masada olduğu”na dair bir ipucu ya da izlenim edinmedim. Türkiye’nin terörle mücadele konusunda ittifak tarafından yalnız bırakılması, hatta bizatihi teröre destek verilmesi bugün ortaya çıkmış gerçekler değil. Buna dair rahatsızlıklarımız her zeminde dile getirildi bugüne kadar. Bu süreci dikkate almadan baktığınız zaman sıradan yaklaşımlarla, “Taviz koparmak için hareket ediyorsunuz, fırsatçılık yapıyorsunuz” değerlendirmeleri çıkıyor ortaya.

“NATO değerleri” hatırlatmasının adresi ittifakın ana aktörü elbette. Yani İsveç ve Finlandiya üzerinden söylenenler, sadece bu iki ülkeye değil ittifakın karar mekanizmalarına verilen mesajlar. Sınırlarının hemen ötesine terör devletçikleri yerleştirmeyi hedefleyenler, Avrupa’nın dört bir yanında örgütün mayalanmasını sağlayanlar, Türkiye’nin her itirazını sonuna kadar hak ediyorlar.

KITA AVRUPA'SINDA HUZURSUZLUK

Peki burada başka bir tuhaflık yok mu?

NATO içindeki herkes, gönüllü olmak bir yana, tüm sonuçlarını kabullenerek mi bu genişleme politikasına evet diyor.

İşte Türkiye’nin odaklanması gereken en önemli noktalardan birisi tam olarak burası.

NATO’nun genişleme politikasının akıl üssü ABD ve Birleşik Krallık. AB yükünü Brexit’le birlikte sırtından atan ortağıyla birlikte Biden yönetimi, kelimenin tam anlamıyla Avrupa’nın boğazına basıyor.

Esasen tam olarak Almanya’nın.

“Kuzey Akım 2” projesinin üzeri çizilince Almanya’nın tüm hesapları alt üst oldu. İşgalin ilk günlerinden itibaren fısıltı halinde sızlanıyor. Sadece enerjiyle değil, tedarik sorunları nedeniyle dev firmalarının üretimleriyle ilgili de ciddi krizlerin eşiğinde.

İki büyük savaşın mağlubusunuz. Kritik karar mekanizmalarında adınız yok. Askeri açıdan baskı altındasınız.

Şimdi NATO’nun merkez aklı eliyle Rusya’ya karşı savaşmanız isteniyor. Dolaylı ya da dolaysız.

Muazzam ekonomik gücü ve birikmiş enerjisiyle Almanya yoluna böyle devam edebilir mi?

Çok farklı ve alternatif mecralardan bu süreci takip ediyorum.

Almanya’nın bu kıskaca boyun eğdiğine değil, tam aksine özellikle silahlanmak ve kendi önünü açmak için ölü taklidi yaptığına ihtimal verenler hayli fazla.

Bunun yeni bir dünya savaşının önünü açacağını düşünenler de.

Ukrayna’ya yönelik işgalin ilk günlerinden itibaren Türkiye’nin yeniden AB üyeliği talebini canlandırmasını bir de bu tabloda değerlendirelim.

Az önce aktardığımız tabloda, NATO’nun bu baskısından rahatsız olan sadece Almanya değil. Coğrafi olarak ifade edersek Kıta Avrupa’sının Rusya’ya doğru olan bölümünde ciddi huzursuzluklar var.

Türkiye’nin yeniden bir AB vizyonu şekillendirmesi, tam üyelik başlığı altında olsun olmasın, bu huzursuz alanla irtibatlarının güçlenmesi açısından değerli.

Sanıldığından çok daha değerli bir zemin ülkemiz açısından.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar