Sen deliysen biz neyiz?
“(...) İnsanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor:
‘Sevgilim, beni ne kadar çok seviyorsun’lar,
‘Felsefe yapma aşka gel, kendine gelirsin’ler,
‘İnsanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun’lar...
İnsanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım? Bu, İsa’ya hem Edip Cansever’e, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı?
Hepimiz deliyiz, akıllı taklidi yapmayı bıraktığımız anda tımarhaneye kapatılırız. İnsanlar akıllı taklidi yapmakta ne kadar da usta Tanrım. Bense beceriksizim bu konuda, daha doğrusu akıllı taklidi yapmaktan bıktım. Normal olmaya çalışmak deli olmaktan daha zor. Bir ofiste çalı- şıyordum, deli gömleğimin (seçkin bir markaydı) üzerine kravat takmayı bıraktım.
(...)Beni insanların çıldırtmasındansa gökyü- zünün çıldırtmasını isterdim, karanlık yağmurun, müziğin...Beni çıldırtma hakkını insanların elinden almalıyım.
(...)İnsanın Tanrı’ya inancını kaybetmesin- den daha kötü olan bir şey varsa o da insanlığa inancını kaybetmesidir.”
***
Belki akıl hastanesinde doktor olan dedemin hikâyeleriyle büyüdüğümden, belki Guy de Maupassant’ın “Saç” adlı öyküsü her daim beni etkilediğinden, belki bazen kendi aklımın da çok ‘uçucu’ olduğunu düşündüğümden, her daim merak ederim; “İnsan o çizgiyi nasıl aşar?”
Pınar Öğünç’ün Radikal’deki yazısında gördüm ilk, birkaç satırı... Yukarıda içinden ‘cımbızlamalar’ yaptığım “Kanatılmış Sözcükler Kitabı” adlı öyküden bahsediyordu o da; yazarı bir şizofreni hastasıydı. Aynı zamanda Çanakkale’de yaşayan bir zabıta memuru. Mahlas kullanıyor: Süveyda Ölüdeniz...
Ölüdeniz, Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından, Bilim İlaç desteği ile düzenlenen öykü yarışmasında birinci olmuştu. Pınar’dan öykünün tamamını istedim. “Ben deli değilim” diye başlayan öyküde Cemal adlı karakterin ‘tımarhaneye’ kapatılışı vardı... Ve daha fazlası...
Öyküyü tekrar tekrar okudum, okuttum; okudukça şu köşede yazıyor olmaktan bile utandım, hayran oldum, deli gibi kıskandım...
“Acının olmadığı yerde edebiyat olamaz” diyen Mario Levi, Süveyda Ölüdeniz’e plaketini verirken “Bundan sonra elim yakanda, kitabını bekliyorum” diyordu...
700 bin şizofreni hastası varmış Türkiye’de... Belki hepsi böyle hikâye yazamıyordur ama belli ki hepsi “acıların ortasında ve tam da bu tür hikâyelerin merkezinde”...
Canı yürekten kutluyorum şizofreni hastaları için böyle girişimlerde bulunanları ve gerçek yazarları bizimle tanıştıranları; sabırsızlıkla okumayı bekliyorum tüm yazılanları...
Bu arada yazarımızın mahlas olarak seçtiği isim yani “Süveyda” ne demek bilir misiniz; yürekteki karaleke... Ve öyküdeki Cemal; sen deli değilsin! Ya da sen deliysen biz neyiz?
- Hayır kurumunun yardımın 'desenini' sevmeme hakkı var mı?14 yıl önce
- Uyutmayan 'masal'lar da var14 yıl önce
- Ayıkken kafası güzel gibi konuşan adamlar14 yıl önce
- 'Cocooning' trendi bize gelir mi?14 yıl önce
- Bir festival 40 gün sürer mi?14 yıl önce
- Akide şekerli heykeli yalayan sanatsever14 yıl önce
- Devlet sonunda müzelerde hediyelik eşya işini çözmüş!14 yıl önce
- SERGİNİZİ NASIL ALIRSINIZ?14 yıl önce
- Tavsiye mektubu!14 yıl önce
- Kibrit çöpleri14 yıl önce