Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’ye gelen Suriyeli ve Afgan mülteciler belki kendisinden başkasına tahammülü olmayan Türklere birlikte yaşamanın önemi konusunda öğretici bir tecrübe olabilirdi. Hep Türkiye mozaiğinden bahsedilir, ama o mozaik son yıllarda tamamen unutuldu, tek tipleştirildi. Bu açıdan farklı dillerin konuşulduğu, farklı ırkların, milletlerin dolaştığı Türkiye çok kültürlülük ve çeşitlilik konusunda anlayışlı bir topluma dönüşür, uzun vadede demokratik kültürün gelişmesine de faydası olabilirdi mültecilerin. Bu romantizm belki 10-20 bin, ya da 100-200 bin mülteci olsa anlamlı olurdu. Bugün sayıları yedi milyona vardığı söylenen mültecilerle böyle bir idealden söz etmek mümkün değil. Mülteciler ülkenin hoş bir dokusu değil, bizzat rejimin geleceği için tehdit oluşturmaya başladı.

BATININ SORUMLULUĞU

Dünyanın en gelişmiş ülkeleri, varlık içindeki devletler kapılarını mültecilere açmıyor. Hatta giderek Batı’ya turist olarak bile gitmek mümkün değil. Haiti’de geçtiğimiz günlerde devlet başkanı öldürüldü, yıllarca ülkeyi işgal eden ABD asker yollayıp asayişi sağlama konusunda isteksiz. Haiti kölelikten ilk bağımsızlığı kazanan toplum, ama özgürlüğün bedeli olarak Fransa’ya yıllarca tazminat ödemek zorunda bırakıldı. Geri kalmışlığında bu tazminatın etkisi büyük. Ama Fransa elini taşın altına koymuyor, yıllarca sömürdüğü Afrika ülkeleri gibi Haiti’yi de kendi kaderine terk ediyor. Üstelik Fransa ekonomisinin gelişmesinde köle olarak çalıştırılan Haitililerin emeği varken.

Küba’da insanlar sokağa dökülüyor, ama yıllarca uyguladığı ambargoyla insanları kapalı bir rejime hapseden ABD bu konuda adım atmıyor. Bugün dünyada kaos içindeki ülkelerde çatışmaların hemen hepsinin kökenine bakıldığında ucu Batı’ya, Batılı ülkelerin geçmişte o topraklarda yarattığı hasarlara dokunduğunu görüyoruz. Afganistan’da Taliban’ı besleyen ve bugün dünya için tehdide dönüştüren komünizm tehlikesiyle mücadele eden ABD’ydi. Nispeten istikrarlı bir rejim olan Irak’ta Saddam’ı deviren, yalan savaşla İŞİD’in doğmasına neden olan, başka Ortadoğu ülkelerindeki yanlış politikalarıyla radikal İslam’ın güçlenmesine neden olan da ABD.

Türkiye’nin ne Afganistan ne Suriye konusunda herhangi bir siyasi sorumluluğu var. Hatta ahlaki sorumluluğu dahi yok. Benzer şekilde Türkiye’ye akın etmeye başlayan Pakistanlılar ve Bangladeşlilerle de organik bir bağımız yok. Bir kısım mülteci Türkiye’yi geçiş ülkesi olarak belledi. Türk pasaportu alan Suriyelilerin bir kısmının Ankara Anlaşması’ndan faydalanıp İngiltere’de oturma iznine başvurmuşluğu bile var. Avrupa Birliği de çoğu mültecinin kendi topraklarına gelmek istediğini biliyor, bu yüzden Türkiye’yi zaman zaman birkaç milyar dolarla, bazen bir-iki tatlı sözle idare ediyor ki göçü önlesin. Türkiye’nin AB’ye alınma ihtimali yok, hatta AB giderek daha da dışlayacak Türkiye’yi. Kendi topraklarında başka azınlıkların var olmasını istemedikleri için de Türkiye’nin fiili bir toplama kampına dönüşmesine neden oluyorlar.

Danimarka gibi belli sınavla, puan sistemiyle, liyakatle göçmen almıyor Türkiye. Eğitimli-eğitimsiz olduğuna bakmadan kevgire dönmüş sınırlarından herkes geçiyor. Bu mültecilerin çoğunun seküler Cumhuriyete uyum sağlama kaygısı yok, aksine kendi yaşam tarzlarını ve din anlayışlarını topluma dayatma eğilimi içindeler. Kent yaşamında tehdide dönüştüğüne dair haberler tek tük çıkıyor; bu baskı ortamında tek tük haber çıkıyorsa sokakta daha fazla olay oluyor demektir.

SEKÜLER CUMHURİYET TEHLİKEDE

Çok daha muhafazakar bir gelenekten gelen mültecilerin Anadolu’da Türkiye’nin kendine özgü İslam anlayışına tehdit oluşturduğuna, toplumu daha da muhafazakarlaştırdığına dair bilgiler de geliyor. Zaten sürekli tehdit altında olan sekülerizm şimdi de mülteci problemine karşı direnmeye çalışıyor. Bugüne kadar yaşam tarzına tehdit tartışılırdı Türkiye’de, bundan sonra etnik çatışma gibi ihtimalleri de tartışmamız olası. Bir erkekle el ele tutuştu diye otobüs durağında kendi kızını öldüren yobaz Türk ailesi Alman toplumu için nasıl tehditse, dışarıdan gelip Türkiye vatandaşlarının yaşam tarzına saldıran mülteciler de aynı ölçüde tehdit.

Yedi milyon mülteci daha hala kendi azınlıklarıyla ilgili sorunlarını çözememiş Türkiye için uzun vadede başka siyasi sonuçlar da doğuracak. Bir açıdan kurnazca bir plan olabilir; vatandaşlık verilecek mülteciler yeni bir seçmen bloku oluşturarak bir sonraki seçimde iktidarı belirleyecek Kürt oylarına karşı alternatif olarak düşünülüyor belki de.

Sadece potansiyel bir oy deposu olarak mültecileri beslemek de tehlikeli bir kumar ama. Türkiye’nin yüzde 90’ı mültecilere karşıyken küçük bir oy hesabı uğruna bütün ülkeyi karşısına almak ne kadar doğru bir strateji, göreceğiz. 2023’te yapılması beklenen seçime kadar muhalefet blokunun sadece ekonomi ve mültecilerden bahsetmesi, düşük liberallerin palavra romantizmine kapılmayı bırakıp birbiriyle bağlantılı bu iki konu üzerinde durması gerekiyor. Bu kumar tarihte başka ülkelerde ters tepti, dağılma ve çöküşe neden oldu. Siyasetin başka bir önceliği yok, bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutma mücadelesidir mülteci meselesini çözmek ve sınırları kapatmak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00