Bizim başımız kel mi?
Saçsız kafalılar, saçlılardan daha çok ilgi çeker oldu. Zira onlar, şimdilik saçı olanlardan daha az sayıda. Gelin konuyu biraz daha derinleştirelim.
Doğuştan kel olan kişi yok denecek kadar az. Saçları kaybetme ayrıcalığına ortalama 30’lu yaşlardan itibaren kavuşuluyor. Bu durum bazen 50 hatta 60 yaşlarından sonra ortaya çıkabilmekte. Kafada hiç saçı kalmayan buna rağmen mutluluğundan ve kendi özgüveninden hiç birşey yitirmeyen kişiler olduğu gibi, bunu hayatın sonu gibi algılayan kişiler de azımsanmayacak kadar çok. Unutulmasın ki Türk milletinin her şeyi ile örnek aldığı Atatürk kafasındaki saçları 40’lı yaşlardan itibaren yitirenlerden. Fakat ne var ki Merkez Bankası Banknot Matbaası son basılan YTL cinsi paralarda fotoshop yaparak Atatürk’ün kafasına fazladan saç ekimi yapmış bile.
Neyse, geçmişten bugüne kafasında hiç saçı olmayan veya yanlarda olup ortası açık kalanların (Habertürk yazarı Atılgan Bayar’ın söylediği gibi dekolte kafalıların) sayısı giderek artıyor mu, sorusuna cevap bulalım.
Neredeyse her alanda bilimsel araştırma yapan dünya bilim adamları bu konuda kanıta dayalı kapsamlı bir çalışma yapmadılar. Eğer kellerin sayısı giderek artıyorsa saçlı olanların hangi saflarda yer alacağını düşünmeleri lazım. Tersine kellerin sayısı azalıyorsa bu durumda olanlar daha şanslı kabul edemez miyiz? Unutmayın! Nadir olan her şey kıymetlidir!
Gün geçmiyor ki medyada kellik tarihe karışıyor diye bir haber çıkmasın. Kimi fare derisinden implant yaparak, kimi özel losyonlar kullanarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar. Bir süre sonra yeni icat edilen yöntem veya ilaç popülaritesini yitirince bunu kullananların hem ümidi hem de parasının kaybolup gitmesi vakayı adiyeden artık. Onlar hiç bilmiyorlar mı? “ Kelin merhemi olsa başına sürermiş” özdeyişini.
Kellerin sayısı azımsanmayacak kadar çok olduğunun bir kanıtı da kellere çare bulan sektörün büyüklüğü ve yaptıkları anormal karlar. Bu sektör sadece saç dökülmesini durduran kozmetiklerle sınırlı değil. Saç ekimi, peruk veya protez hatta bu doğal olmayan saçlara bakım yapan kuaförler de sektörün içersinden pay alıyor.
Sanatçılar ve siyasetçiler de bu sektöre para kaptıranlardan. Yaptığı tek icraat seçildikten sonra kafaya saç ektirmekten öteye geçmeyen milletvekilleri hayli fazla. Sanatçılar içersinde benim ilk anda aklıma gelen Erol Evgin, Erol Büyükburç da saç protezi kullananlardan.
Bir de kelliğini gizlemek için tamamını kazıtanlar var. Bunlar bir bakıma görünümlerini gizlemek derdinde. Bu nedenle saç protezi kullananlardan pek farklı da değiller. Fakat onlara sorsan çok rahatlar. 3-4 günde bir ustura ile kafa derisini yüzmemek için nasıl korku içersinde kendilerini traş ettiklerini söylemiyorlar bile. Bunların ağa babası Jul Brynner, Bruce Willis, Micheal Jordan bir de Türkiye’den Cem Yılmaz.
Aslında kellik değil de saç dökülmesi herkesin sorunu son yıllarda. Araştırmalara göre kadınların yüzde 40'ı, erkeklerin ise yaklaşık yüzde 50'si yaşamlarının bir bölümünde saç dökülmesi sorunu yaşıyorlar. Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın saç sorunu yaşadığı ve saçlarını gürleştirmek için birçok formül uyguladığına ait bilgiler günümüze kadar geldi. Fransa Kralı 8. Louis de, kelliğini peruk ile gizlemeye çalışanlardandı. Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat ( kafası kel) kellik sorununu aşmak için çareler aramış. Afyon, kara turp, güvercin dışkısı, pancar kökünü, çeşitli baharatlarla karıştırarak kafa derisine sürmüş, fakat başarılı olamamış. Roma İmparatoru Sezar, kelliğini kamufle etmek için arkadaki saçlarını uzatıp, başının ön kısmındaki saçsız bölgeyi kapatırmış. Onun defne yaprağından yapılmış bir tacı takmasındaki neden kelliğini gizlemek için olduğu ileri sürülmekte.
Kelliği yenmek için geçmişten günümüze kadar çok çeşitli tedaviler uygulanmış. Sıcak zeytinyağı, bal, hintyağı, yumurta, yeşil çay özü, soya fasulyesi, kakao, süt hatta mayonez gibi gıdaların tedavi amacıyla kullanıldığını görüyoruz. Fakat sakın karıştırmayın, bunlar yenmiyor resmen kafaya sürülüyor. Kellik için en eski tıp belgesi 1862 yılında gün ışığına çıkarılmış. Bu belge, M.Ö 1500`lü yıllarda yazıldığı tahmin edilen bir papirüs olup içinde saç dökülmesini önlemek için bir reçete yer alıyor. Reçete; keller için demir, kırmızı kurşun, soğan, kaymak taşı ve bal karışımında hazırlanan bir ilacın yutulmasını önermekte. Bu arada belgede; iyi sonuçlar almak için Güneş Tanrısı`na yakarmak gerektiği de unutulmamış.
Kompleksi olan kel kafalıların bunu yenmek için ödünleme mekanizmasını çalıştırarak ileri sürdüğü tezler oldukça ilginç. Kimi “Herkes bunun bana yakıştığını söylüyor. Kimi “ Erkeklik hormonu fazla salgılanınca kel olunurmuş. Yani ne kadar kellik, o kadar erkeklik “ diyor. Başka iddialı görüşler de var. “ Tarihe bir bakın, bütün büyük adamlar keldir. ” Zeki kadınlar kelleri çekici buluyorlar”. “ Maden olan yerde ot bitmez” bunların bir kısmı.
“İstesem saç ektiririm, ama insanın doğal hali daha güzel, hatta beni daha karizmatik yapıyor”. “ Benim saç kurutma derdim yok ve halime şükrediyorum“ diyenler de var. Bazıları daha da ileri gidip bilimsel öngörüler de bulunuyorlar. “ Çekicilik beyinden gelir, üzerindeki kılların hiç önemi yoktur. Antropolojide zekaya delalet eden kıvrımları çok olan bir beyine sahip kafatasının zaten deri yüzeyi, fazla saçlı olmaya uygun değildir.”
Ben de biraz ekleyim isterseniz. Tarihte Japon döğüşçüleri kafalarını kazıtıp statülerini yükseltiyorlardı. Halen de öyle. Fakat tersine, tarama özürlü, bozuk scanner gibi alaylarla karşı karşıya kalanlar da çok.
Ne dersek diyelim bana göre; “Kişi kafasını saça takacağına, kafasına saç taktırmayı tercih etmesi daha akıllıcadır”.
Sağlık ve esenlikler dilerim.