İşsiz ama eşsiz bir gazeteci!
Son günlerde birkaç kez konuşmuştuk onunla.
“Hayatının arkadaşı” Nalan Hanım, çok sevdiği çocukları oradaydı.
Viyana’da bir hastaneden, zor konuşarak belki, ama yine her kelimesini özenle seçtiği o telefon görüşmesinde ona söylediğimi size de tekrarlayayım:
Ali Haydar Yurtsever, 16 yılımı verip bir gün kovulduğum Milliyet’in o özel dönemlerinin “Viyana muhabiri”ydi. Dünyanın en sakin şehirlerinden birinde temsilci.
Ama Ali Haydar sakin Viyana dışında, kaynayan her yerdeydi.
Körfez savaşlarında Irak, Pakistan, Somali, Romanya, Bosna.
Tarih kanla ve onca canla acı çekerken, “Gazeteci” hep ateşin ve ölümün tam ortasındaydı.
Gazeteciliğin bugünkü sefaleti karşısında şöyle düşünün:
Başkası olsa dünya paraya satabileceği tek bir karenin, her anın hesabını Milliyet’e veriyor; fotoğraflarını ancak gazete namına dışarı satıp prim alıyordu.
Ailesinden hep ayrı kaldı; yaralandı, kaza geçirdi. Sağlığı bozuldu.
Gazetecilik aşkı kadar, dürüstlüğü, doğruluğu, insanlığı ile hep çok kıymetli oldu benim için.
2001’de Milliyet’ten kovulduğumda, işte Özkökler’in, Y. Yılmazlar’ın Lale devriydi; Ali Haydar hala oradaydı ama…
Bir süre sonra, hayatını o gazete için ortaya koymuş o gazeteciyi de kovdu, küstah bir “medya zihniyeti”.
Üstelik yıllarca ölümle kovalamaca oynamış gazetecinin maaşını “asgari ücret” gösterip küçük bir tazminat ödemeye kalktılar.
Tazminattan kaçırmak istedikleri gerçek maaşını ay ay biliyordum, son zammını bile ben yapmıştım.
Ali Haydar dava açtı, mücadele etti.
Kendim için bile yapmadığım bir şeyi, ona yapılan katmerli haksızlığa isyanla yaptım; şahit oldum duruşmalarda. Esas maaşının ne olduğunu ispatta yardımcı oldum.
Elbette hakkı hiçbir maddi karşılıkla ödenemezdi de, “İnsan kaynakları ve müessese” denen “İnsansız medya aracı” mecburen tazminatını ödedi.
Ali Haydar sonradan Anadolu Ajansı için koşturdu. Onların ne yaptığını da kendi anlatıyor aşağıda!
Al piyasanın vicdansızlığını vur devletin vicdansızlığına işte!
***
Bunları yazarken, yarım asır önce 6 yaşındayken Samatya SSK Hastanesi’nin bir odasında gazeteci babasını yitirmiş o çocuğum ben yine!
Gözlerim elbet çok yorgun ama yaşlar yine öyle çocuksu yaşlar işte!
Onun ısrarlı isteği diye, ona da hastanede okusunlar diye, bana “teşekkür” ettiği son mektubu biraz utanarak koyuyorum.
Telefonda dedi ki: “Müdür, sen beni çok yazdın. Mahcuptum. İzninle ben de bir kez seni yazmış olayım.”
Size hitap ederek başladığı mektup işte:
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve her hür ve bir orman gibi kardeşçesine. Nazım Hikmet’in dizelerini çok severdim.
Savaş cephelerinde ise hep kendi dizelerimi tekrarladım: Ya Allah ya Muhammed, ya Allah ya Ali! Ben bu savaşın tarafı değilim!
1. ve 2. Körfez savaşlarında, Yugoslavya’nın parçalanmasında gelişmeleri bildirirken, yazma gücünü benden esirgemeyen, destek olan sevgili dostum Umur Talu’ya, ilgilenen tüm meslektaşlarıma çok teşekkür ederim.
Yaklaşık bir yıldan beri kanser denilen illetten tedavi gördüğüm dönemde desteğini esirgemeyen Umur Talu’ya yürekten sevgilerimi sunuyorum. Gösterdiği dostluğun, güzel ilginin iyileştirici gücünü hissediyorum.
Savaşı izlemek üzere boynumda makinemle, işgal altındaki başkent Saraybosna ve İgman Dağı’nda, inançlı bir insan olarak hep dizelerimi tekrarlıyordum.
Sevgili Umur, bana yapılan mesleki yasa dışı haksızlıkları dile getirerek her zaman doğru ve adil olanı savundun; haksızlıkları düzeltmek için mücadele verdin, başarıya da ulaştın.
İzninle, bugün o değerli köşende misafir gazeteci olarak, bu insani şeyleri gündeme getirerek, dostluğumuzu anlatmak istedim.
Yaptığın her şey için sevgilerimi sunuyorum.
Ben de tüm yaptıklarını, çabalarını, emeğini, cesaretini, doğruluğunu hep sevgiyle hatırlıyor, anıyorum, İşsiz ama Eşsiz Gazeteci!
- Komple saldırı mı komplo tezgâh mı?7 yıl önce
- Bundan böyle, Aznavour da yok!7 yıl önce
- İnci Sokağı'ndaki kız!7 yıl önce
- Fransa başbakanıydı… Barselona başkan adayı oldu!7 yıl önce
- Ajax'tan takasa, Avrupa'nın Pers seferi!7 yıl önce
- 380 yıl sonra Avrupa'nın 'din savaşları"7 yıl önce
- Cumhurbaşkanı adayına 'akli' muayene!7 yıl önce
- Faşizmin rehinesi olarak antifaşizm!7 yıl önce
- Her şey körleşiyor, derken… Devletler de itiraf eder!7 yıl önce
- İnsanların hüznü en çok gözlerinin içindedir!7 yıl önce