Biz şimdi… Ne dediysek o!
Muhalif olarak bu yaman çelişkiyi kavramak belki kolay, zaten yargılar, önyargılar var da…
AKP’li olarak kavramak çok mu zor?
***
İktidar ile kurucu ve oyun kurucu başkanı Cumhurbaşkanı’nın üç temel meselesi var.
Biz bunlara nezaketen “saplantı” demiyoruz; çünkü belki saplanmamış ve saptanmamıştır!
Şöyle:
Diyeceksiniz ki, kasalar, kutular, havuzlar ne?
Onlar hobi.
Bunlarsa fobi.
***
Bu üç meselede de bir iktidarın, onun efendilerinin tutarlılığı sanırım milletin başını döndürmüştür.
Yok, başınızı dönmemiş, iktidarı da hiç dönmemiş sanıyorsanız, inanın başınızın çok daha fazla döndüğündendir.
Sonuçta baş döne döne, 360’lık turla eski yerine gelebilir ama o baş artık o baş, o kaşartık o kaş değildir!
Baş yerinde ağırdır çünkü!
***
Birkaç yıl önce, ailecek kol kola poz veren, ziyaret ve iade-i ziyaret ile muhabet ve iltifattan başı dönen iki büyük devlet adamı vardı.
Biz, bizden olana kulak verelim:
“Türkiye ve Suriye daha 7,5 yıl öncesine kadar birbirine husumetle bakıyordu. İki ülke zaman zaman savaşın eşiğine geliyordu.
Barış, işbirliği, huzur, kardeşlik dolu sınır boyundan içeriye, “gönüllerin birliği”ne gelelim. Önceki Başbakan’ın mesajı:
“Sayın Hidayet Karaca, Samanyolu Yayın Grubu Başkanı;
Pen Station ziyaretine yollanan bakanlara, başbakan yardımcılarına “Bir emirleri var mı, sorun” denen dönem işte.
Zaman’da, “Hocaefendi de Erdoğan da hem birbirinden dua istedi, hem birbirlerine dua etti. Görülmeye, duyulmaya değer bir tabloydu. Uzaktan bu manzarayı izleyebilseydiniz, eminim, ‘Yahu işgüzarlar! Artık aradan çekilin ki fitne ateşi sönsün’ diyecektiniz. Öyle halisane, öyle samimi” diye başyazılar çıktığı zamanlar.
Hidayet Karaca ise henüz hapis değildi!
***
Oradan tekrar sınıra, hemen dibine gelelim:
“Barış mücadelesi, insanlık onuru mücadelesi, gönül mücadelesi zordur, engellidir, engebelidir.
Bu üç temel mevzudaki bütün külliyatı buraya dökmek elbette mümkün değil.
Ama bunlar Milattan Önce de değil; sadece birkaç yıl öncesinin.
Daha gerisi var, daha ilerisi de.
Ama özü, özeti aynı.
Üç temel meselesinde bir zamanlar böyle düşünmüş…
Yani “Diktatör Esed” ile sanki “seçilmiş, demokratik cumhurbaşkanı” imiş gibi kanka olmuş; sanki dinleme-izleme-fişleme sonradan icat edilmiş gibi “Paralel örgüt” ile hemhal olmuş ve esas tarihi ve önemli olan, “Barış, kardeşlik” için baldırana talip olmuş bir parti, bir iktidar, bir lideri vardı.
Şimdi size, bize bambaşka şeyler söylüyorlar.
Ya hepsi yalandı, ya hepsine kandı, her birinde aldandı.
Ya onlar doğruydu, şimdikiler tam tersi.
Bunun muhakemesi hepimize göre değişir.
Değişmeyen şu:
Türkiye’yi tehlikeli maceralara, belki savaşa sürüklemek isteyenlerin tutarlılık arşivi böyle.
Türkiye’nin pusulası olduğunu iddia edenlerin kuzeyi de kıblesi de böyle şaşkın!
Her şeyi en iyi, en doğru bildiklerini söyleyenlerin, iyi ve doğru bildikleri işte bir öyle, bir böyle.
Muhalif olarak zaten yargıyla, önyargıyla bunları tespit etmek kolay da…
AKP’li olarak da bunun farkında olmak çok mu zor!
***
Suriye üzerine o büyük konuşmada devrin başbakanı halka soruyordu:
“Soruyorum, bundan kim kazandı? Esnaf, tüccar, sanayici, vatandaşım kazandı, değil mi?”
O vakit soru artık şöyle sorulabilir:
“Sonra olanlardan kim kaybetti? Vatandaşım kaybetti, değil mi?”
Çünkü düşman üretme politikasından yarar değil, zarar gördüğümüz ortaya çıktı!
- Komple saldırı mı komplo tezgâh mı?7 yıl önce
- Bundan böyle, Aznavour da yok!7 yıl önce
- İnci Sokağı'ndaki kız!7 yıl önce
- Fransa başbakanıydı… Barselona başkan adayı oldu!7 yıl önce
- Ajax'tan takasa, Avrupa'nın Pers seferi!7 yıl önce
- 380 yıl sonra Avrupa'nın 'din savaşları"7 yıl önce
- Cumhurbaşkanı adayına 'akli' muayene!7 yıl önce
- Faşizmin rehinesi olarak antifaşizm!7 yıl önce
- Her şey körleşiyor, derken… Devletler de itiraf eder!7 yıl önce
- İnsanların hüznü en çok gözlerinin içindedir!7 yıl önce